Peygamber Efendimiz (s.a.s) diğer Peygamberlerden üstün müdür?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Hz. Üstad’ın yaklaşımıyla kâinata bir ağaç nazarıyla bakılırsa, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o ağacın çekirdeğidir; eğer bir kitap misaliyle bakılırsa, o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir. Bir çekirdekten kocaman bir kâinat meydana getirmek Cenâb-ı Hakk’ın kudretine ağır gelmez ve zaten hep öyle yapıyor, çok küçük tohumlardan pek büyük meyveler yaratıyor. Onun yarattığı ilk çekirdek Efendimizdir.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) pek çok cihetle diğer peygamberlerden daha faziletlidir. Mesela, Resûl-i Ekrem vazifesini yapıp gitmiştir; ama dini ve getirdiği mesajı devam etmektedir. “Essebebu kel fâil (Bir işe sebep olan, onu yapan gibidir)” sırrınca ümmet-i Muhammed’in sevaplarının bir misli Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) defter-i hasenâtına kaydolmaktadır. Biz her ezandan sonra dahi ona dua ediyoruz, “… veb’ashu makâmen mahmûdenillezi veadtehu (Rabb’im, Hz. Muhammed’i kendisine vadettiğin makam-ı Mahmud’a ulaştır)” diyoruz. Her gün değişik vesilelerle pek çok defa ona dua ediyoruz. İçinde yaşadığımız çağdaki bütün fitnelere rağmen, hâlâ şu bir buçuk milyar Müslüman dünyasının en az bir milyarı, doğru ibadet ediyor; doğru ezan okuyor; doğru kâmet yapıyor ve her zaman Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) biatlarını yeniliyor ve ona dua ediyor.

Kur’ân-ı Kerim, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden her ismin a’zam mertebesinden geliyor. Efendimiz de ism-i a’zamın mazharıdır. Zaten ism-i a’zamın mazharı olmayan, ism-i a’zamın ve her ismin a’zam mertebesinin tecellîsi olan şeye muhatap olamaz, onu kavrayamaz. Mutlaka kendi mâyesinde onun bulunması, donanımının ona göre olması lâzım. Evrensel bir peygamber, âlemşümul bir peygamber… Bu, şu demektir: İnsanlık ağacına ait bütün hususiyetler, çekirdek halinde onda vardır. Hangi peygamber olursa olsun; hangi mânâyı, hangi gerçeği, hangi hakikati, hangi ismin tecellîsini temsil ederse etsin; bunların bir numunesi, şöyle böyle bir esintisi Efendimizde (sallallahu aleyhi ve sellem) mutlaka vardır. Makam-ı cem’in sahibi olması itibarıyla vardır. Dolayısıyla, diğer peygamberlerin birinde bir isim a’zam derecede tecellî etmiştir, öbüründe öbür isim a’zam derecede tecellî etmiştir; fakat Hz. Muhammed’de (sallallahu aleyhi ve sellem) her ismin tecellîsi vardır ve ona nâzil olan Kur’ân, onun donanımına göre her ismin a’zam derecesinde tecellî etmiştir.

Bununla beraber, diğer peygamberlerin onun yanında kıymetleri yokmuş gibi düşünülmesi şeklindeki haddinden fazla tenzîle Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisi de razı olmamıştır. Mesela, “Ve lâ tekünke sahibi’l-hût…” (Kalem, 68/48) âyeti nazil olduktan sonra ihtimal, sahabilerden bazılarının akıllarına gelmiş olabilir ki; “Yunus b. Metta acaba ne yaptı ki Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Sakın onun gibi olma!’ buyuruluyor.” Onun için Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) hemen buyuruyor ki, “Beni, Yunus b. Metta’ya tercih etmeyin.” Hani, Yunus aleyhisselâmın balığın karnında yaptığı dua ile arş ihtizaza gelir. Melekler “Bu dua eden de kim, ya Rabb?” diye sorarlar. “Yunus” cevabı verilir. “Şu yanıp yakılan, içli içli dua eden Yunus mu?” karşılığını verirler. Yunus b. Metta, Cenâb-ı Hakk’ı tazimle anan bir kul olarak yâd ediliyor. Demek onun Allah’ı farklı bir tazimle anan bir kul olma konumu da var. Bu sebeple Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Beni, Yunus b. Metta’ya tercih etmeyin” diyor.

Yine bir sahabiyle bir Yahudi arasındaki “Hz. Musa mı üstündü, Efendimiz mi üstün?” münakaşasında, sahabi, Yahudi’ye bir tokat vuruyor. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), “Beni Musa’ya tercih etmeyin. Haşr u neşir olduğunda onu arşın kaidelerine tutunmuş olarak göreceğim. Bilmiyorum, daha önce yaşadığı (Tur’daki tecellî neticesinde meydana gelen) baygınlıktan dolayı mı yeni bir baygınlık yaşamadı, yoksa önce mi haşroldu?” diyor. Üstad’ın ortaya koyduğu ölçü içinde mercuh râcihe bazı durumlarda tereccüh edebilir. Yani, faziletçe daha sonra olan, sadece bazı hususiyetler itibarıyla faziletçe önce gelenin önüne geçebilir. Mesela, mutlak fazilette sahabe-i kirâma yetişilemez. Ama bazen ümmet-i Muhammed içinde öyle âlimler, öyle derin insanlar gelmişlerdir ki, hususî fazilette sahabenin pek çoğundan daha ileri, daha derin olmuşlardır.

Hâsılı, diğer peygamberler de, peygamber olmayanların asla ulaşamayacağı mertebededirler; fakat onlar bazı hususlarla anılıyor olsalar bile, mutlak fazilet “Kâinatın İftihar Tablosu”na aittir. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) fazilet bakımından en öndedir.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

7|181|Bizim yarattıklarımızdan bir topluluk vardır ki, hak ile kılavuzlar ve yalnız onunla adalet sunarlar.
Sura 7