islamda mescun hakları?

Sorular ve CevaplarıKategori: Muhtelifislamda mescun hakları?
yiğitalp önce 1 sene sordu
Yazıyı Paylaşabilirsiniz...Print this pageEmail this to someoneShare on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on Twitter

iyi günler. islamda mescun hakları nelerdir ?günümüzde mescun kimselere yapılanların dinimizdeki yerleri nelerdir?

1 Cevaplandı
Hikmet.Net Admin’in profil fotoğrafıHikmet.Net Admin Personel cevaplandı 1 sene önce
Yazıyı Paylaşabilirsiniz...Print this pageEmail this to someoneShare on Facebook0Share on Google+0Tweet about this on Twitter

Modern hukukta olduğu gibi İslam hukukunda da suçlulara verilen cezalardan birisi de onu hapsetmektir. Fakat kişinin mahpus olması elbette onu bütün haklarından mahrum bırakmayacaktır. İslam hukukçularının mahpuslar için öngördüğü temel hakların neler olduğuna bakalım: 
İslam ceza hukukuna göre suçlar için öngörülen cezalar, hadler ve tazir cezaları olmak üzere ikiye ayrılır. Hadlerin çeşidi ve miktarı bizzat Şari Teala tarafından belirlenirken, tazir cezalarının miktarı hukukçuların içtihatlarına ve hakimin hükmüne bırakılmıştır.Burada şu bilgiyi de vermek gerekir ki İslam hukukçuları idari ve ihtiyati bir tedbir olarak hapsi konu edinseler de, genel itibarıyla sabit olmuş bir suça karşılık olarak hapis cezasının verilmesine çok sıcak bakmamışlar, hapis sebeplerini sınırlı tutmaya çalışmışlardır. Mesele bütün fakihler ödeme imkanı bulunmayan borçlunun hapsedilemeyeceğinde görüş birliği içindedir. Zira Allah, “Eğer borçlu darlık içindeyse eli genişleninceye kadar ona mühlet vermek gerekir.” (Bakara suresi, 2/280) buyurmuştur. Aynı şekilde İslam hukukçuları ilke olarak uzun süreli hapse de sıcak bakmamışlar ve aynı zamanda suçlunun tevbe etmesi yani onun davranışlarında belirgin bir iyileşmenin olması, onda iyi halin görülmesi durumunda da onun affedileceği üzerinde durmuşlardır.
Fakihler, İslam’ın insan hak ve özgürlüklerine dair ortaya koymuş olduğu temel ilke ve prensiplerden yola çıkarak, mahpuslara yapılacak muamelenin niteliği ve onların ne tür haklara sahip olduğuna dair çok önemli içtihatlar ortaya koymuşlardır. Suçlunun işlemiş olduğu suça karşılık olarak belirli bir süre hapsedilmesi ve böylece hem hürriyetinin kısıtlanması hem de bir kısım haklardan mahrum bırakılması, onun sahip olduğu bir kısım hakların görmezden gelinmesine sebep olmamalıdır. Fakihlerin bir taraftan suçluların cezalandırılmasına ve ıslah edilmesine çok önem vermeleri; diğer yandan ise insan haklarıyla kişi hürriyetlerinin sınırlandırılmasında bir o kadar titiz ve ölçülü davranmaları, bu konuda oldukça dikkate değer içtihatları ortaya çıkarmıştır. Mesele fakihler, kadın ve erkeklerin yanı sıra işlenen suçun türüne ve ağırlığına göre de mahpusların ayrı yerlerde tutulmaları üzerinde durmuşlardır. Sözgelimi onlara göre hafif suçları işleyenlerle yüz kızartıcı ağır suçları işleyenlerin aynı mekanda tutulması doğru değildir. Çünkü buna dikkat edilmediği takdirde, hapsin önemli bir hikmeti olarak suçlunun orada ıslah ve terbiye olması beklenirken, onun hapiste yeni suçlar, ahlaksızlıklar ve kötülük yolları öğrenme ihtimali vardır.
Çoğunluk ulema, mahpusun sosyal çevreyle ilişki halinde bulunmasını onun temel bir hakkı olarak gördüğü için tek kişilik hücreye kapatılmasını doğru bulmamıştır. Tek başına hücreye kapatmayı caiz görenler de bu konuda özel gerekçelerin bulunması gerektiğine dikkat çekmiştir. Mahpusların barınma, giyinme, beslenme ve sağlık hizmetleri gibi temel ve zaruri ihtiyaçlarının insani bir şekilde karşılanması da onların temel hakları arasında sayılmıştır. Fakihlere göre hastalanan mahpusların tedavi edilmesi gerekir. Bu tedavi, mümkün olduğu takdirde hapishanede; mümkün olmadığı durumda ise hastaneye götürülerek yapılır. Bazı fakihler beslenme ve giyim gibi masrafların, zengin olmaları durumunda mahpuslar tarafından karşılanacağını söylese de çoğunluk ulema ayrım yapmaksızın bütün mahpuslara ait bu tür masrafların devlet bütçesinden karşılanacağını belirtmişlerdir. Mesela Ebu Yusuf, kendi döneminde mahpusların beslenme ve giyim yönünden sefalet içinde bırakılmasını ağır bir dille eleştirmiş ve Ömer b. Abdülazizden her bir mahpus için aylık harcama miktarını tespit etmesini talep etmiştir.
İslam hukukçularına göre mahpusların beş vakit namaz kılma, oruç tutma gibi ibadetlerini yapmalarına da hiçbir şekilde engel olunamaz; bilakis ibadetlerini rahat bir şekilde yapabilmeleri adına gerekli imkanlar hazırlanır. Aynı şekilde yakınlarının ve dostlarının mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmesi de titizlik gösterilmesi gereken haklardandır. Makrizi, kendi döneminde hapishanelerdeki izdihamı, mahpusların ibadet yapmaya imkanı bulamadığını, onların soğuk ve sıcaktan korunamadıklarını vs. eleştirmiş ve bunların hiçbir müslüman tarafından caiz görülemeyeceğini ifade etmiştir.
Ayrıca fakihlerin çoğunluğu, fakihlerin bakmakla yükümlü oldukları kişilerin nafakasını temin edebilme veya borçlarını ödeyebilme adına hapishanede çalışma hakkına sahip olduklarını ve bu konuda mümkünse gerekli imkanların onlara tanınması gerektiğini belirtmişlerdir. Başta Hanefi ve Hanbeli fukahası olmak üzere fakihlerin çoğunluğu mahpusun eşiyle ailevi münasebetine imkan verilmesi gerektiğini belirtmiş; aksi bir uygulamanın hem mahpus hem de eşi adına önemli bir hak ihlali sayılacağına vurgulamışlardır.
Mahpuslara -ister maddi isterse manevi olsun- işkence edilmesi ve onların bedeni cezaya maruz bırakılması da fakihlerin kesinlikle caiz görmediği uygulamalardan birisidir. Zira hadislerde “müsle” (organları keserek yapılan işkence) yasaklanmıştır. (Müslim, Cihad 2) Fakihler, yüze vurma, boynuna halka geçirme, yüzüstü yere yatırma, dağlama, soğuk veya sıcakta bırakma, çıplak bırakma, tırnak sökme, organlarını kesme, aç bırakma gibi bir kısım işkence çeşitlerini bizzat zikrederek ittifakla bunların caiz olmadığını ifade etmişlerdir. Dahası mahpusların zorla saç ve sakallarının kesilmesi, bir kısım haşerat ve böceklerle yaşamaya mecbur bırakılmaları, güneş altında bekletilmeleri, ayakta tutulmaları gibi davranışlar da bir çeşit işkence ve hak ihlali olarak görülmüştür.
Maddi işkencenin yanında manevi işkence diyebileceğimiz mahpusların aşağılanması, onlara hakaret edilmesi, sövülmesi, onların insanlık onurlarının rencide edilmesi de aynı şekilde caiz görülmeyen davranışlar arasındadır. İslam’da sayılı bazı suçlara bir had cezası olarak dayak atma mevcut olsa da, bunun dışında mahpuslara dayak atılması, hatta onların ayakta bekletilmesi, bağlanması, zorla çalıştırılması gibi uygulamalar şer’an caiz görülmemiştir.
Fakihler, mahpusların cuma, bayram ve cenaze namazlarına katılıp katılmayacağını dahi tartışmıştır. Çoğunluk fukaha bu konuda olumsuz görüş belirtse de bazı Şafii ve Hanbeli fakihleri mahpusların denetimli olarak bu namazlara çıkmalarına izin verilebileceği üzerinde durmuştur. 
Bütün bunların yanında İslam hukukçuları, hapishane görevlilerinin adaletli, müstakim, güvenilir, merhametli, insaflı, basiretli, sağduyulu, kuvvetli ve aynı zamanda zulüm ve rüşvet gibi haramlardan da uzak duran kimseler olması gerektiğini belirtmişlerdir. Elbette bir ceza infaz yeri olan hapishanenin belirli kısıtlama ve mahrumiyetleri bünyesinde taşıması ve normal bir evde bulunan konfor ve lüksten uzak olması işin tabiatı gereğidir. Fakat mutlaka onun taşıması gereken bir kısım asgari özellikler de olmalıdır. Bu asgari imkanları araştıran fakihler, burasının, yeteri kadar aydınlatılmış, temiz, rahatça yürümeye ve ibadetleri yapmaya imkan tanıyacak kadar geniş ve soğuklara karşı korunaklı bir yer olması gibi şartlar üzerinde durmuşlardır.
Bunların yanı sıra hapishanede, mahkumların banyo ve tuvalet ihtiyaçlarını rahatça giderebileceği, giyinip-soyunacakları, mutfak ihtiyaçlarını giderecekleri mekanların bulunması da dile getirilen görüşler arasındadır. İdarecilerin zaman zaman hapishaneleri ziyaret ederek mahkumların durumunu kontrol etmesi gerektiği ifade edilmiştir. Mesela Hz. Ali hapishanelere sürpriz ziyaretlerde bulunarak mahkumların şikayetlerini dinlemiştir. Bütün bunlar bize fakihlerin suçlular için bile olsa insanî ve hukukî esaslara bağlı kaldığını, mahpusların bir kısım zaruri ihtiyaçlarını ve temel haklarını gözettiğini göstermektedir. Canlı-cansız bütün varlıklara değer atfeden bir dinin, meseleye yaklaşımı da bu olmalıdır.
Fakihlerin, mahpusların, hapis süresince ıslah edici ve eğitici programlara tabi tutulmaları gerektiği yönündeki yaklaşımları da zikredilmeye değer. Zira hapsin öncelikli maksadı, suçluların halini düzelterek onları topluma yeniden kazandırmaktır.