Şehitlik ve Çeşitleri

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Şehit” kendisine şahitlik edilen anlamında şahittir. Bunun yanında ölüm anında yanında melekler hâzır ve şahit oldukları veya Allah tarafından cennete girme ile lehine şahitlik yapıldığı ya da ölmeyip diri olduğuna şahitlik yapıldığı için şehit adı verilmiş oluyor. Ayrıca Hz. Peygamber’in, “Ben onların Allah yolunda canlarını verdiklerine şahit ve şefaatçiyim” (1) buyurdukları için de onlara bu ad verilmiştir. (2) Şehitlik kavramı kitaplarımızda üç şekilde ele alınmıştır. Bunlar “kâmil şehit, dünya şehidi ve ahiret şehidi”dir. Kur’an’da da belirtildiği gibi şehitler aslında bizim şuuruna varamadığımız bir âlemde yaşamaya devam ederler. (3)

Peygamberimiz (sas) bir peygamber olmasına rağmen Allah yolunda şehit olmayı çok istemiş ve bir hadis-i şeriflerinde “Ümmetime meşakkat vermek istemeseydim hiçbir seriyyenin ardında kalmazdım. Ne kadar arzu ederdim, Allah yolunda öldürüleyim sonra diriltileyim, sonra tekrar öldürüleyim, tekrar diriltileyim, tekrar öldürüleyim..” buyurmuşlardır. (4)

Kime Şehit Denir?

Bir İslâm hukuku terimi (ıstılah) olarak şehit denilince daha çok “kâmil şehit” anlaşılmış ve şöyle tarif edilmiştir: Şehit, Müslüman, mükellef ve temiz olarak kesici bir aletle (yani kısası gerektiren bir şeyle) haksız yere (zulmen) öldürülüp, sırf öldürülmekle diyet vacip olmayan, aksine kısas lazım gelen ve yaralı iken canlı olarak başka bir yere nakledilmeyen kimsedir. (5)

Dünya Şehidi Kimdir, Şehid Sayılır mı?

Düşmanla yapılan savaşta ölmesine ve dünyada hakkında kâmil şehit hükümleri uygulanmasına rağmen, gerçekte şehit olmayan ve şehitlik sevabından yararlanmayacak olan kişiye dünya şehidi denir. Savaştan kaçarken öldürülen, ganimet malından zimmetine mal geçiren, niyeti Allah rızası olmayıp gösteriş ve öç almak için savaşan veya ırkçılık duyguları içinde olan ya da dünyalık bir menfaat elde etmek için savaşan kişiler bu gruba girerler. (6) Bunların tespiti ya çok zor ya da mümkün olmadığından ötürü, dünyada kâmil şehit muamelesi görürler. Ahiretteki durumlarını ise Hz. Peygamber şöyle açıklıyor: “Kıyamet günü aleyhinde karar verilecek ilk insan şehit (olarak bilinen) kişidir. Bu insan getirilir, kendisine verilebilecek nimetler gösterilir, o da onları tanır. Allah ona,”bu nimetler için ne yaptın?” diye sorar. O da, “Senin yolunda şehit oluncaya kadar savaştım.” der. Bunu  üzerine Allah,: “Yalan söylüyorsun! “Ne kahraman insan!” desinler diye savaştın. Dünyada senin için onu söylediler, (ücretini aldın).” der. Sonra emredilir, o şahıs yüz üstü süründürülerek cehenneme atılır.” (7)

Ahiret Şehitleri

Yukarıda açıklanan kâmil şehit gibi öldürülmesine/ ölmesine rağmen, sayılan altı şarttan en az birini taşımayan ve dünya şehidi kategorisine de girmeyenler, ahiret şehidi olduğu gibi Hz. Peygamber’in “şehit” diye isimlendirdiği ve öldürülme dışında değişik sebeplerle ölen kişiler de ahiret şehididirler. Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir Hayber’deki zehirin tesiriyle, Hz. Ömer ve Hz. Ali de vefat etmeden vuruldukları yerden başka bir yere nakledildikleri için, ahiret şehidi sayılmışlardır. Şehitlik mertebesinin zirve noktasının ise Hz. Ömer’e ait olduğu belirtilmiştir. (8)

Ahiret şehidi dünyada, şehit olmayan ölülere yapılan işlemlere tabidir. Yani yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır. Bu konuda ihtilaf bulunmamaktadır. Ahirette ise, şehit sevabı alacak ve şehit muamelesi görecektir. Hz. Peygamber değişik vesilelerle ümmetinden kimlerin şehit olduklarına işaret etmiştir. Bu ifadelerde kâmil şehit/ahiret şehidi ayırımı yapılmamakla birlikte, bizzat Hz. Peygamber tarafından yapılan farklı uygulamalar, daha sonraki âlimleri böyle bir ayırım yapmaya sevk etmiştir.

Diğer taraftan, daha çok sevdiği kişileri daha büyük belalarla imtihan etmek, Allah’ın yeryüzündeki adetlerinden biri gibidir. Bunun en güzel örneği ise, her birisi dert ve ızdırapların değişik bir çeşidine maruz kalan peygamberlerdir. Ayağına bir diken batması (9) dâhil, müminin başına gelen her sıkıntının, ağırlığı ölçüsünde, günahlarına kefaret olduğunu belirten Hz. Peygamber, kendi döneminde bilinen bazı ağır ve bulaşıcı hastalıkların adını vererek, bunların günahlara kefaret olmasının ötesinde şehitlik nedeni olduğuna işaret etmiştir. O gün bilinmemekle birlikte benzeri özellikler taşıyan hastalıkların bunlara kıyas edilmesinin, dinî açıdan bir mahzur doğurmayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca tabii afetler, kazalar, kadınlara has bazı durumlar, hakların korunması, sosyal etkinlik ve yardımlaşmalar ve bazı dinî pratiklere devamı da şehitlik nedeni olarak saymıştır. Bunun dışında halis niyetle şehitliği isteyenlerin yataklarında ölseler bile şehit sayılacaklarını Efendimiz (sas) hadislerinde şu şekilde buyurmuştur: “İçten (ihlâsla) şehitlik isteyen, yatağında bile ölse şehit sevabı alır.”

Şehitlik makamı İslam’ın sınırlarını çizdiği kutsal bir makam ve mertebedir. Şehitlik öyle bir mertebedir ki tarihimiz boyunca peygamberler ve âlimler bu mertebeye ulaşmak için Allah’a içten samimi olarak yalvarıp yakarmışlardır. Fakat bugün bu kavramın “demokrasi şehidi, futbol şehidi” gibi kavramlarla içinin boşaltıldığını görmekteyiz. Şunu bilmeliyiz ki insanların şehit demesiyle şehit olunmaz. İnsanlar her ne kadar şehit deseler de kimin şehit olduğu Allah katında yazılıdır ve mahşer gününde bu açık-seçik belli olacaktır.

Son olarak bu vesileyle -18 Mart Şehitler Günü- din-i mübin-i İslam uğruna hayatlarını feda eden bütün şehitlerimizi özellikle Çanakkale şehitlerimizi rahmetle anıyor ve ruhları şad olsun diyoruz.

Not: Bu konuyla alakalı geniş bilgi için bizim de kendisinden faydalandığımız Prof. Dr. Abdulhakim Yüce Hoca’nın “Şehitlik ve Şehitlerin Hayatı” adlı eserine başvurulabilir.

1- Buhari,Cenaiz, 75, Meğazî, 26

2- el-İsfahanî, el-Müfredât, 394; Aynî, el-Binaye, 3/307

3- Bakara Suresi, 2/154

4- Müslim, İmâre, 28; Buhârî, Îmân, 26

5- İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtar, 3/513; es-Sıhah, 1/283, 2/494

6- Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslamî, 2/560

7- Müslim, İmaret, 152; Nesei, Cihad, 22

8- Muvatta, Cihad, 36

9- Buharî, Merda, 3; Müslim, Birr, 46-48

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

23|88|Şunu da sor: "Eğer biliyorsanız söyleyin. Kimdir o, her şeyin melekûtu/aslı-esası elinde olan? O koruyup gözeten ama korunup gözetilmeyen?"
Sura 23