Buradasınız: Ana SayfaCEVAPLARAileNikah ve Evlilik
  

Sonradan Müslüman olan bir kadın, Müslüman olmayan bir kocasından ayrılmak zorunda mıdır?

Soran : hikmet.net

Tarih : 4/10/2009

Kocasını seven ve ondan ayrılmayı istemeyen gayri müslim bir kadın, eğer Müslüman olmak isterse Müslüman olmayan kocasından ayrılması gerekir mi?

Cevaplar

İslâm, diğer din mensupları ile Müslümanlar arasında gerçekleşecek evlilikte, kendi mensuplarının zarar görmemesi yanında, Müslümanların birlik ve bütünlüklerinin zedelenmemesine dikkat etmiş, toplumlar için huzur kaynağı olan aile müessese­sinin sağlam temeller üzerinde kurulmasına aşırı değer vermiş, bunun için de, özellikle eşler arasındaki inanç ve şuur birlikte­liğine önem vermiştir. Bunun için de yapılacak evliliklerde tarafların mensup olduğu dine ve konumlarına göre birtakım düzenlemeler getirmiştir.

Genel olarak İslam alimleri arasında evlilik öncesinde İslam hukukunda bulunan “evlilik engelleri” hususunda bir ittifaktan bahsedilebilir. Çünkü bu hususta Kuran-ı Kerimde açık ayet-i kerimeler bulunurken Efendimiz’den de bunun yasak olduğunu belirten hadisler gelmiştir. Yani evlilik öncesinde eşlerin dinlerinin farklı olması halinde hangi durumlarda evlilik gerçekleşebilir bu konuda dinin belirlediği kriterler tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıktır. Ancak evlilik öncesi uygulanması gereken evlilik engellerinin evlilikte meydana gelecek değişme ve gelişmeleri de kapsayıp kapsamayacağı noktasında bazı farklı görüşler bulunmaktadır. Buna bağlı olarak da evlilik içinde eşlerden birinin din değiştirmesi halinde evliliğin durumuyla alakalı bir takım farklı görüşlerde bulunan alimler olmuştur.

Bir Müslüman’ın gayr-i müslim kavramı içinde yer alan; kâfir, mürted, ateist ve müşrikle evlenmesi İslâm açısından yasaktır.  Fakat Hıristiyanlar ve Yahudiler gibi, kaynak itibariyle se­mavi bir dine ve Allah'tan gelen kutsal bir kitaba inanan, ancak akidelerinin içerisinde mevcut olan bazı özellikler nede­niyle de, grup halinde kâfir ya da müşrik olarak nitelenebile­cek kimseler için Kur'ân'da farklı bir statü benimsenmiş ve bunlar "ehl-i kitap" diye isimlendirilmişlerdir. Müslümanlarla bu gruplar arasındaki evlilik ilişkisinde de ayrı bir düzenlemeye gidilmiştir. Buna göre, Müslüman erkeğin, iffetli olan kitap ehli bayanla evliliği, çoğunluğu oluşturan âlimlerce meşru olarak kabul edilmiştir. Bu sayede, Müslüman - ehl-i kitap diyalogunun devamlı sıcak tutularak, genel planda, ehl-i kitab olan kitle tarafından İslâm'ın objektif ve somut bir şekilde ta­nınması arzulanmış, özelde ise, İslâm'ı tercih etmeye meyli bulunan kitabî bayanların İslâm'la şereflenmeleri için kendilerine bu şekilde bir fırsat sunulması hedeflenmiş olmalıdır. Bunun meşru olduğunu benimseyen âlimler, bu evlilik neticesinde birtakım mahzurların ortaya çıkması, bu evliliğin çocuklar için zararlı olacağının anlaşılması neticesinde bu evliliğe hoş bakmamışlar ve kendi dindaşlarıyla evlenmelerinin daha uygun olacağını belirtmişlerdir.

İslâm, Müslüman bayanların diğer din mensupları ile evlilikleri hususunda daha hassas davranmıştır. Bunun neden­leri arasında; farklı din mensupları ile gerçekleştirilecek evlilik­te, Müslüman bayanı ve doğacak çocuklarını; farklı din ve kültür altında yetişmiş kocanın ve çevresine hâkim olan gayr-i İslâmî kültürün zararlı propaganda ve telkinlerinden korumak ilk sıralarda yer almaktadır. Buna göre İslam Müslüman bayanın gayr-i müşrik erkeklerle evlenmesini yasaklamıştır. Müslüman bayanın herhangi bir gayr-i müslim erkekle evlenemeyeceği şeklinde, İslâm dünyasında tarih boyunca benimsenmiş olan bu hükmün, yalnızca ilk dönem müçtehitlerinin içtihadı olmayıp, Kur'ân mesajına ve Hz. Peygamber'in uygulamalarına dayandığı tespit edilmiştir.

Şimdi esas soruda belirtilen gayr-i Müslim bir erkekle evlenen bir kadının Müslüman olması neticesinde evlilik durumunun ne olacağına gelince; bu durum nasslar tarafından açıkça belirtilmediğinden ilk dönemden beri İslam alimleri tarafından tartışılmış olup şu sonuçlara ulaşılmıştır: Nikah gerçekleşmiş olmasına rağmen, henüz birleşme­den önce böyle bir durumun oluşması halinde, nikahın tam kemal bulmadığı gerekçesiyle, bu durumda da ilk evlilik esnasında gerekli olan kriterlerin aranacağına karar verilerek, söz konusu ortamda nikahın son bulacağı, ilk dönem âlimlerince ittifakla benimsenmiştir. Bu durumda evliliğin son bulacağı şeklindeki hüküm, Müslüman fertlerin kâfir ve müşriklerle evlenemeyecekleri hakkındaki ayetlere dayandırılmıştır.

Birleşme sonrasında eşlerden biri ihtida edip diğeri İslam’a girmeyi kabul etmezse; İslâm âlimlerinin çoğunluğunun benimsediği görüşe göre; Müslüman bayanın gayr-i müslim (=kâfir-müşrik-mürted, ehl-i kitap) olan bir erkeğe nikahının haram olduğu gibi, Müslüman bir erkeğin de, nikahı altında gayr-i müslim bir bayanı bulundurması -ehl-i kitap olan bayan hariç- naslarla yasaklanmış olduğundan, evlilik kurulurken, Müslüman ba­yan, gayr-i müslim erkekle evlenemeyeceği gibi, evlilik devam ederken de, aralarında kâfir koca - Müslüman bayan pozisyo­nu oluştuğu için, birbirlerine haram olma durumu zuhur etmiş olup, bu eşlerin ayrılması gerekir. Söz konusu olan durumda, kocanın ehl-i kitap olmasının herhangi bir ayrıcalığı yoktur. Çünkü, klasik dönem İslâm âlimleri ittifakla, Kur'ân naslarına dayanarak, Müslüman bayanın, ehl-i kitap da olsa, herhangi bir gayr-i müslim erkekle evliliğe devam edemeyeceğine hükmetmişlerdir.

Bu görüşte olan âlimler, eşlerden birinin Müslüman olup, diğerinin Müslüman olmaması nedeniyle ayrılma gerçekleşe­ceğinde hemfikir iseler de, evliliğin ne zamandan itibaren son bulmuş sayılacağında farklı düşünmüşlerdir:

Bunlardan bir kısmı; eşlerden birinin Müslüman olması halinde, evliliğin derhal son bulacağını savunmuşlardır.

Bir kısmı; Müslüman olmayan eş kadın ise, ona Müslüman olması teklif edilir, onun bu teklifi reddetmesi anında evlilik son bulur demişlerdir.

Diğer bir kısmı ise; gerek erkek eş, gerekse bayan eş Müslüman olduğunda, iddet müddetince diğer eşin Müslüman olması beklenir, iddet bittiği halde gayr-i müslim olan eş İs­lam'ı kabul etmemişse, nikâhın sona ermiş olacağını benim­semişlerdir.

Sahabeden Hz. Ömer ile Hz. Ali'ye ve diğer nesiller­den bazı müçtehitlere ait olduğu nakledilen ve İbnü'l-Kayyim'in de ısrarlı olarak savunduğu diğer bir görüşe göre ise; "evlilik içinde iken Müslüman olan eş, bu evliliği devam ettirip ettirmeme hususunda muhayyerdir". Bu görüşle ilgili olarak sahabe ve ilk dönem âlimlerinden yapılan nakillere bakıldığında; ihtida eden eş, evliliğin devam etmesinden ken­disinin, yeni inanç değerlerinin ve doğacak çocuklarının bir zarar görmeyeceği düşüncesindeyse, evliliği sonlandırmayıp bu evliliği devam ettirebileceği anlaşılmaktadır. Bir başka ifa­deyle, ihtida eden eş, bu ailede ve yaşamının büyük kısmını geçirdiği eski çevresinde hayata devam etmesinin, kendisi, inancı ve çocukları açısından zararlı olacağı korkusu taşıyorsa, bu evliliğe son verebilir. Böyle bir kararını uygulamaya koy­mada zorluk çekecekse, mahkemeden yardım talep edebile­cektir. Ancak, İbnü'l-Kayyım ve onun gibi düşünen âlimlerin muhayyerlik anlayışı biraz farklılık arz etmektedir. Ona göre; ihtida eden eşin nikâhı, diğer eşin iddet sonrasında bile Müslüman olmamasıyla son bulmayıp, yeni Müslüman olan eş dilerse, süresiz olarak eşinin Müslüman olması için bekleyip beklememede muhayyer ise de, bu dönem içinde cinsel olarak eşlerin beraber olmaları caiz değildir. Bu görüş ayrılığıyla beraber, bu grupta yer alan bütün âlimler, nikâh devam ettiği müddetçe eşler arasındaki mali hak ve sorumlulukların devam edeceğini ifade etmişlerdir.

İhtida eden eşin evliliği sonlandırıp sonlandırmama husu­sunda kendisinin muhayyer olduğu şeklindeki bu görüşün delilleri arasında; "Hz. Peygamber'in bu yöndeki uygulamala­rı nedeniyle Mümtehine suresinin 60/10. ayetinin tahsis gör­düğü ya da Sünnet tarafından bu ayetin hükmünün neshedildiği; ihtida olayının evliliği mutlak olarak sonlandırmadığı ile ilgili sahih rivayetlerin bulunduğu, Raşit halifelerin de bu yönde görüş ve uygulamalarda bulunmaları; aklen bu görüşün hem Müslüman olmayı düşünen gayr-i müslimler hem de Müslüman olmuş fertler için ve ayrıca İslâm toplu­mu için maslahat içerdiği" şeklinde farklı argümanlar bulun­maktadır. Bu görüş İslâm hukuk ekollerinin oluştuğu dönem­lerde çoğunluk tarafından benimsenmemişse de, Hanefilerin, bazı durumlarda Malikilerin ve Zühri'nin konuyla ilgili görüş­leri iyice tahlil edildiğinde, içlerinde bu görüşü barındırdığı görülebilecektir.

Cevaplayan : Prof.Dr. Nihat Dalgın

Tarih : 6/2/2011