Selem Alışverişi

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

İslam’ın helal gördüğü akit veya alışveriş çeşitlerinden biri de selemdir. Lügatte teslim etmek, teslim olmak manalarına gelen selem, fıkıhta ücret peşin, mal vadeli olmak üzere yapılan akde denir. Türkçe’de bunu, para peşin ödenmek suretiyle verilen sipariş şeklinde ifade etmek de mümkündür. Bu akde teslim etme manasında selem denildiği gibi ücreti önden ödeme anlamında selef de denilmiştir.

Selem akdinin kendisine ait bir kısım kavramları vardır. Bunlardan en çok kullanılan dördünü belirtmek gerekirse, selem yaparak sipariş veren müşteriye müslim/rabbüsselem; sipariş edilen malı teslim edecek olan kişiye müslemün ileyh/satıcı/mal sahibi; selemde ödenecek ücrete re’sül-mâl/sermaye; seleme konu olan mala ise müslemün fîh/sipariş verilen mal denir.

Selem akdi, henüz hazır olmayan bir şeyin satışı mahiyetinde olduğundan dolayı aslında kıyasa aykırı bir akittir. Ancak insanların ihtiyacına binaen hakkında nas varid olduğundan dolayı meşru akitler arasında yer almış ve meşruiyeti hakkında icma oluşmuştur[1] Bunun bir neticesi olarak da selemin meşru bir akit olduğu konusunda mezhepler arasında ittifak vardır. [2]

Kur’ân’da borçlanmayla alâkalı âyetin,

إِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى

“Belirli bir vadeye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman…”[3] kısmı, seleme delil olarak getirilmiştir. Ayetteki دَيْنٌ kelimesi borç manasına gelmekte olup bunun selem akdini de içine aldığı ifade edilmiştir.[4] Zira selemde, vadesi belli olacak şekilde bir borçlanma söz konusudur.

Selem akdinin Sünnet’ten deliline gelince, İbn Abbas’tan (radiyallâhu anh) gelen bir rivayette o şöyle demiştir: “Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’ye geldiğinde, insanlar yetişen ürünlerde bir veya iki yıl vadeli olarak selem yapıyorlardı. Bunu gören Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

مَنْ سَلَّفَ فِي تَمْرٍ فَلْيُسْلِفْ فِي كَيْلٍ مَعْلُومٍ وَوَزْنٍ مَعْلُومٍ

‘Hurmada selem yapan, ölçeği ve tartısı malum olacak şekilde yapsın.”[5]

Selemin Şartları

Bir akit olması itibariyle selemde en başta gelen şart, icap ve kabuldür. Diğer şartlar teferruatlı bir şekilde fıkıh kitaplarında ele alınmış olsa da biz burada en başta gelenleri zikretmekle yetineceğiz.

1- Ücretin peşin olması: Selemde ücret ister para ister altın isterse herhangi bir mal olsun, bunun akdin yapıldığı mecliste peşinen ödenmesi gerekir. Malikîler, ücretin ödenmesinde üç güne kadar müsaade edilebileceğini söylemişlerdir. Onlara göre ücretin üç günden daha uzun bir zamanda teslim edilmesine yönelik bir şart, selem akdini iptal eder.[6] Malikî ve Şafiîler, ücretin bir menfaat olabileceğini kabul etmişlerdir.[7] Yani onlara göre mesela bir evin kirası karşılığında selem akdi yapılabilir. Genel kabule göre ücret, bir senet şeklinde verilemez. Çünkü bu, mala karşılık ücretin de vadeli olması manasına gelir. Bu durumda iki tarafın da vadeli olduğu bir alışveriş gerçekleşmiş olur ki bu caiz değildir.

2- Muayyenlik: Selemde ödenecek ücret ile teslim edilecek malın miktar, cins, tür ve sıfatlarının, ayrıca malın teslim tarihinin muayyen olması şarttır. İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed, teslim yerinin belli olmasını şart görmemişlerdir. Malın, tür olarak belirlenmesi gerekse de tek bir fert olarak tayin edilmesi şart görülmemiştir. Genel kanaate göre, kolay taşınıp taşıma masrafı çıkarmayan malların teslim yerini belirlemek şart değildir. Malın teslim tarihi, hasat zamanı gibi örfte geçerli bir zaman olarak tayin edilebilir. Ayrıca malın taksitle teslim edilmesi de cumhura göre geçerlidir. Şafiîler bu son hususu kabul etmeyip malın tamamının bir anda teslimini şart koşmuşlardır.

3- Faiz yasağı: Bütün akitlerde olduğu gibi selemde de faizin cereyan etmemesi gerekir. Selemde ücret peşin ödense de vadeli olarak teslim edilecek mal, eğer ribevî mallardan ise, bu durumda arada faiz cereyan eder.

4- Malın mislî mallardan olması: Seleme konu olan malın kıyemî değil mislî mallardan olması gerekir. Mislî mal, piyasada her zaman bulunabilen standart malları ifade eder. Yani ölçü, tartı, metre ve tane ile alınıp satılan, piyasada her zaman benzerleri bulunabilen ve birbirinin yerine geçebilen mallar mislî mallardır. Böyle olmayanlar ise kıyemî maldır. Bir diğer ifadeyle, cinsi, miktarı ve sıfatlarıyla belirlenip zimmette borç olarak sabit olabilen mallar mislî, böyle olmayanlar ise kıyemîdir.[8] Birinci el araba, yeni basılmış kitap, kanepe, fabrika mamulü halı ve çamaşır makinası mislî mallara; apartman dairesi, dükkân, arazi, canlı hayvan, tek tek satılan karpuz ve ikinci el arabalar ise kıyemî mallara birer misaldir.

Genelde malın vasıflarının kalbi tatmin edecek şekilde muayyen olmasını şart koşan Malikî, Şafiî ve Hanbelîler, bu görüşlerinden hareketle kıyemî mallardan olmasına rağmen, başlıca özellikleri belirtildikten sonra hayvanların da seleme konu olabileceğini söylemişlerdir.[9] Hanefîler, tane ile satılıp aralarında fiyatlara yansıyacak şekilde ciddi bir fark bulunmayan malları mislî mallardan sayarken, arada açık fark olan adedî malları kıyemî olarak kabul etmişlerdir.[10]

Her ne kadar selem mislî mallara hasredilmiş olsa da önemli olan, tarafları nizaa sevk edecek bir belirsizliğin ve cehaletin olmamasıdır. Bu sebeple vasıfları yeterince ortaya konulup aldanmaya ve nizaa sebebiyet vermedikten sonra normalde kıyemî kabul edilen mallarda da selemin cari olacağı ifade edilmiştir.[11] Mesela tane ile satılan tuğlanın kalıbı herkes tarafından bilindikten sonra bunun seleme konu olmasında bir mahzur yoktur. Diğer yandan adedî olup her biri diğerinden farklı olan mallar kıyemî olarak kabul edilse de, bunlar aynı zamanda kilo, metre veya ölçü ile de satılıyorsa, bunlar da seleme konu olabilir.

5- Teslim tarihinde malın piyasada bulunması: Bir önceki maddeye bağlı olarak ele alınabilecek diğer bir husus da, seleme konu olan malın, teslim zamanı geldiğinde piyasada bulunabilir olmasıdır. Gerçi Hanefiler, akdin yapılmasından teslim tarihine kadar malın piyasada bulunmasını şart koşmuşlarsa da cumhur ulema, vadenin çoğunda ve teslim tarihinde malın teslim alınabilir vaziyette bulunmasını yeterli görmüşlerdir.[12] Eğer teslim tarihinde mal bulunmazsa, selem akdi fesh edilir. Şafiîler, malın belirlenen vadede hazır olmaması durumunda ek süre verilebileceğini belirtmişlerdir.

Bu konuda bilinmesi gereken diğer bir husus da, satıcının sipariş verilen mal üzerinde tasarruf hakkının olmamasıdır. Çünkü tasarrufta bulunulup mal tüketildiğinde ya da malın mahiyeti değiştirildiğinde, teslim tarihinde bu malın piyasada bulunmama ihtimali vardır. Peşin ödenen bedel üzerinde satıcı istediği gibi tasarrufta bulunabilir. Herhangi bir sebeple selemden vaz geçildiğinde mal sahibi, bedeli geri ödemek zorundadır.

Selemin ana şartları bu sayılanlar olmakla beraber, bilinmesi ve riayet edilmesi gereken bir kısım hususlar daha mevcuttur. Bunları şu şekilde hatırlatabiliriz: Bir kimsede alacağı olan kişi, onun karşılığında o kimseye sipariş verip selem akdi yapamaz.[13] Zira bu, elinde olmayan bir mal ile akit yapma manasına gelir.

Seleme konu olan mal bir borç konumundadır. Çünkü parası peşin ödenmiş vadeli bir maldır. Bu yüzden selemde görme ve şart muhayyerlikleri caiz değildir. Buna göre bir kimse sipariş verdiği malı gördükten ve maldan emin olduktan sonra selem akdi imzalayacağını söyleyemez. Böyle bir şart selemi baştan itibaren batıl kılar. Bununla beraber, mal teslim edilirken eğer onda bir kusur varsa, sipariş veren kimse selemden vazgeçebilir. Malikîler, şart muhayyerliğini caiz görmüşler, ancak bunu üç günle sınırlandırmışlardır.

Selem konusunda ortaya çıkacak anlaşmazlıkları çözmek için genellikle delile başvurulmuştur. Kim delil getirirse ya da kimin delili daha kuvvetli olursa ona itibar edilmiştir.

Selem ile istısna’ akdi arasında sipariş verme manasında bir benzerlik bulunsa da onları birbirinden ayıran bazı özellikler de vardır. Bunların en önemlisi, selemin piyasadaki standart malları konu edinmesine karşılık, istısna’ın piyasada bulunmayan standart dışı (kıyemî) mallar üzerinde yapılmasıdır.


[1] Ö. Nasuhi Bilmen, Istılâhât-ı fıkhiyye Kamusu, 6/111.
[2] Merginânî, el-Hidâye, 3/70; Hattâb, Mevâhibü’l-Celîl, 4/514; Heytemî, Tuhfetü’l-muhtâc, 5/2; Zerkeşî,Şerhu’z-Zerkeşî, 4/3.
[3] Bakara Suresi, 2/282.
[4] Taberî, Câmiu’l-beyân, 6/43; Cassâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, 2/207.
[5] Buharî, Selem 1.
[6] Karâfî, ez-Zehîra, 5/253.
[7] Hattab, Mevahibü’l-Celîl, 4/516; Nevevî, Minhacü’t-tâlibîn, 1/110.
[8] Beşir Gözübenli, Kıyemî, DİA, 25/54.
[9] Kayravânî, et-Tehzîb, 3/5; Müzenî, Muhtasaru’l-Müzenî, 8/189; Şeybânî, Mesâilü’l-İmam Ahmed, 1/292.
[10] Molla Hüsrev, Dürerü’l-hükkâm, 2/189.
[11] Ö. Nasuhi Bilmen, Istılâhât-ı fıkhiyye kamusu, 6/112.
[12] Merginânî, el-Hidâye, 3/71; Karâfî, ez-Zahîra, 5/257; Nevevî, el-Mecmû’, 13/107; İbn Kudame, el-Kâfî,2/67.

[13] Ebu Yusuf, el-Âsâr, 1/188.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

23|35|"Size, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra tekrar meydana çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?"
Sura 23