Sahabe Şuurunu Nasıl Kazanabiliriz?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Sahabe şuuru, şuurda ufuk demektir. Daha sözün başında, Cenab-ı Hakk’tan dua ve niyazımız; bizi bu şuurla şuurlanmış olarak hakîkate uyarsın.. ve İslâm’a hizmet şuurunu, ızdırabımızın hiçbir zaman bitmeyen kaynağı hâline getirsin! Evet şuurla sinelerimize öyle ızdırap tohumları saçsın ki, başkaları huzura kavuşacağı âna kadar bize, kendi huzurumuzu, sıcak yuvamızı ve çoluk çocuğumuzla hemdem olmayı unuttursun! Şu anda eğer sahib-i selahiyet olsaydım, Rabbimden ızdırap tohumları ister, bununla bütün evleri dolaşır, yuvalarında mışıl mışıl uyuyan mü’minlerin sinelerine, İslâm’a ait dert ve ızdırabın tohumlarını saçar ve “Of” desin inlesinler, “Ah” desin inlesinler; ızdırapla beyinleri zonklamaya başladığında da, yataklarından fırlayıp evlerinin koridorlarında veya salonlarında deli gibi dolaşsınlar dilerdim. Evet geleceği kuracak akıllılar da işte bu deliler olsa gerek.

Hatta diyebiliriz ki, dininden dolayı cinnet ve hafakanlara girmeyenlerin diyanetlerinin kemâle ermesi söz konusu değildir. Evet, işte biz bu seviyede bir şuura talibiz. Gerçi zordur, sancı kaynaklıdır, rahatsız edicidir ama, “Hoştur bize O’ndan gelen, ya taze gül, yahut diken. Lûtfu da hoş kahrı da hoş.” Tabii vereceği dava ızdırabı ve çilesi hepsinden de hoş…

Metafizik gerilimimizin pozitif kutbu durumunda olan hasımlarımızın bizi daima tetikte ve temkinde durmaya zorlaması gibi bir tazyikin ortadan kalkışı, zannediyorum pek çoğumuzda, negatif yönde tesir etmiştir. Bazılarına tuhaf gelebilir ama 163’ün kalkması nedense benim içimde bir burukluk meydana getirmişti. Bunun çeşitli saikleri olabilir. Tabii bunların başında ortamın provakeye müsait bir hâl alması endişesi geliyordu. Allah’a şükür ki, insanımız beni endişelerimde haksız çıkardı. Birileri tarafından ne kadar zorlansalar da onlar, sokağa dökülme oyununa gelmediler. Bununla beraber yine de 163’ün kalkmasına karşı içimin burukluğu geçmedi. Çünkü o bir yönüyle bizim adımıza baraj durumundaydı. Hamlar olgunlardan, elmaslar kömürlerden kısmen de olsa onunla birbirinden ayrılıyordu…

Evet hasmın mevcudiyeti bizler için bir zemberektir. O, bağrımıza yerleştirilmiş anahtar gibi sürekli bizi kurar. Bu tazyik altında yol öğrenir, sistem öğrenir ve yürürüz hedefimize. Hasmın olmayışı bu yönüyle bizler için bir eksikliktir. Geçenlerde Rabbimin beni bir süre misafir etme lûtfunda bulunduğu Şirinyer’deki askerî cezaevinin önünden geçiyordum. Bir zamanlar misafir kaldığım bu yere, beyaz köşk derdim. Yanından geçerken geriye dönüp dönüp baktım. Ve kendi kendime; “artık elimizde kelepçe buralara gelmemiz de sadece bir rüya..” ruhumu bütünüyle sardı bu his.. duygulandım ve gözyaşlarımı tutamadım. “Artık elveda o günlere, din için çileyle geçen aylara, yıllara” dedim. Evet, imâna ve Kur’ân’a göre kilitlenmişliğe, tehlikenin üzerine gide gide hizmet etmeye, iyiyi kötüden ayıran süzgeçten geçmeye elveda.! Artık hapis yok, işkence yok. “Lan” deyip oturan, “Lan” deyip kalkan saygısı kıt insanlar tarafından istintak (sorgulama) yok. Süngü altındaki tehditlerin surata savrulması yok. Bu kadar yoklar arasında tabii ki, işin tadı-tuzu da yok. Şöyle bir hizmet zemininde olunmasaydı yaşanmazdı bu dünyada. O dönemin insanları iliklerine kadar o çilenin zevkini duymaya alışmışlardı. Dahası da, cennetleri aşan bir derinlikle, çağın büyük kameti ve etrafındaki sadık talebeleri bu çile dönemini doya doya yaşamıştı. Artık onların hepsi mazide.. bir hatıra olarak hafızalarda ve hatıranamelerde yaşıyor.

Öyleyse zinhar kendimizi rahat ve rehavete salıvermeyelim. Bu mücadelenin, dünyanın değişik yerlerinde sürdürüldüğü o zorlu zeminlerde gidip hizmet verelim. Literatürümüze bütün dünya devletlerini sokalım. Derdimizi, ızdırabımızı irademizle evrenselleştirelim.

Rahat ve rehâvet, insanı çürüten faktörlerin en başında gelir. Nerede rahat ve rehavet rüzgârları esmeye başlamışsa, hemen orada, fertlerin samyeli yemiş gibi pörsüdüğü ve öldüğü görülmüştür. Bu tür insanlarla bir şey yapılamayacağı da bir gerçektir. Hizmetimiz adına alevle, ateşle hatta lavlarla kapı-komşu olmak bir esastır. Bilindiği gibi granit, mağma tabakalarına yakın olan yerlerde teşekkül eder. Bir taraftan da mağmaları tutar, hapseder. Bunun gibi, bağrı çile ve ızdırap mağmalarına açık olmayan insanların milletimizin istikbali ve kaderi adına yapacağı fazla bir şey yoktur. İşte bizim aradığımız şuur budur. Peki bu şuur nasıl kazanılır?

Şimdi evvela, böyle bir şuurun kazanılmasının zorluğunu işaretleyelim. Ardından da mevzuyla ilgili mütalâamızı birkaç madde hâlinde de takdim etmeye çalışalım:

1- Âyât-ı tekviniyeyi tefekkür: Şu kâinat kitabını her gün didik didik incelemeli, varlık ve hâdiseler yevmiye birkaç defa hallaç edilmeli ve yakın takibe alınmalıdır. Evet, tefekkür öyle bir rampadır ki, insanı alır bir hamlede varlığın dört bir yanında gezdirir.. ve insan tefekkürle, eşya ve hâdiseleri hallaç etme imkânına ulaşır. Tefekkür öyle bir limandır ki, insan onunla eşyayı aşar, Esma’ya ulaşır ve Esma yoluyla da Müsemma-yı Akdes’e vasıl olur. Ardından sıfatlar dairesine girer ve hayrete erer. Bu duruma gelince de, insanın bütün duygu ve düşünceleri âdetâ Cenab-ı Hakk’ın emir ve rızasına düğümlenir. İsterseniz buna “fenâfillah” mertebesine erme de diyebilirsiniz. Ve bu seviyeye ulaşan insan, Allah için işler, Allah için başlar, Allah için oturur, Allah için kalkar, Allah için yer, Allah için içer, lieclillah, livechillah rızası dairesinde hareket eder.

Tefekkür rampası insanı amûdî (dikey) olarak yükseltir. Bunun içindir ki Efendimiz (sav), bir saat tefekkürü bir sene ibadete mukabil tutar. Çünkü ibadet insanı ufkî olarak Allah’a yaklaştırır. Halbuki yukarıda da söylediğimiz gibi tefekkürde Allah’a yaklaşmak dikey olarak gerçekleşmektedir. Bu sebepledir ki tefekkürü bir limana, bir rampaya benzettim. Zira insan, tefekkürle, rampaya binen roketler gibi bir lahzada kurb semasının derinliklerine ulaşır.. huzur soluklar ve itmi’nâna erer…

2- Kendisiyle münasebetimiz ölçüsünde nurun, feyiz ve bereket olup içimize akan eserleriyle irtibatı devam ettirmek ve her gün zamanımızın bir mübarek dilimini onlarla meşguliyete ayırarak bunu hayatın bir parçası hâline getirmek. (Herkese objektif gelmeyecek bu mes’eleyi sadece işaretleyip geçiyorum).

3- Sahabe-i kiramın hayatlarını konu alan eserleri sıkça okumak ve okunanları tatbikte kararlı olmak. Bu husus, bizim metafizik gerilim içinde bulunmamızı temin edecek ve Sahabe şuurunu kazanmamızda bizlere hep ışık tutacaktır. Çünkü onlar misaldir. Efendimiz (sav), Sahabeyi gökteki yıldızlara benzetmiş ve “Hangisinin atmosfer ve kudsî cazibesine girseniz bana ulaşırsınız” işaretinde bulunmuş ve onların birer hidayet meş’alesi olduklarını söylemiştir. Sahabenin hasbiliği, feragati, diğergâmlığı, derdi, ızdırabı, çilesi ve bütün bunların yekûnunu çerçeveleyen şuuru, öğrenilmedikçe, onlar gibi olma, onlar gibi davranma elbette imkânsızdır. İsterseniz, bir Abdullah b. Cahş ile, bir Sa’d İbn Rebi’ ile, hayatına sadece bir buçuk sene Müslümanlığın girdiği İkrime b. Ebî Cehil’le veya amcası İbn Hişam’la hayalen münasebete geçip, onların insanî normları aşan imân ve aksiyonlarında arz etmeye çalıştığım hususların icmalini görebilirsiniz. Öyle zannediyorum ki, hemen içinizde zincirleme “keşke”lerin uyandığını hissedecek ve “keşke ben de bir Mus’ab, bir İbn Cahş, bir Hamza, bir İkrime, bir İbn Hişam.. olsaydım” diyeceksiniz. Hele onlardan bazılarının cehennemin kenarında dolaşırken her nasılsa hayatının son faslında “bismillah ya Allah” deyip birkaç dakikalığına Müslümanlık içine girip, bir solukta cennetin zirvelerine ulaştığını görünce kendinizden geçecek ve yine bir “keşke” ile inleyerek onlardan biri olmayı isteyeceksiniz. Öyle sanıyorum ki bütün bunlar, sizde Sahabe şuurunu mayalayacak ve bu hisler sizleri hep coşturacaktır.

4- Hizmet ocaklarının tüttüğü yerleri gezip ziyaret etmek de kazandığımız şuurun devamlılığı bakımından önemlidir. Hatta pek çok insanda, anlatılanlardan ziyade gidip görmeler daha müessir olmuştur. Bunun sayısız örnek ve misalleri vardır. Bu sebeple metafizik gerilimimizde bir gevşeme hissedince böyle bir çareye hemen müracaat edip şuurumuzda bir tazelenme meydana getirebiliriz.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

4|156|Küfürleri sebebiyle, Meryem aleyhinde büyük bir yalan söylemeleri yüzünden...
Sura 4