Sakal Üzerine

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Sakal bırakmanın ve onu kesmenin hükmü hakkında eskiden beri bazı görüşler ileri sürülmüş ve âlimlerimiz tarafından müzakere edilmiştir. Elbette bütün tartışmaların ve ileri sürülen görüşlerin hadislerden delilleri vardır. Netice itibariyle sakal bırakmanın hem fıtrî hem de sünnet olduğu konusunda şüphe yoktur. Çünkü bu husus bizzat hadisi şeriflerde beyan edilmiştir.

Biz burada önce sakal konusunda gelen hadisleri zikredecek, ardından âlimlerimizin ve mezheplerin yorumlarını ortaya koyacak, ardından da genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.

Sakal bırakma konusunda hadis şerifler

Sakalla alakalı Kur’an’da bir hüküm bulunmamakta, bu husus tamamen hadislere dayanmaktadır. Bu sebeple biz doğrudan hadisi şeriflere bakacağız. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sakal konusunda şöyle buyurmaktadır:

“On şey fıtrattandır: Bıyıkları kesmek; sakalı salıvermek; misvak ile ağzı, dişleri temizlemek; su ile burnu temizlemek; tırnakları kesmek; kirlerin barınabileceği yerleri yıkamak; koltuk altındaki kılları gidermek, kasıkları tıraş etmek; necaset yolunu su ile pak eylemektir”(1)

“Bıyıkları kısaltın, sakalları ise bırakın”(2)

“Müşriklere muhalefet edin; bıyıkları kısaltın, sakalları çoğaltın”(3)

“Bıyıkları kesin, sakalları bırakın. Böylece Mecusîlere benzemeyin “(4)

“Bıyıkları kesin, sakalları bırakın, yahudilere benzemeyin”

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sakalın bırakılmasını emrederken   اَعْفُوا= Çoğaltın, salıverin;  وَفِّرُوا = çoğaltın, أَرْخُوا =Bollaştırın, salıverin gibi kelimeleri kullanmış ve hepsinde de sakalın bırakılmasını emir veya tavsiye etmiştir.

Hadislerden çıkarılan hükümler

Dört mezhebe göre sakal bırakmak; dinin bir şiarı, Allah Resulünün bir emri, dolayısıyla sünnet olmakla beraber, Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre bırakılmış sakalı kazımak haram, Hanefilere göre tahrimen (harama yakın) mekruh, Şafilere göre ise tenzihen (helale yakın) mekruhtur.(5) İmam Şafii’nin sakalı kazımayı haram gördüğü de belirtilmiştir. Görüldüğü gibi bırakılmış olan sakalın kesilmesinin haramlığında ittifaka yakın bir durum vardır. En hafif derecedeki hüküm, mekruh olmasıdır. Hanefilerin sakalı kesmeye haram demeyip harama yakın mekruh demelerinin altında muhtemelen, sakal bırakmanın farz değil sünnet olması, sakalı kazımayı doğrudan haram kılan bir hükmün bulunmaması yatmaktadır. Helale yakın mekruh demeyip sakal kesmeyi harama yakın görmelerinin sebebi de herhalde sakalın çok önemli bir sünnet olmasıdır. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sakal bırakmayı emretmenin yanında kendisi hep sakallı yaşamış, sahabe efendilerimizin hepsi de sakal bırakmışlardır. Şafiiler de, sakalı bırakmanın fıtri bir sünnet olması dolayısıyla, sakal kazımayı mekruh görmüşlerdir. Son dönem âlimlerinden Muhammed Ebu Zehra ve Mahmut Şeltut gibi zatlar, sakalın Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in bir adet-i seniyyesi olduğunu ve örfi olarak sakal bıraktığını söylemiş ve sakal bırakmayı müstehap görmüşlerdir. Bu zatlara göre sakalı kesmenin herhangi bir günah tarafı yoktur. (6)

Sakalın şekli

Sakalın sünnet olan miktarının avuçla bir tutam kadar olduğunda ittifak vardır. Bir tutamdan fazlasını kesmek sünnettir ve hatta gereklidir. Zira peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sakalının bir tutamından fazlasını kesmiş, hem eninden hem de boyundan almak suretiyle (7) sakalını şekil itibariyle her zaman düzenli tutmuştur. Sakalın uzunluğunu bir tutamın altına düşürmeye sünnet nazarıyla bakılmamış, bu uzunluktaki sakal için âlimlerimiz “bununla sünnet yerine gelir” dememişlerdir.(8)

Sakalın sünnetteki miktarınca (bir tutam) salınması gerektiğini, herhangi bir tarafına müdahale edilmemesi icab ettiğini söyleyenler olduğu gibi, eninden-boyundan alınması gerekir diyenler de olmuştur. İmam Nevevi sakalın eninden alınmasını mahzurlu görürken, Hanefi ve Hanbelî âlimler, bu konudaki açık hadisi şerife dayanarak ve Hazreti Ömer, Abdullah ibni Ömer ve Ebu Hureyre hazretlerinin uygulamalarını örnek göstererek herhangi bir sakınca görmemişlerdir. Diğer bazı âlimler de eğer sakalın aşırı uzaması yüzün güzelliğini bozuyorsa kısaltılır demişlerdir. Bu âlimlere göre, eğer insanların alay etmesine sebebiyet verecek ve yüzün şeklini bozacak kadar uzuyorsa sakalın eninden ve boyundan alınması gerekir. Sakalın boğaz kısmına gelenlerini kesmekte bir mahzur yoktur. Ayrıca Peygamber Efendimiz’in, saçı-sakalı dağınık olanları, düzenli olmaları konusunda ikaz ettiği de vakıadır. Şöhret ve gösteriş maksadıyla sakalı uzatmak veya kısaltmak caiz değildir.(9)

Sonuç:

Hem hadisi şeriflerden hem de ulemanın yaklaşımından anlaşılan husus, sakalı bırakmanın sünnet olması, bırakılmış sakalı kesmenin haram ya da harama yakın mekruh olması fakat sakalı hiç bırakmamanın haram olmamasıdır. Evet, sakal bırakmanın sünnet oluşu sabit olduğuna göre, bir sünneti terk etmenin haram olmaması gerekir. Öyleyse sakal bırakmamak haram değildir.

Bediüzzaman hazretleri, kendisine yöneltilen bir eleştiriye cevap verirken sakal bırakmanın sünnet olduğunu bildirir ve şu özetleyici şu bilgiyi verir: “Bazı âlimler ‘Sakalı tıraş etmek caiz değildir’ demişler. Muradları, ‘Sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır’ demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur.”(10)

Bu hususa temas eden Fethullah Gülen Hocaefendi, bazı hikmetlere ve maslahatlara binaen bu sünneti yapamayan insanlara karşı suizanda bulunulmaması adına şu tembihi yapar: “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, ne nübüvveti öncesinde, ne de nübüvveti döneminde sakalını kestiği vâkidir. Gerçi, M. Ebû Zehra gibi bazı âlimler, Efendimiz’in sakal bırakmasını devrin âdeti şeklinde telâkkî ediyorlarsa da,(11) Efendimiz’in bizzat sakalı emretmesi ve sakal bırakması, sakalın sünnet olduğunun münakaşa edilemeyeceğini göstermektedir. Ne var ki, sakal bırakmak sünnet ise de, bırakmamak haram değildir. Bilhassa günümüzde, bir Müslümanın içtimaî hayatın çarkları arasında farzları ikame ettikten sonra, bir kısım sünnetlerdeki kusurundan dolayı tenkid edilmemesi esasdır. Bu itibarla, bazı önemli mülâhazalarla sakal bırakmayan Müslümanların kılık-kıyâfet ve dış görünüşlerinden ziyade, gerçek niyetlerine ve sergiledikleri tavra bakılmalıdır.”(12)

Evet, sakal bırakmak sünnet, hiç bırakmamak bir sünneti terk olduğuna göre, sakal bırakmayanları büyük bir günah işliyormuş gibi görmemek ve itham etmemek gerekir. Sakal bırakmayan müslüman, bir sünneti terk etmiş olur fakat sakal bırakmayanı tenkit eden, onun hakkında gıybet ve suizanda bulunan, günah işliyor demektir. Hele bu tenkit ve gıybetler bir cemaat hakkında yapılıyorsa vebali daha ağır olur.

Özellikle Müslümanların daha bir ittifak halinde bulunması gerektiği günümüzde, bazı maslahatlara binaen sakal bırakmayan/bırakamayan müslümanlara ta’nu teşnide bulunmak ve onları kınamak caiz değildir.

Dipnotlar:

1-    Müslim, Taharet 56; Ebu Davud Tahare 29; Nesâî, Zine 1

2-    Buharî, Libas 63

3-    Buhârî/Libas t 64. Müslim, Taharet 54

4-    Müslim, Taharet 16,55

5-    Dürrü’l Muhtar, 2/155; Vehbe Zuhayli, 1/405; DİA, Sakal

6-    M. Ebu Zehra, Usulü’l Fıkh, s.35; Şeltut, el-Fetavâ, 227

7-    Tirmizi, Edeb 17;

8-    Fethu’l Kadir, 2/77; İbni Abidin, 2/113, F. Hindiyye, 5/358, Cezirî, 2/44

9-    Tuhfetü’l Ahvazi, 8/38-39; Muvatta, Şa’r 7

10-    Emirdağ Lahikası, s. 48,49

11-    Usulü’l Fıkh, s.35

12-    Fasıldan Fasıla 2

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

8|48|Şeytan onlara, yaptıklarını süslü gösterip şöyle demişti: "Bugün size galip gelecek kimse yok, ben yanınızdayım." Fakat iki topluluk yanyana gelince iki topuğu üstüne çark edip şöyle dedi: "Ben sizden uzağım. Ben sizin görmediklerinizi görüyorum, ben Allah'tan korkarım. Allah'ın cezası çok şiddetlidir."
Sura 8