Rıza ufkunun yakalanabilmesi için inayet-i ilahiyenin vesileleri nelerdir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0
  1. Allah’a teveccüh

Allah rızasını kazanmaya doğru yol alan aşk-şevk kahramanlarının Cenâb-ı Hakk’a teveccühleri de çok önemlidir. Zira, fertlerin şahsî hayatları adına inkişafları, Allah’a teveccühle gerçekleştiği gibi, hizmetleri adına inkişaf ve inbisatları da tıpkı güne bakan çiçekler gibi, ancak yüzlerinin O’na teveccüh etmesiyle mümkün olacaktır. Şayet insanlar, Cenâb-ı Hakk’a olan teveccühlerini kesecek olurlarsa, kendi düşünce dünyalarında gurûba kapandıklarından, batmaktan münezzeh olan ve bütün mevcudâtın kendisine teveccüh ettiği o Zât hakkında düşünce kaymalarına gireceklerdir. Onun için inâyet-i İlâhî adına tevhid, rıza, ihlâs ve araştırma buudlu Allah’a teveccüh, çok önemlidir ve canlı kalabilmemizin de vazgeçilmez yollarından biridir. Yüce bir gâyeye gönül vermiş kutlular, bu önemli prensibe riayet ettikleri takdirde, yapmış oldukları herhangi bir hizmette, maddî açıdan başarılı olamasalar bile şahsî hayatlarında kazançlı çıkacakları muhakkaktır.

  1. Sebeplere riayet

Allah’ın (celle celâluhu) inâyeti için gerekli olan bir diğer husus da sebeplere riayettir. Cenâb-ı Hak, bizi sebepler dairesi içinde yaratmıştır. Kudret dairesinin tam inkişafı ise ahirettedir; öyle ki orada her şey, hârikulâde nevinden cereyan etmekte ve sürekli fevkalâdelikler yaşanmaktadır. Bu dünya, bir hikmet âlemi olduğu için, burada her şey esbap paketlidir. Sebepler dairesinde bulunulduğu halde onları görmemezlikten gelmek ise cebrîliktir. Öyle ise, bu dünyada sebeplere riayette o kadar hassas davranılmalı ve kusursuz hareket edilmelidir ki, dışarıdan bakanlar, “bunların hepsi birer sebepperest.” demeli; Müsebbibü’l-Esbâb olan Allah’a, sebepleri hiçe sayarcasına öylesine bir teveccüh ve tevekkülde bulunulmalıdır ki, bu defa da “Bunların hepsi cebrî gibi hiçbir sebebi kabul etmiyor ve her şeyi Allah’a veriyorlar.” demelidirler. Böyle bir tavır, Müsebbibu’l-Esbâb’la onu vaz’ettiği sebeplerdeki muvazeneyi kavrama açısından çok mühimdir. Nitekim bu tavrı, Allah Rasulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında da müşahede ederiz. Meselâ, Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir taraftan, bütün savaşlarında birbirinden farklı fevkalâde tabyalar kurması ve üst üste iki zırh giymesi.. vb. gibi misallerde görüldüğü üzere sebeplere âzamî derecede riayet göstermiş; diğer taraftan da sanki hiçbir şey yapmamış gibi ellerini açmış ve “Bu orduyu bozguna uğratma!” diyerek Rabb’ine dua dua yalvarmıştır. Böylece Müsebbibu’l-Esbâb’la sebepler, esbâba riayet inceliğiyle Müsebbibü’l-Esbâb’a itikadın iltisak noktası haline gelmiştir; gelmiş ve gerçek bir tevhit anlayışının ifadesi olarak denge tam korunabilmiştir.

  1. Devam ve temadi

Cenâb-ı Hakk’ın inayeti için riayet edilmesi gereken önemli dinamiklerden biri de, ulaşılmak istenen hedef (Allah rızası) istikametindeki sarfedilen ceht ve gayretlerin devam ve temâdîsidir. Zira çok çalımlı başladığı halde temsilcilerinin üç adım sonra ya yorulmalarından, ya bıkmalarından veya ülfete takılıp çalışmayı bırakmalarından dolayı tam semere hasıl olacakken son bulan nice dâvâ ve hizmetler vardır ki, sahiplerinin başına yıkılarak birer tarihî malzeme olmuşlardır.

  1. Vifâk ve ittifak

Zikredilen bu hususlar yanında inâyet-i İlâhînin çok önemli bir vesilesi de vifâk ve ittifaktır. Çünkü teker teker her ferdin gücü veya beş-on insanın biraraya gelmesiyle meydana gelen topluluğun iktidarı müsellem olsa da Allah (celle celâluhu)’nun bir cemaate, teker teker her ferde düşen hisselerin toplamından çok daha fazlasını lütfettiği de bir gerçektir. Eğer Cenâb-ı Hak, cihanın fethini ve rûh-ı revân-ı Muhammedî’nin dünyanın dört bir yanında şehbâl açmasını, cemaatin vifâk ve ittifak halinde mücadele etmesine bağlamışsa, o cemaati oluşturan fertlerden herbiri cemaat dışında tek başına Hasan Şazelî, Ahmet Bedevî, Şâh-ı Geylânî gibi dev şahsiyetler bile olsalar, yine de başarılı olamayacaklardır. Çünkü Allah (celle celâluhu) böyle bir başarıyı cemaate bağlamıştır. Aslında, onların davranışlarını da cemaatin dışında düşünmek mümkün değildir ya… Zira onlar, zaten cemaatin teşekkül ettirilmesiyle vazifeli insanlardır.

Evet, Allah’ın cemaate olan engin lütfu, ferdî kutbiyeti de, gavsiyeti de aşacak bir keyfiyettedir. Nitekim “Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.” [1] âyet-i kerimesi ve “Allah’ın inâyet ve kudreti cemaatle beraberdir.” hadis-i şerifi de bu hakikate parmak basmaktadır. O açıdan yukarıda da zikredildiği gibi, Cenâb-ı Hakk’ın inâyetine sunulan en güçlü dilekçelerden biri de vifâk ve ittifaktır.

Hâsılı, Allah’ın inâyetine mazhar olmak isteyenler, zikredilen bu hususlara riayet etmeli ve yapacakları hizmetleri bu doğrultuda yürütmelidirler.

——————————————————————————–

[1] Fetih, 48/10

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

21|14|Dediler: "Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz."
Sura 21