Buhari ve Müslim de uydurma hadis bulunuyor mu?

Sorular ve CevaplarıKategori: Efendimiz (Ahlakı, Ailesi, Mucizeleri vb.)Buhari ve Müslim de uydurma hadis bulunuyor mu?
Misafir önce 4 sene sordu
Yazıyı Paylaşabilirsiniz...Print this pageEmail this to someoneShare on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on Twitter

1)Buhari  ve Müslim  de uydurma hadis bulunuyormu?
2)buharide geçen zayif hadisleri dahi inanmamak insanın imanına zarar verir mi?
3) buhari ve muslimin birbirlerine karşı rivayet ettikleri hadislerinin bir kısmını reddettikleri doğru mudur?
4) son olarak ta şu  hadisi Şerif uydurma mı  sahih mi yoksa zayıf  mıdır?  :Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: “Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur”

1 Cevaplandı
Hikmet.Net Admin’in profil fotoğrafıHikmet.Net Admin Personel cevaplandı 4 sene önce
Yazıyı Paylaşabilirsiniz...Print this pageEmail this to someoneShare on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on Twitter

Sahih-i Buhari ve Müslim Ümmetin alimlerinin ittifakla kabul ettiği iki sahih hadis kitabıdır. Zayıf hadisleri kitaplarına almamışlardır. Buhari, 100 bin sahih hadis arasından 7000 kadarını seçip eserine almıştır. Buradan, ne kadar titiz oldukları anlaşılır.
Şu Adresten detaylı bilgi edinebilirsiniz: İmam Buhari ve Sahih’i
Bahsetmiş olduğunuz hadisi şerif Buhârî Cenâiz, 82’de, Müslim, İmân, 34’de ve Ebû Dâvud, Tahâret, 26’da geçmektedir.
Tecridi sarihte şöyle geçmektedir:
(Abdu’llâh) b. Abbâs radiya’llâhu anhümâ’dan: 
     Şöyle demiştir: (Bir defa) Nebiyy-i Mükerrem salla’llâhu aleyhi ve sellem Medîne, yahut Mekke bahçelerinden birinin yanından geçiyordu.(1) Kabirlerinde azab gören iki insanın sesini duydu. Nebiyy-i Muhterem salla’llâhu aleyhi ve sellem: “Bunlar azab görüyorlar. Hem de azab görmeleri büyük bir şey için değildir.” buyurduktan sonra (yine devam ederek): “Evet (günahları büyüktür) biri, bevlinden istibrâ etmez yani sakınmazdı, diğeri de koğuculuk ederdi.”(2) buyurdu. Ondan sonra yaprakları soyulmuş taze bir hurma dalı istedi. Dalı iki parça etti. Her birinin kabri üzerine birer parça dikti. “Ya Resûlâ’llâh, bunu ne için yaptın!” diye sordular. “Bunlar taze kaldıkca belki (azapları) hafifler.” cevabını verdiler. 
Hadis Açıklaması :
Dipnot-1. Bu şek, râvîlerden birinindir. Maahâzâ diğer rivâyâtda bu bahçenin Medinede olduğu cezmen beyan ediliyor. Câbir’in rivayetinde bahçenin ümmü Mübeşşer-i Ensâriyye’ye âid olduğu söyleniyor. Anlaşılan o civarda bir kabristan varmış.
Dipnot-2. Bunların büyük şey olmamaları, birkaç damla bevilden ihtiraz edilmemesi ve ya dile kolay gelen birkaç söz sarfedilmesi itibariyle olup yoksa haddi zatında her ikisinin hele nemimenin ma’siyet olması dolayısıyla büyük olmak lazım geleceğine işaret buyurmak istemişlerdir. (

وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناً وَهُوَ عِنْدَاللّهِ عَظِيم
)
Ayrıca eserin başka bir yerinde de şu şekilde izah edilmiştir:
Buhârî  İbn-i Abbâs radiya’llâhu anhümâ’nın şu mealde bir hadîsini tahrîc etmiştir :
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem (bir kerre) Sâhİblerİ azâb olunan iki kabrin yanından geçiyordu. Resûl-i Ekrem:
—Bunlar azab çekiyorlar, hem de azab görmeleri büyük bir iş için de değildir. Bunlardan birisi, bevlinden sakınmazdı. Öbürüsü de koğuculuk etmeğe çalışırdı, buyurdu. Sonra yaprakları koparılmış taze bir hurma dalı aldı. Bunu ikiye böldü. Her kabre bunlardan birer parça dikti. Ashâb-ı Kiram :
— Yâ Resûlâ’llâh! Bunu niçin diktiniz? diye sordular. Resûl-i Ekrem:
—Bu ağaçlar kurumayıp taze kaldıkça umarım ki, azabları hafifler, buyurdu.
Bu hadîs, buna yakın bir metin ile yukarıda “Küâbü’l-Vuzû'” da geçmiştir.
İdrar ederken ihtimam edilmiyerek sıçratmak ve koğuculuk yapmak nefsü’l-emirde küçüktür, denilmek istenilmiyor. Birkaç damla bevlden ne çıkar diye; çekinilmemesi, birkaç dedikodunun ağızdan çıkıvermesi cihetiyle küçük addedilmiştir. Nefsü’l-emir îtibariyle birisi sıhhî ve medenî, öbürüsü koğuculuk da ahlâkî ve aynı zamanda her ikisi dinî pek büyük birer kusurdur. Birisi zahirî, öbürüsü bâtınî birer pisliktir. Hele koğuculuk en büyük bir musîbet-i içtimâiyyedir. Bir milletin ferdleri arasında koğuculuğun taammüm ve intişârı ve âdeta içtinâbı lâzım bir kusur addedilmemesi en muzır bir fevzâ-yi içtimaî tevlîd eder. Bunun için Kur’ân-ı Kerîm’de “
وتحسبونه هينا وهو عند الله عظيم
Siz, söz naklini kolay zannedersiniz. Halbuki bunun tevlîd ettiği mazarrat ve ma’sıyyet, Allâhu Teâlâ indinde çok büyüktür'” buyurulmuştur.
Kabre ağaç dikilmesinin ma’nevî faydası, bu hadîs-i şeriften ve Resûl-i Ekrem’in bu kavlinden, fi’linden müstefâd olduğu gibi
وأن من شئ الا يسبح بحمده
 
nazm-ı şerifinde bütün mevcûdât-ı mümkinenin kendilerine hâs olan birer lisân-ı ibâdet ve ubudiyetle haliklarını zikr, tesbîh ve tahmîd eyledikleri haber verildiğinden, kabre dikilen ağaç yaş kaldıkça onun zikrinden sâhib-i kabrin müstefîd olması hukuku mücâveret muktezâsıdır. Maddî, medenî, sıhhî faydaları ise izahtan müstağnidir.
Mânâlar :
Mevzûu-bahsimiz olan hadîs-i şerifteki
بقيع الغرقد
Medîne-i Münevvere’de meşhur bir kabristanın adıdır. Garkad, burada yetişen bir nevi’ dikenli.ağaçdır. Bu kabre ibtidâ Osman İbn-i Maz’ûn radiya’llâhu anh defnedilmiştir. Ondan sonra da Resûl-i Ekrem’in necl-i necibi Hazret-i İbrahim defnolundu. Bunların defni sırasında bu yabanî ağaçlar kesilip Bakî’ bunlardan temizlenmiştir. Bugün bu ağacın cinsi kesilmiştir, yalnız ismi kalmıştır.
(Mıhsar) mîm’in kesri ve sâd’ın fethi ile dayanmak üzere elde taşınılan kadîbdir, dal parçasıdır. Asâ, baston makülesidir. İbn-i Battal ile İbn-i Tin mıhsan asâ ile tefsîr etmişlerdir. Biz de böyle tercüme ettik.
(Menfûse), nıasnûa ve mahlûka demektir. (Neks) de baş iğmektir.
Şârih Kastalânî bu hadîsin bazı fıkralarının tarz-ı beyânında garabet görüyor. Hakîkaten Medîne-i ilm’ü edebin büyük bir haris  ve nigâhbâm olan Hazret-i Alî kerremâ’llahu veçhe, bu hadîs-i şerifin tebliğinde hiç görülmedik bir kudret-i edebiye izhâr etmiştir. Meselâ hadîsin başında arka arkaya, “nefi” edatları görülüyor, arka arkaya iki istisna bunları tâkib ediyor. Bunlar “leff ü neşr” hâlinde midir, değil midir? diye hadîs sarihlerini derin düşüncelere sokuyor. Sonra da o sual ve cevab gayet îcazkâr bir lisan ile tasvir edilmiş bulunuyor. Mevzuun nezâketi de buna inzimam ettiğinden biz de tercüme ederken güçlük çektik. Birtakım muavin kelimeler, fıkralar kullanmağa mecbur olduk.
Mes’ele hulâsa olarak şudur. Resûl-i Ekrem Efendimiz: “Her insanın saadet ve şekâveti, Cennetlik ve Cehennemlik olduğu ezelde ilm-i ilâhîde takdir edilmiştir” buyurmuş, Ashâb’dan bir zât : “öyle ise Yâ Resûlâ’llâh! Dünyâda say ve ibâdetin, birtakım meşakkatleri iktihâm etmenin ne te’sîri vardır ? Varsın herkes mukadder akıbetine doğru sürüklensin ! ” Resûl-i Ekrem Efendimiz cevaben :”Hayır! Tekâlifte meşakkat yoktur, herkes muktazâ-yi fıtrata nail ve müyesser oluyor, Cenâb-ı Hak herkese hayır ve serden neyi müyesser kıldıysa, o kişi onu kolaylıkla seve seve işliyor.” buyurmuştur.
Bu mühim suâli Hazret-i Peygamber’e kimin sorduğu araştırılmış, en kuvvetli olarak bunun Hazret-i Alî olduğu neticesine varılmıştır. Ve çok doğrudur. Çünkü böyle derin bir suâli her Sahâbî soramazdı. Yalnız ilmiyle, fıkhiyle iştihar etmiş yüksek simalar sorabilirdi. Hadîsin râvîsi olması delaletiyle ilk hatıra gelecek zat, Hazret-i Alî olabilirdi. Bu sebeble Buhârî Kitâbü’t-Tefsîr’de Hazret-i Alî olduğunu zikretmiştir. Yalnız  “kulnâ” lâfziyle îrâd edildiğine göre, bu suâle orada bulunan zevatın da iştirak ettikleri anlaşılıyor. Müslim’le Tirmizî, Sürâka İbn-i Mâlik olduğunu bildirmiştir. Daha başkaları hakkında da rivayetler vardır. [Kastalânî].
Selametle kalın..