Otobüste namaz kılabilir miyiz, köyümüzde seferi sayılır mıyız?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Efendim, seyahatlerde ilk tedbir, namaz vakitlerinde durmayacağını tahmin ettiğiniz vasıtaya abdestli olarak binmektir. Çünkü her şeyden önce abdest varsa mecbur kalınca hemen namazı kılma imkanı da vardır. Abdest yoksa fırsat olsa da namaz kılma imkanı yok demektir…

Bunu böylece ifade ettikten sonra yolculuk sırasında bilinmesi gereken mühim maddeleri şöyle sıralayabilirim:

1) Seyahatlerde içinde yolculuk yaptığınız vasıtanın namaz vakti çıkmadan bir yerde duracağını ümit ediyorsanız namaz için beklemelisiniz. Vakit içinde durduğu yerde hemen inip namazınızı normal şekilde kılmayı tercih etmelisiniz. Çünkü yerde kılınan namaz tamdır. Vasıta içinde koltukta kılınan ise eksiktir. Kıyamı, secdesi yarımdır. Tamı kılmak mümkünken elbette yarımı tercih etmek uygun olmaz. Bu sebeple, sorumlulardan namaz kılmak için müsait yerde durmasını teklif etmeli, vaktin sonunda da olsa yerde kılmaya gayret göstermelidir…

2) Vasıtanın durmayacağına kanaatiniz kesinleşmiş, vaktin sonuna doğru da yaklaşılmışsa, artık daha fazla beklemeye sebep yoktur. Namazınızı kazaya bırakmaktansa hemen oturduğunuz koltukta mümkün olan nasılsa öylece kılmalısınız. Koltuktaki oturuşunuzu namazda ayakta durmak, biraz eğilmeyi rüku’a eğilmek, biraz daha aşağıya eğilmeyi de secdeye inmek olarak kabul eder, namazınızı oturduğunuz koltukta böylece kılarsınız. Bu sırada başınızı önünüzdeki koltuğa dayamak, koymak gibi bir mecburiyetiniz olmaz. Başın ayakların ucuna bakıyor şekilde boşluğa secde etmesi yeterlidir.

3) Koltukta namaza başlarken ilk tekbiri kıbleye yönelik olarak almak güzel bir başlangıç olur. Ancak bu da mümkün olmuyorsa kıble mecburiyeti de kalkar. Böylece, otobüste abdestli bulunan kimse vaktin sonuna yaklaşınca namazını oturduğu yerden kolayca kılar, yerine getirilmesi mümkün olmayan bir zorluk ve imkansızlıkla karşı karşıya kalmaz…

4) Bütün bu kolaylıklara rağmen yine de namazını vasıta içinde kılma fırsatını kaçırmış olan kimse için her şey mahvoldu, bütün çareler bitti, manevi hayat da tümüyle gitti.. demek değildir. Rabbimiz af ve mağfiret sahibidir. Bu durumda yapılacak ilk iş, varılan yerde kılınamayan bu namazı hemen kaza ederek kılmak, namaz borcuyla kalmamaya özel bir dikkat göstermek, böylece vaktinde kılma sevabından mahrum kalsa da borcundan kurtulma huzurunu yaşamak…

5) Doksan kilometreyi geçen yolculuklarda kılınamayan namazlar, sonra kaza edilirken yolcu namazı olarak kaza edilir. Yani kısa kılınır. Borç ne kadar ise kaza edilecek namaz da o kadar olur.

6) Yolcu şayet ikamet ettiği yerden çıkıp da vaktiyle doğup büyüdüğü köyüne gidiyorsa, yol boyunca seferi sayıldığı halde köyüne varınca (bir görüşe göre) seferiliği biter, diğer görüşe göre köyünde de olsa seferiliği devam eder. Bu konuda iki farklı içtihat vardır. Bunlar iyi bilinmediğinden farklı cevaplardan şaşırmalar olmaktadır.

Bu sebeple, aile ve çocuklarıyla ikamet ettiği yerden kalkıp (doksan kilometreden uzak olan) doğup büyüdüğü memleketine doğru yola çıkan kimse, yol boyunca seferi olduğu halde vardığı memleketinde (evi, bahçesi, tarlası duruyorsa İmam-ı Muhammed’e göre) seferilik biter… Artık burada namazlarını tam olarak kılar. Çünkü evi, tarlası duruyor. Demek ki çifte vatandaşlık geçerli bu görüşte. İki uçtaki vatanlarda seferilik yok. Sadece yol boyunca vardır.

Diğer iki imama göre ise, vaktiyle terk ettiği memleketine gelince de seferiliği devam eder. Çünkü burasını bırakmış, yeni bir memleket edinmiştir. Onun memleketi artık ailesiyle yaşadığı yeni yeridir. Terk ettiği doğup büyüdüğü eski memleketinde artık seferi sayılır. (Şayet on beş günden az kalacaksa.) On beş günden çok kalacaksa zaten seferilik nerede olursa olsun hemen bitmiş olur…

Hangi içtihat tercih edilmeli? Her iki görüşle de amel edenler vardır. Dileyen birinci görüşü tercih eder, evi, tarlası bulunan memleketine gelince seferiliği hemen bitirebilir. Namazlarını kısaltmadan kılar. Çünkü insanın kendi köyünde kendisini misafir sayması pek de cazip gelmez…

Müçtehitlerimizin bu gibi farklı içtihatlarının hayır getireceğine önceden işaret eden Efendimiz;”Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır!”buyurmuştur. Hangi içtihadı tercih ederseniz ondaki rahmete nail olursunuz, demektir… Ahmet Şahin

Etiketler:,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

6|28|İşin doğrusu şu: Önceden gizlemekte oldukları karşılarına dikildi. Geri gönderilselerdi yasaklandıkları şeyi mutlaka yineleyeceklerdi. Doğrusu, onlar, tam yalancıdırlar.
Sura 6