Şeyhin müridi üzerinde tasarruf yetkisi var mıdır?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: “Müridim ister doğuda olsun ister batıda, hangi yerde olsa da yetişirim imdada..” bu doğru bir cümle mi? Bazıları, büyüklerin bu türlü ifadelerine karşı “Darda kalan, dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz!” (Neml Suresi, 27/62) ve benzeri ayetleri okuyor ve büyükleri bazen şirkle itham ediyorlar. Ne dersiniz?

Öteden beri tarikatlarda geçerli olan, yüzlerce binlerce defa yaşanmış bir hakikat vardır: Tasarruf. Büyüklerin, kendine tabi olanlara hatta olmayanlara -Allah’ın verdiği izin ölçüsünde- tasarruf yetkileri, özellikleri vardır. Bunu inkâr edemeyiz zira yalan söylemesi ve şirke düşmesi düşünülemeyecek binlerce büyük zat bundan bahsediyorlar. Evet, tasarruf diye bir şey vardır ve insana bunu Allah vermiştir. Allah müsaade etmese kimse kimseye bir şey yapamaz, tesir edemez.

Bu işin ilahlıkla, şirkle bir alakası yoktur. Yeter ki, mürid bu işi, şeyhinin kendisinden bilmesin, Allah’tan bilsin. Yetkiyi veren Allah’tır, kullanan ise şeyhtir. Ancak mesele herkesin anlayacağı şekilde açık, objektif bir mesele olmadığından bazı kimseler bunu anlamak istemiyorlar ve bazı ayetleri tek başlarına alarak okuyup gelişi güzel yorum yapıyorlar. Sonra da hayatını iman hakikatlerini isbata ve yaşamaya adamış büyük insanları şirkle itham ediyorlar.. Boylarını aşan meseleleri anlamıyorlar, anlayanları da karalamaya çalışıyorlar..

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle diyor:

Ey benimle beraber Hazret-i Şeyh’in teveccüh ve duasına mazhar kardeşlerim! Şu üstadımız, bizi istikbalde adem zulümatı içinde düşünüp bizimle meşgul olurken, biz o mazide mevcud ve nur perdeleri içinde üstadımızı ve üstadımızın üstadı ve ceddi olan Fahr-ül Âlemîn Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin teveccühlerinden gaflet etmek, onlara istinad etmemek lâyık mıdır? Madem onlar bizi düşünüyorlar; biz de bütün kuvvet ve ruhumuzla onlara itimad edip ve emirlerine bilâ kayd u şart itaat etmeliyiz.

Ehl-i dünyanın telsiz telgraf ve telefonları şarktan garba gittiği gibi, işte ehl-i hakikatın da maziden, dokuzyüz sene mesafe-i azîmeden müstakbele böyle manevî telefonları işleyebilir ve manevî teleskopları görebilir. Malûmdur ki zaîf emareler içtima’ ettikçe kuvvet bulur, delil hükmüne geçer. İncecik ipler, içtima’ ettikçe kopmaz halat olur. Küllî umumî kayıdlar, içtima’ ettikçe hususiyet peyda edip taayyün eder. Bu sırra binaen, Hazret-i Şeyh’in bu beş satırında sekiz-dokuz kuvvetli işaretin içtimaında hiç şekk ve şübhe bırakmadı ki; Hazret-i Şeyh, şimdiki Kur’an-ı Hakîm’in şakirdlerinebiiznillah üstadlık ediyor, bihavlillah şefkati altında himaye ediyor. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi,  151 )

İfadelerdeki “biiznillah” ve “bihavlillah” ifadeleri dikkatimizi çekmelidir. Allah’ın izniyle demektir. Verilen misalin orijinal ve maddi dünyadan verilmiş bir örnek olması da ayrıca dikkat çekicidir.

Bu izahlardan sonra özetle şunları söylemek mümkün:

1- Böyle binlerce büyük insanın şirke girmesi mantıken mümkün mü?

2- Yaşanmış binlerce hadise var ve bunları bize aktaran, hayatı ve fikri düzgün belki milyonlarca zat var. Bütün bunları yalan, onları da yalancı mı kabul edeceğiz.

3- Okuduğunuz ayetin, bu insanları hedef aldığından emin misiniz, yoksa ayetlerin kastettiği şeyler farklı şeyler mi? Her ayetten her manayı çıkarmak mümkündür ancak çıkarılan mananın bir mesnedi, bir dayanağı olması gerekmez mi?

4- Ruh diye bir hakikat vardır. Onun kendine ait özellikleri vardır. Ruh bir anda birçok yerde bulunabilir Bu özelliği ona Allah vermiştir. Bu konuda da yaşanan binlerce, milyonlarca hadise vardır. Tasarrufu inkar etmek, ruhun özelliklerini ve yaşanan dünya kadar olayı inkar etmek demektir.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

54|26|Yarın bilecekler, kimmiş yalancı küstah!
Sura 54