İçerik etiketlendi: ‘nelerdir’

Kabir Azâbına Sebep Olan Ameller Nelerdir?

Kabir azâbına sebep olan amelleri şöyle sıralayabiliriz:

İdrardan sakınmamak ve temizlenmemek: Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), rastladığı iki kabirde bulunanlardan birinin idrardan sakınmadığı, diğerinin gıybet ve dedikodu yaptığı için azâp çektiğini haber vermektedir.(Buhârî, Vudu 57; Cenâiz 79).

Gıybet ve Nemime yapmak: Koğuculuk yapmak, lâf getirip-götürmek, Müslüman kardeşinin hoşlanmayacağı sözleri arkasından konuşmak kabir azâbını gerektiriyor.  (Buhârî, Cenâiz 79; 88).

Borçlu ölmek: “Mü’minin ruhu üzerindeki borcu ödeninceye kadar borcuyla bağlıdır.”  (İbn Mâce, Sadakat 12) hadisine göre, borçlu ölenin kabir azâbını göreceği bilinmekte, Peygamberimiz de borçlunun cenâze namazını kıldırmamış, borcu ödendikten sonra kıldırmıştır.

Yüksek Sesle ağlamak; “Ölü, kabrinde kendisine nevha yapılmasından (birtakım, iyiliklerini sayarak sesli ağlanmasından) ötürü azâp görür.”  (Buhârî, Cenâiz 33). Bir yakınını ve sevdiği kişileri kaybedenlerin, eğer güçleri yetiyorsa sabretmeleri ve sesli ağlamamaları en iyi harekettir. Sessizce ağlamak ve gözden yaş akıtmak da câizdir. Ama ölünün birtakım iyiliklerini ve hayatta yaptığı işlerini sayıp dökerek ve mersiyeler, ağıtlar düzerek ağlamak, bağırmak kesinlikle yasaktır.

Yalan söylemek; Kur’ân öğrenip ahkamıyla amel etmemek, zînâ yapmak, Fâiz yemek; Bu dört fiilin kabirde azâp olacağına, Rüya hadisi delildir.  (Bkz. Buhârî, Cenâiz 92). Azâp içinde gördüğü kimselerin sebeplerinin bu dört fiil olduğunu Cebrâil (aleyhisselâm) bildiriyor.

“Eğer ölüleri defnetmeniz endişesi olmasaydı, kabir azâbının bir kısmını sizlere işittirmesi için Allah’a duâ ederdim.”  “(Müslim, Cennet 17). Müşrikler kabirlerinde öyle bir azapla Azâp olunuyorlar ki seslerini hayvanlar işitir.”  (Müsned, 6/362). İçki ve sigara içerek beden emânetine zarar vermenin, hakkına razı olmamanın, ganimet taksiminden önce mal çalmanın, hırsızlık, yalancı şahitlik, namuslu kadına iftira etmenin, insanların dili ile eziyet vermenin, bâtıl yollarla başkalarının mallarını ve yetim malı yemenin, livata (homoseksüellik) yapmanın, hile yapmanın, Müslümanların hatalarını araştırmanın, adam öldürmenin Akrabaları ziyaret etmemenin, mahluklara acımamanın vs. kabirde azâba sebep olacağı  bilinmektedir.

(Osman Oral, 100 Soruda Ahiret Hayatı)

Kabir Azâbını Kaldıran veya Hafifleten Âmeller Nelerdir?

Haramlardan sakınmak, Kabir Azâbından Allah’a sığınmak: Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kabir azâbından Allah’a sığınmayı emretmiş, (Müslim, Cennet 17)  ve Ümmü Habibe’ye (v.44/664) duâ öğretmiş,  bizzat kendisi de şu duâyı yapmıştır. “Ey Allah’ım! Muhakkak ki ben kabir azâbından sana sığınırım. Cehennem azâbından da sana sığınırım. Ve yine diri ve ölülerin fitnesinden ve Mesih, Deccal’ın fitnesinden de sana sığınırım.” (Buhârî, Cenâiz 86). Gerek cenaze namazında, gerek sabah, akşam vesair zamanlarda yaptığı dualarda Peygamberimiz, Cehennem ve Kabir azâbından Allah’a sığınarak duâ etmişlerdir.(Müslim, Cenâiz 26).

Cenâze namazı kılmak: “Siyâhî bir kadın mescidin kayyumluk -süpürüp temizleme- hizmetini yürütüyordu. Rasûlullah bir ara onu göremez oldu. Kadın hakkında “Ona ne oldu?” diye sordu. “O öldü.” dediler. Bunun üzerine: “Bana niye haber vermediniz?” buyurdular. Ashab, sanki kadıncağızın ölümünü mühim addetmeyip küçümsemişlerdi. “Kabrini bana gösterin” diye emrettiler. Kabir gösterildi. Rasûl-ü Ekrem, kabri üzerinde cenaze namazı kıldı. Sonra: “Bu kabirler, sahiplerine karanlıkla doludur. Allah, onlar için kıldığınız namazla kabirleri onlara aydınlatır” (Buhârî, Cenâiz 67) buyurdular.

Şehit olmak: Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şehitlerin Kabir Azâbından korunacağını haber veriyor. (Tirmizî, Cihad 21, 25).

Nöbet esnasında ölmek: Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Her ölenin ameli son bulur. Ancak Allah yolunda nöbet tutarken ölenler müstesna, onların amelleri kıyâmet gününe kadar çoğalır ve onlar kabir azâbından korunurlar.”  (Tirmizî, Cihad 2) buyuruyor.

Kabir Üzerine yaş dal dikilmesi: Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) azâp gördüklerini haber verdiği kişilerin kabri üzerine yaş dal dikmiş ve bunlar kurumadıkça bunların tesbih ve zikirleri hürmetine, Allah’ın, o kabirdekilerin azâbını hafifletmesinin ümit edileceğini belirtmiştir.  (Buhârî,Vudu’57) “Ya Rasûlallah! Müş-rikler kabirlerinde azâp mı olunuyorlar?” sorusuna “Evet, onlar kabirlerinde öyle bir azâpla azâp olunuyorlar ki (onların azâbın şiddetinden attıkları çığlıkları) hayvanlar işitir.”  (Müsned, 2/362) buyurmuştur. Kâfir ve Münâfık’ın azâbı için de Allah Rasûlü; “Sonra demirden bir tokmakla ensesine öyle bir vurulur ve kâfir yahut münâfık öyle bir bağırır ki, insan ve cinden başka, ona yakın olan her şey onun feryadını işitir.” (Buhârî, Cenâiz 66, 85) buyurmuştur.

Mülk sûresini okuyanların, karın ağrısından ölenlerin, cuma günü ve gecesi ölenlerin de kabir azâbının hafifleyeceğini veya kaldıracağını yine Allah Rasûlü haber veriyor.   

Açlık eziyeti çekenler; Ehl-i sünnet âlimleri açlık gibi dün-yada eziyet çekenlerin azâp görmeyeceklerini belirtirler.

Ebû Hureyre anlatıyor; “Bir gün Allah Rasûlü’nün yanına gittim. Namazı oturarak kılıyordu. Namazını tamamlayınca sordum: “Ya Resûlallah hasta mısınız?” diye sordum. “Hayır, açlık!. Ya Eba Hureyre,” dedi. Ağlamaya başladım. Kâinat, kendisi için yaratılmış, Allah’ın en sevgilisi, açlık ve gıdasızlık sebebiyle ayağa kalkacak gücü olmadığından namazını oturarak kılıyordu. Benim ağladığımı görünce teselli etti. “Ağlama Ya Eba Hureyre!. Bu dünyada açlık ızdırabını çeken, diğer tarafta Allah’ın azabından emin olacaktır.” (Kenzul-Ummal, 7/199).

Allah Rasûlü, Hayatı boyunca karnını arpa ekmeği ile dahi doyurmamıştı.  Bazen günler, haftalar ve aylar geçerdi de O’nun saadet dolu hanesinde yemek pişirmek için ne bir ocak yanar ne de bir tas çorba kaynardı.

(Osman Oral, 100 Soruda Ahiret Hayatı)

Kabirde Azâp Şekilleri Nelerdir?

Âyet ve hadislere göre, kısaca azâp şekilleri şöyledir:

a) Kabir Sıkması; Kabir, mü’minleri annenin yavrusunu okşaması gibi sıkacak (Müsned, 6/55, 99), kâfir ve münâfıkları da şiddetli bir şekilde sıkacaktır. (Tirmizî, Cenâiz 70).

b) Tokmakla Vuruş; Kâfir ve münafığın ense köküne öyle bir vurulur ve o öyle bir feryat eder ki; feryadını insan ve cin hariç her mahluk duymaktadır. ( Buhârî, Cenâiz 66, 85).

c) Sabah-Akşam Ateşe Arz edilmek; Kulun gideceği yer Cehennem ise, sabah-akşam gösterilir. (Bkz. Mü’min, 40/46; Bkz. Buhârî, Cenâiz 88).

d) Haşerâtın Ölüyü Isırması ve Sokması; Kâfire doksan dokuz ejderha saldırtılır; ejderhalar onu ısırırlar, sokarlar. Ejderhanın birisi yeryüzüne üfleye­cek olsa, dünya da yeşillik kalmayacak derecede ateş püs­kürtür. (Bkz. Darimi, Rikak 94; Müsned, 3/38). Deve boynu gibi kırbaç, düğümü ateşten olan, kulakları sağır olan bir mahluk ile azâp edilir. (Müsned,6/653).

e) Toprağın İbret Olsun Diye Dışarı Atması, Hristiyan’ken Müslüman olmuş ve Vahiy katipliği yapmış, sonradan tekrar Hristiyanlığa dönmüş birisi, Kur’ân’la, vahiyle alay ediyordu. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu adam öldü­ğünde “Yer onu kabul etmeyecektir.” buyurmuş,  (Buhârî, Menâkıb 25) hakikaten de toprak onu kabul etmemiştir.

Ehl-i Sünnet âlimleri, aslında bunun sünnetullah’a aykırı olduğunu, ama bazı kötü kimselerin, bilhassa İslâm dini ile, Allah’la, Kur’ân’la alay edenlerin cesetleri ibret olsun diye, Allah’ın böyle göstermiş olabileceğini belirtirler.

Neccâr oğullarından Hristiyan bir adam vardı. Müslüman olup Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okumuştu. Peygamber (Aleyhisselâm)’e vahiy yazardı. Bu adam irtidat ederek Hris­tiyanlığa döndü ve “Muhammed bir şey bilmez. Ancak benim kendisine yazdığım şeyleri bilir.” demeye başladı. Allah onu vefat ettirince, Hristiyanlar gömdüler. Fakat sabah olunca gördüler ki, gömüldüğü yer onu dışarı atmıştı.

Bunun üzerine Hristiyanlar “Bu, Muhammed ile ashabının işidir. Onların arasından çıkıp kaçtığı için, bu din kardeşimizin ölüsünden kefenini soydular ve onu meydanda bıraktılar.” diye iftirada bulundular. Derin bir çukur kazarak onu oraya gömdüler. Fakat ertesi sabah, gömüldüğü yerin, onu yine dışarı attığı görüldü.

Hristiyanlar yine Müslümanları suçladılar. Bir yerde yine bir çukur kazdılar. Güçleri yettiği kadar derinleştirdiler. Fakat sabah olunca o yerin de onu dışarı attığı görüldü. Bunun üzerine Hristiyanlar, bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onun ölüsünü açıkta bıraktılar. Hz. Peygamber bu adam öldüğünde “Yer onu kabul etmeyecektir.” buyurduğu bilinmektedir.

f) Bakırdan tırnaklarla yüzleri ve göğüsleri tırmalamak; Peygamber efendimiz Miraca çıktıklarında, orada bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan insanlar gör­düğünü ve Cebrâil (Aleyhisselâm)’dan bunların kim olduk­larını sorduğunda, bunların gıybet eden kimseler olduğunu öğren­diğini haber vermektedir. (Bkz. Buhârî, Menakıb 25; Cenâiz 92).

Mü’min için kabir nimetleri nelerdir?

Kabir nimetlerini mü’min için şöylece sıralayabiliriz: Yedi kat göklere mü’minin ruhu yükselir.  (Müsned, 4/287-288). Mü’mine Cennetteki makamı gösterilip Cennete bir kapı açılarak oradan Cennetin güzel kokusu gelir. (Müslim, Cennet 17). Kabir çok genişler, (Müslim, Cennet 17) Kabir salih amellerle; namaz ve Kur’ân ile aydınlanır. (Buhârî, Salat 72, 74).  Kabir, mü’min için Cennet bahçelerinden bir bahçe, kâfirler için Cehennem çukurlarından bir çukur olur. (Bkz. Tirmizî, Kıyâmet 14).

“Biriniz öldüğü zaman, ona, sabah akşam oturacağı yer gösterilir. Eğer Cennet ehlinden ise Cennet gösterilir. Cehennem ehlinden ise Cehennem gösterilir. Ona işte Allah seni kıyâmet gününde tekrar diriltinceye kadar oturacağın yerin burasıdır, denilir.” (Buhârî, Cenâiz 88).

(Osman Oral, 100 Soruda Ahiret Hayatı)

Kıyâmetin küçük alâmetleri nelerdir?

Kıyâmet, bir şeyin veya toplumun sonu manalarında kul-lanılmaktadır. Dünyanın sonu manasında olan Kıyâmet için küçük ve büyük Kıyâmet ayrımı yapılmıştır.

Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarına göre küçük alâmetler; kıyâmetin kopma zamanına daha uzak, insanların irâdeleriyle meydana gelecek olaylardır.

Hadis-i Şerif’lerde şöyle bahsedilmiştir. İslâmî ilimlerin gerilemesi, cehâletin artması, Kadın nüfusun erkeklerden çok olması, İçki içme ve zînâ gibi haram olan fiillerin artması (Bkz. Buhârî, Hudud 20), Adam öldürme olayının, ölenin ne için öldüğünü, öldürenin ne için öldürdüğünü bilmeyeceği kadar artması (Buhârî, Fiten 25),  İki İslâm ordusunun birbiriyle çarpışması (Müslim, Fiten 17),  Zenginliğin artması, malın çoğalması, sadaka verecek fakirin bulunmaması (Müslim, Zekat 61),  vb.

Bazı hadislerde geçen kıyâmet ise yok olma, anarşi vb. manalarında kullanılmıştır. “Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyâmet kopmaz”  “…imamınızı öldürmedikçe, kılıçlarını birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça kıyâmet kopmaz.” (Tirmizî, Fiten 9). “Otuz kadar yalancı deccal çıkmadıkça kıyâmet kopmaz. Bunlardan her biri Allah’ın elçisi olduğunu zanneder.” (Tirmizî, Fiten 43).

Hadislerde geçen bu alâmetler; daha çok bu fiilleri yaptıktan sonra belâların geleceğini haber vermektedir. Mesela, İçki içme ve zînâ gibi fiiller arttığında sarhoşlar çoğalacak, nesiller cılız, zayıf olacak, beyinler uyuşacak, kavgalar artacak, ekonomi abes, boş şeylere akacak, sarhoş-çürük nesiller doğacak, Aids gibi hastalıklar toplumda çoğalacak, işte bunlar toplumun sonu, kıyâmeti değil midir? Elbette o toplumun, milletin kıyâmeti, sonu olur.

Hadislerde daha çok küçük kıyâmet diye bahsedilenlerin dünyaya âit bazı kötü olayların sebepleri zikredilmiş, onlara dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

(Osman Oral, 100 Soruda Ahiret Hayatı)

Ölü İçin Başkalarının Dünyada Yapabileceği Ameller Nelerdir?

Duâ; Baki mezarlığında Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in dua etmesi üzerine Hz. Aişe validemiz sorduğunda, Efendimiz “Onlar için duâ etmekle emrolundum.”, (Müsned, 6/252).  “Ölüye namaz kıldığınız zaman ona gönülden duâ edin!” buyurmuşlardır.

İstiğfar; cenazeyi defnettikten sonra; “Kardeşiniz için is­tiğfar ediniz, affını dileyiniz ve ona tesbit (sorulara sarsıl­madan cevap vermesini) isteyiniz. Çünkü o, şu anda sorguya çekilmektedir.” (Ebû Dâvud, Cenâiz 72). “Allah Teâlâ, salih kulunun Cennetteki dere­cesini yükseltir. Bunun üzerine o: “Ya Rabbi! bu (yükselme) nereden (ne sebebiyle) dir, diye sorar. Cenâb-ı Hak ona şöyle der: “Oğlunun senin için yaptığı istiğfar sebebiyledir.” (Bkz. İbn Mâce, Edeb 1). Ölen kişi için tövbe istiğfar yapabiliriz.

Sadaka; Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’a bir adam gelerek şöyle dedi: Ya Rasûlullah! annem birdenbire öldü, vasiyet edemedi. Öyle sanıyorum ki, konuşabilseydi sadaka verirdi. Acaba ben onun yerine sadaka versem sevabı ona ulaşır mı? Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Evet” cevabını verdi. (Buhârî, Cenâiz 94). Ölen kişi için sadaka verebiliriz, sadaka-i câriye yapabiliriz.

Ölünün borcunun ödenmesi; Kendisine fayda verip borçtan kurtulmasına sebep olur.(Bkz. Buhârî, Havalat 3).

Oruç borçlarının tutulması; “Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse onun orucunu velisi tutar.” (Buhârî, Savm 42).

Hac etmek; Haccın sevabı da gönderilebilir.(Müslim, Sıyam 27).

Kur’ân okumanın ölüye gidip- gitmeyeceği hususu Ehl-i Sünnet âlimlerince çok tartışılmıştır. Manasını düşünerek Kur’ân okumanın ölü sebebiyle okunması durumunda, ölen kişi, bu fiile sebep olduğu, aracılık ettiği için Ehl-i Sünnet âlimlerince, seva­bının Allah’ın izniyle ulaşacağı merkezindedir.

(Osman Oral, 100 Soruda Ahiret Hayatı)

Allah’ın Özü ve Nitelikleri Nelerdir?

Allah, yarattığı şeylerden; onların hakikisinden ve izâfisinden tamamen başkadır. Kaldı ki, insan, şu sınırlı âlemde hep, sınırlı düşünür, sınırlı görür, sınırlı duyar.

Evet, insanın bu âlemde gördüğü şeyler, milyonda beş nisbetindedir. Duyduğu şeyler de o kadar. Meselâ o, sâniyede 40 defa ihtizaz (titreşim) yapan bir sesi duymaz. Binleri aşan ihtizâzı da duymaz. Öyle ise insanın, sesleri duyup alması sınırlıdır. Bu da, ancak milyonda çok küçük nisbetde bir şeydir. O’nun görüş ve duyuş sahası da çok dardır. Bu kadar sınırlı gören, duyan, bilen bir insanın “Allah için görülmüyor? Nasıldır?”demesi -hâşâ!- O’na kemmiyet ve keyfiyet izâfe ederek, O’nun üzerinde düşünmesi, dolayısıyla da haddini bilmemesi demektir. Sen nesin ve neyi biliyorsun ki, Allah’ı da bilesin!.. Allah kemmiyet ve keyfiyetten münezzehtir ve senin nâkıs kıstaslarınla ölçülmeyecek kadar muâllâdır. (1) Sen ışık hızıyla trilyon sene ötelere gitsen ve trilyonlar senelik öteleri görsen, sonra gördüğün bu kâinatları üst üste yığsan; bunlar, O’nun varlığına nisbetle mikroskobik birşey bile olamaz. Bizler daha Antartika kıtasını bilemezken, bütün kevn-ü mekânları evirip çeviren Allah’ın -hâşâ- ve kellâ- “nitelik”ve “niceliği”hakkında nereden bilgimiz olacak!! Allah, Allah olduğu için, O’nun tâbiriyle “nitelik”ve “nicelik”ten de mukaddes ve münezzehtir. O, bizim, her türlü tasavvurlarımızın ötesinde, ötelerin de ötesindedir…

Kelâmcı: “Aklına her ne gelirse, Allah ondan başkadır”der. Tasavvufçu ise: “Aklına ne gelirse, onun verâsının ve verâsının verâsındadır. Ve sen, dâima seni saran perdelerle âdetâ bir fanus içindesin…”

Descartes der ki: “İnsan, herşeyi ile sınırlıdır. Sınırlı olan birşey, sınırsızı düşünemez.”Allah ise, varlığı sınırsızdır; nâmütenâhidir. Binâenaleyh, sınırlı düşünen insanoğlu O’nu ihâta edemez.

Alman edibi Goethe: “Seni binbir isminle anıyorlar, ey Mevcûd-u Meçhûl! Biri değil, seni binlerce isminle ansam, yine de seni senâ etmiş sayılamam. Çünkü sen, hertürlü tavsifin verâsındasın”sözüyle, bu mevcûd-u meçhûlu anlatır bize…

Mütefekkirler, Allah’ı mevcut, fakat idrâk edilmez bir mevcut olarak mütalâa ederler. Allah, insanın kavrayabileceği, bilebileceği şeylerden değildir. Göz, O’nu göremez, kulak O’nu işitemez. Öyle ise, sen, O’nun hakkında sadece Nebilerin ta’limine uyup öylece inanmalısın!..

Allah nasıl bilinir ki: O vücudun da, ilmin de ilk mebdei, ilk illetidir. Varlığımız, O’nun varlığının nurunun gölgesi; ilmimiz, O’nun muhit olan ilm-i İlâhisinin bir şemmesidir. Evet, bir seviyede, Allah’ı bilmenin ve irfan sahibi olmanın yolu vardır: Ne var ki bu yol, eşyayı bilme yolundan bütün bütün başkadır… Yanlış yolla O’nu tanımağa kalkanlar, nefislerinin gururunu kıramamış, iç müşâhedenin ne olduğunu duyamamış, tadamamış bir kısım talihsizlerdir ki; “Allah i aradım da bulamadım”hezeyânıyla fen ve felsefe nâmına dalâletlerini izhâr ederler.

Allah öyle bir Allah’tır ki, gerek enfüsi ve gerekse âfâki, kalb ve ruhun mi’racında seyr-i rûhi ve kalbi varlığını ve varlığının zarûri olduğunu gösterir ve ruhumuzun derinliklerinde kendini bize hissettirir. İşte bütün ilimlerimizin kökü olan bu vicdâni duygu, bizdeki sınırlı ilimlerin, şuurların, akılların, fikirlerin hepsinden daha kuvvetlidir. Böyle iken, biz çok defa vücudumuzdan ve bu iç sezişten zuhul ederiz de hata ve dalâletlere düşeriz.

Kâinat, bunu hatırlatıcı bin dil ve bin teldir. Kur’ân, belâğatlı lisaniyle en büyük hatırlatıcı, Peygamberimiz ise en mükemmel bir tebliğcisidir.”Sığmam dedi hak, arz-u semâya Kenzen bilindi, dil ma’deninden”

Muallâ: Yüce, uzak

M. Fethullah Gülen

İmana mâni hususlar nelerdir?

1) Tekebbür: Günümüzde ateistler, “İnsan olabildiğine hür kalmalıdır. Allah’a kulluktan bahsettiğiniz zaman insanın hürriyetini ortadan kaldırmış olursunuz. Kime olursa olsun ‘kulluk’ söz konusu ise orada hürriyet yok ve insan sömürülüyor demektir” diyorlar. İşte, böylesine bir tekebbür, tabiatıyla imana mânidir.

2) Bakış Zaviyesindeki İnhiraf: Bazen bakışlardaki zar kadar değişme, neticede çok büyük farklılık arz eder ve insanı imandan dışarı çıkarır. Üstad’ın “niyet” ve “nazar” mevzularındaki açıklamaları bu açıdan çok önem taşır. “Niyet ve nazar, mahiyet-i eşyayı tağyir eder” der Üstad. Niyeti inkâra kilitlenmişse bir insanın, bakışı ve anlayışı da buna göre şekillenir.

3) Cehalet

4) Alışkanlıklar: Kişinin sürekli yaptığı eylemleri, onun karakteri, kanaatleri, inanç ve bağlılıkları ile bütünleşir. Onları terk etmek, din değiştirmek kadar zor gelir o kişiye. Eğer bu eylemler iman ve İslâm’ın tasvip etmeyeceği ve edemeyeceği yol ve yöntemler üzerinde yivler oluşturur ise, artık bu yivlere yatak değiştirtmek imkânsızlaşır. Geçmiş kavimlerin inkârlarının çoğu, “âbâ an ced” (atalardan bu yana) edinilmiş alışkanlıkların terk edilmemesinden kaynaklanmaktaydı. Çünkü edinilmiş örf, âdet ve inançlar üzerinde insanlarda aşılmaz dogmalar oluşmuştur. Yeni şeylerin kabulüne karşı ferdî ve sosyal isteksizlik baş göstermektedir. Bu da küfrü netice vermiştir.

M. Fethullah Gülen

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz