İçerik etiketlendi: ‘Ramazan ayı’

Efendimiz’in (sas) Ramazan’da Kur’ân’la İrtibatı

Kur’ân-ı Kerim, “Kelâmullah” (Allah’ın sözü) ve “Kitâbullah” (Allah’ın kitabı)dır. O sözlerin en güzeli,[1] en kutlusu ve mübareği,[2] O, Allah’ın en sağlam ipi (hablü’l-metin)[3] ve kopması mümkün olmayan “sapasağlam bir kulp”tur (el-urvetu’l-vüskâ)[4]. O, insanları en doğru yola ileten[5], gönüllerdeki dertlere şifa kaynağı, hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden[6] bir hidâyet rehberidir.[7] O İnsana varlık gayesini ve sorumluluğunu hatırlatan[8] hikmet edâlı bir beyan.. ve Hakk’a, dünya ve ahiret saadetine ulaştıran bir yoldur.

O, kendisine uyanları (değişik arzulara takılıp) kaymaktan, kendisini (kıraat eden) dilleri de iltibastan korur. O okuması emredilen,[9] okudukça kendisine doyulmayan, okuyana asla usanç vermeyen, okudukça lezzetine lezzet katan, okudukça kendisine olan hayranlığı artıran bir kitaptır. O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman, şöyle demekten kendilerini alamamışlardır:  إِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًا يَهْدِۤي إِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه “Biz, doğru yolu gösteren harika ve hiç duyulmadık bir Kur’ân dinledik. Biz O’nun (Allah kelamı olduğuna) inandık.”[10] O’nu öğrenmek de öğretmek de amellerin en hayırlısıdır.[11] O’nun üslûbuyla konuşan doğruyu konuşmuş olur. O’nunla amel eden mutlaka mükafat görür.[12] Kim O’nunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim O’na çağırırsa, doğru yola çağırmış (ermiş) olur. [13]

O’nun ilk muhatabı ve insanlara tebliğcisi Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’di. O, Kur’an’ı ilk öğrenen, ilk okuyan, ilk yaşayan ve temsil eden insandı.  Kur’ân, O’nun menbaı, melcei, dilinden düşürmediği dua ve virdi idi. O’nun davetinin temelini Kur’ân ayetleri oluşturuyordu, O, Kur’ân merkezli konşuyordu.. O’nun günü Kur’ân ile başlıyor, Kur’ân ile sona eriyordu. O kendisine vahy olan Kur’an’ı okumaya ve ezberlemeye son derece düşkündü. O’nu muhataplarına ulaştırma, okutma, öğretme ve anlatma hususunda mesuliyet şuuruyla büyük bir gayret göstermişti.[14] O’nun hayatıydı Kur’ân ama O’nun Kur’ân’la irtibatı Ramazan-ı Şerif’te daha bir farklıydı. Çünkü Ramazan ayı Allah tarafından diğer aylara nazaran farklı özellikler verilerek seçilmiş bir aydır, Kur’ân ayıdır.

Kur’ân’ın Ramazan’da Nuzûlü

Kur’ân’ın nüzûlü, bir Ramazan günü Hira’da “Oku!”[15] âyetiyle başlamış ve bu iniş yirmi üç yıl sonra “Bugün sizin için dininizi tamamladım.”[16] âyetinin inmesiyle son bulmuştu.

İnsanlığa rehber olan, onları doğru yola götüren Kur’ân-ı Kerim’in nüzûlü Ramazan ayında başladığı gibi Ramazan-ı Şerif’in Kadir gecesinde toplu olarak Levh-i Mahfuz’dan dünya semasındaki Beytü’l-İzze’ye de Kadir gecesinde indirilmiştir.

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ

“O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi.”[17]

إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ

“Biz onu kutlu bir gecede indirdik.”[18]

إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ

“Biz Kur’ân’ı kadir gecesinde indirdik.”[19]

Peygamber Efendimiz’in Ramazan’da Cebrail (aleyhisselâm) ile Mukabelesi

O’nu hakkıyla okuyan ve yaşayarak hayatına hayat kılan da Efendimiz’di. Okuyordu ama O’nun Kur’ân’a yaklaşması Ramazanda daha bir farklıydı. Çünkü Ramazan ayı Allah tarafından diğer aylara nazaran farklı özellikler verilerek seçilmiş bir aydı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazan-ı Şerif’in gündüzlerini oruçla, gecelerini de namaz, Kur’ân tilâveti ve Allah’ı zikir ile geçiriyordu.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) her yıl Ramazan ayında, Cebrail (aleyhisselâm) ile buluşuyor, o yıl içinde inen ayetler dâhil, o ana kadar nazil olan ayetlerin tamamını Cebrail (aleyhisselâm) ile müdârese, yani karşılıklı olarak okuyor, birbirlerine arz ve müzâkere ediyorlardı.[20] Bu sebeple Ramazan’da yaygın olarak sürdürülen ve bir kişinin Kur’an-ı Kerim’i okuyup diğerlerinin takip etmesine dayanan mukabele uygulaması, Ramazan’da Kur’ân’ın hatmedilmesi, mana ve muhtevasının anlaşılması için müzâkere edilmesi müstehabtır. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ömrünün son günlerinde sevgili kızı Fâtıma’nın (radıyallâhu anha) kulağına, “o yılın Ramazan’ında Cebrail (aleyhisselâm) ile Kur’an mukabelesini bir değil iki defa yaptıklarını ve bunu vefatının yaklaştığı şeklinde yorumladığını” fısıldamış ve bunun üzerine Hazreti Fâtıma (radıyallâhu anha) ağlamıştı.[21]

Peygamber Efendimiz’in Gece Namazı ve Kıraati

Kur’ân-ı Kerim’de gecelerin ibadetle ihya edilmesinin önemini vurgulayan pek çok âyet-i kerime bulunmaktadır. Bunların bir kısmında, doğrudan Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) hitap edilirken[22] bir kısmında, gece kalkıp Allah’a kulluk için özel çaba harcayan Müslümanları öven ve gece ibadetine teşvik eden ifadeler yer almakta,[23] bir âyette ise Ehl-i kitap içerisinde inançlarında samimi olan ve geceleri Allah’ın âyetlerini okuyup secdeye kapanan bir grubun varlığından söz edilmektedir. [24]

Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gece kalkıp gece namazı kılması ve Kur’ân-ı Kerim’i tertil üzerine okuması daha peygamberliğin başlangıcında nâzil olan Müzzemmil sûresinin ilk âyetleriyle emredilmiştir.[25] İsrâ sûresinin 79. Âyetinde, “Sana mahsus olmak üzere gecenin bir kısmında kalkıp Kur’ân okuyarak teheccüd namazı kıl! Böylece Rabbinin seni makam-ı mahmûda eriştireceğini umabilirsin.”[26] geçen “tehecced” (teheccüd namazı kıl) kelimesiyle Teheccüd namazı adını almıştır.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gece namazlarında kıyamda uzun sûreler okumuş, müminlere de bu yönde tavsiyede bulunmuş ve onları teşvik etmiştir. İbn-i Mesud (radıyallâhu anh) anlatıyor:

“Bir gün Allah Resûlü’yle beraber gece namazı kılmaya azmettim. Geceyi O’nunla geçirecek ve O’nun yaptığı ibadeti ben de yapacaktım. Namaza durdu, ben de durdum. Fakat bir türlü rükûa gitmiyordu. Bakara sûresini bitirdi, “Şimdi rükûa gider.” dedim; fakat O, devam etti; sonra Âl-i İmrân’ı, sonra da Nisâ sûresini okudu ve ardından rükûa vardı. Namaz esnasında o kadar yoruldum ki, bir ara aklıma kötü düşünceler geldi.” Dinleyenler arasından biri sordu: “Ne düşünmüştün?” İbn-i Mesud (radıyallâhu anh): “Namazı bozup, O’nu namazıyla baş başa bırakmayı düşünmüştüm.”[27]

Huzeyfetü’l-Yemânî (radıyallahu anh) , bir defasında O’nun gece namazının bir rekâtında Fatiha, Bakara, Âl-i İmran ve Nisâ sûrelerini (yüz sayfadan fazla) okuduğunu anlatır.[28]

“Kim geceyi on âyet okuyarak ihya ederse (yani gece namazda, teenni ve teddebbürle on âyet okuyarak namaz kılarsa)[29] gafiller arasına yazılmaz. Kim de yüz âyetle gecesini ihya ederse “kânitîn”[30] zümresine yazılır. Kim de bin âyet okuyarak geceyi ihya ederse mukantırîn[31] arasında yazılır.”[32]

“İki kişiye karşı hased caizdir: Birincisi o kimsedir ki, Allah kendisine Kur’ân-ı Kerim’i nasib etmiştir, o da onu, gece ve gündüz boyu ikame eder.( ikameden maksat, namazın içinde ve dışında okumak, onunla amel etmek, onu öğretmek, muktezasıyla hüküm ve fetva vermek..) İkincisi de o kimsedir ki, Allah Teâla ona mal vermiştir de o da gece ve gündüz (hak yolda) infak eder.”[33]

“Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Hangi amel efdaldir?” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: ‘Kıyamı uzun olan.’”[34]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ramazan’da ibadetlerini daha da artırmış, Ramazan gecelerinin nerdeyse tamamını namazla, Kur’ân tilavetiyle, tesbih ve zikirle vb. ibadetlerle süslemiştir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) teravih namazını bir-kaç gece mescitte ashabına kıldırmış ve bu namazları uzun tutmuştur. Peygamber Efendimiz’in Ramazan gecelerinde kıldırdığı namazı anlatan sahâbîlerden biri olan Ebû Zer (radıyallâhu anh), Allah Resûlü’nün Ramazan’ın 23. gecesi, gecenin üçte biri geçinceye kadar, 25. gecesi gecenin yarısına kadar, 27. Gecesi de “Felâh”ı yani sahuru geçirme korkusuna düşünceye kadar kendilerine namaz kıldırdığını bizlere haber vermektedir.[35] Ve daha sonra farz olur endişesi ile cemaatle kılmayıp kendi odasında yalnız eda etmiştir. Peygamber Efendimizin teravih namazını odasında nasıl ve kaç hatimle kıldığını bilemiyoruz. Ama Allah Resulü’nün rahle-i tedrisinde yetişen sahabe efendilerimizin teravih namazını gerek cemaat halinde gerekse münferid olarak hatimle kılmaya özen gösterdiklerini kaynaklarımızda yer almaktadır. Bu sebeple teravih namazını Kur’an-ı Kerîm’i en az bir kere hatmederek kılmak sünnet, birden fazla hatimle kılmak ise bir fazilettir.[36]

Sonuç olarak, Kur’ân’ı Kerim’in Ramazan’da nazil olması, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Cebrail (aleyhisselâm) ile mukabelesi, namazların hatm-i Kur’an ile kılınması ve özellikle bu ayda yapılan ibadet ve salih amellere kat kat mükâfatlar verileceği müjdesini göz önüne aldığımızda inanmış gönüllerin Ramazan boyunca Kur’ân’ı ellerinden düşürmemeleri gerekir.

İnsan, her yeni Ramazan’la bir kere daha, hem de bütün tazeliğiyle, sanki Kur’an yeni nazil olmuşçasına O’nu okumalı. Dinlerken, O hitapları, Resul-i Ekrem aleyhi’s-selamdan işitiyor gibi dinlemeli, Cebrail’den (aleyhisselâm), hatta Kur’ân’la hitab buyuran Rabbül-âlemîn’den işitiyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olup, kendisi tercümanlık ederek başkalarına da dinletmelidir. Kadın-erkek, yaşlı-genç, zengin-fakir, âlim-cahil, aristokrat-halk hemen herkes bu mübarek zaman diliminde O’nun ışıl ışıl iklimine dalmalı ve bambaşka âlemlere yelken açmalıdır.[37]

Mümin, Kur’ân’ın lafzını okumanın yanında, Allah Resûlü’nün bu Kur’ân ayında yaptığı gibi, mânâsını müzâkere ederek, O’nu ibretle düşünerek, mânâsını araştırarak okumalı ve öğrendiklerini hayatına hayat kılmalıdır. Evet, Kur’ân’la münasebetimiz açısından asıl mesele O’nu okumanın yanında kalb, şuur, irade, idrak ve hislerimizle O’na yönelebilmek ve benliğimizin bütün buutlarıyla O’nu duyabilmektir…

“Ya Rabbî, Kur’ân’ı gönüllerimizin baharı, gözlerimizin nuru, hüzünlerimizin cilası (gecelerimizin sabahı) kıl.”


Dipnotlar:

[1] Allah sözlerin en güzelini indirmiştir. Allah’ın vahiy yolu ile gönderdiği bu söz, her tarafı birbirini tutan, gerçekleri, farklı üsluplarla tekrar tekrar beyan eden bir kitaptır. Onu okuyup dinlerken, Rab’lerini tazim edenlerin tüyleri ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah’ı anmakla sükûnet bulur. İşte bu, Allah’ın hidâyetidir ki onunla dilediğine yol gösterir. Ama Allah’ın şaşırttığı kimseyi ise hiç kimse doğru yola koyamaz. Zümer sûresi, 39/23. [2] En’âm sûresi, 6/92, 155. [3] Âl-İmrân sûresi, 3/103. [4] Bakara sûresi, 2/256. [5] İsrâ sûresi, 17/9. [6] Furkân sûresi, 25/1; Bakara Sûresi, 1/185. [7] Yûnus sûresi, 10/57. [8] Haşr sûresi, 59/21. [9] Neml sûresi, 27/92; Ankebut, Sûresi, 29/45; “Sözlerin en güzeli/doğrusu Allah’ın kelâmı/kitabı; rehberliğin en güzeli Muhammed’in rehberliğidir.” Buhârî, Edeb, 70; Nesâî, Salâtü’l-îdeyn, 22. [11] Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 21; Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân 15. [12] “Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.” Fâtır sûresi, 35/29-30. [13] Cin sûresi, 72/1-2. [13] Tirmizî, fezâilü’l-Kur’ân 14; Dârimî, fezâilü’l-Kur’ân 1; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/91. [14] Rahmet Peygamberi (sallallâhu aleyhi ve sellem), her zaman tam bir mesuliyet insanıydı. O bütün hayatı boyunca insanlığın içinde bulunduğu maddî-manevî sefalet ve dalâlet karşısında hep ızdıraptan iki büklüm yaşamıştı. O kadar ki, daha peygamberlikle serfiraz kılınmadan evvel, zaman zaman inzivaya çekilir, tek başına Hira’ya misafir olduğu gecelerde insanlığın dertlerini düşünür ve “tahannüs” adıyla anılan ibadete bağlı bu yalnızlıklarında tefekkürün yanı sıra beşerin problemlerinin halli için Yüce Yaratıcı’ya dua ederdi. Kendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden sonra ise, bu vazifenin verdiği sorumluluk O’nun gönlünde adeta ızdıraba dönüşmüş ve ruhunda çıldırtan hafakanlar halinde kendini hissettirmeye başlamıştı. Çünkü O, imanı zevk etmiş, inancın huzur dolu atmosferini kendi ruh enginliğiyle tatmış ve ahiretin va’dettiklerini hakkalyakîn bilmişti. Dolayısıyla, artık O, rotasını şaşıran insanlara rehberlik etmek, karanlıkta kalmışlara ışık olmak ve ebedi saadete açılan kapıyı onlara da göstermek için sürekli çırpınıp duruyordu. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) insanları ebedî hüsrandan kurtarma dâvasına o kadar gönülden bağlanmıştı ki, Kur’ân-ı Kerim, O’nun bu konudaki ızdıraplarını, “Neredeyse sen, onlar bu söze (Kur’âna) inanmıyorlar diye üzüntünden kendini helâk edeceksin” diyerek dile getiriyordu. Bir başka ayet-i kerimede de Cenâb-ı Allah, Rasûl-ü Ekrem’ine “Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin.” şeklinde hitap ediyordu. Evet O (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılması, içindekilerle amel edilmesi ve hayata hayat olması için büyük fedakarlıklar ve gayretler ortaya koydu. M. fethullah Gülen, Çekirdekten Çınara [15] Alak sûresi, 96/1. [16] Mâide sûresi, 5/3. [17] Bakara sûresi, 2/185. [18] Duhân sûresi, 44/3. [19] Kadir sûresi, 97/1. [20] Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 7, Savm 7. [21] Buhârî, isti’zân, 43. [22] İsrâ sûresi 17/79; Tâhâ sûresi 20/130; Kâf sûresi 50/40; Tûr sûresi 52/49; Müzzemmil sûresi 73/1-7, 20; İnsân sûresi 76/25. [23] Âl-i İmrân sûresi 3/17; Enbiyâ sûresi 21/20; Furkân sûresi 25/64; Secde sûresi 32/16-17; Zümer sûresi 39/9; Zâriyât sûresi 51/15-18. [24] Âl-i İmrân sûresi 3/113. [25] Müzzemmil sûresi 73/1-7. [26] İsrâ sûresi 17/79. [27] Buhârî, teheccüd 9; Müslim, müsafirîn 204. [28] Ahmed İbn-i hanbel, Müsned, 5/284. [29] Hadis şârihleri, hadisde geçen “kâme bi” ifadesini namazda veya gece kalkıp sadece Kur’ân okumak şeklinde de açıklamışlardır. Ama namazdaki Kur’ân kıraati daha efdaldir. [30] Kânitîn birçok ma’nâ ifade eden bir tabirdir. Kunût’dan gelir; bu ise tâat, huşû, dua, namaz, ibadet, gece kalkışı, kıyâmın uzatılması, sükût ma’nâlarının hepsini ifade eder. Bunlardan hangisinin öncelikle kastedilmiş olduğunu hadis metninden anlamak icabeder. Sadedinde olduğumuz hadiste kıyâmu’lleyl yani “gece kalkışı” olduğu anlaşılmaktadır. [31] Mukantır, çok mal sahibi, aşırı zengin demektir. Öyle ise, hadiste bin âyet okuyana çok sevap verileceği ifade edilmiş olmaktadır [32] Ebû Dâvûd, salât 326. [33] Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 20, Tevhid 45; Müslim, Müsâfirin 266 ;Tirmizî, Birr 24. [34] Ebû Dâvûd, salât 313. [35] Tirmizî, Savm, 81. [36] Serahsî, Mebsut, 2/146; Kâsanî, Bedaius’s-Sanai fi Tertibi’ş-Şerai’, 2/276. [37] M. Fethullah Gülen, Günler Baharı Soluklarken, Gufranla Tüllenen Ay, s. 42-45.

www.peygamberyolu.com sitesinden alınmıştır.

Ramazan Ayı ve Efendimiz’in (sas) Hayatındaki Yeri

On bir ayın sultanı, rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan kelime olarak “yaz sonunda yağıp yeryüzünü tozlardan temizleyen yağmur” mânasında “er-ramadî” kelimesinden veya “Güneş ışınlarından kum ve taşların yanıp kızması” anlamında olan “er-ramdâ” kelimesinden gelmektedir. Buna göre yağmur nasıl yeryüzünü temizleyip yıkarsa; kızgın yer, orada yürüyenlerin ayaklarını nasıl yakarsa, Ramazan ayı da öylece günahları temizler, yakar, yok eder.[1]

Ramazan ayını değerli ve ayrıcalıklı kılan hususlar;  Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmesi, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bu ayda bulunması, farz olan oruç ibadetinin bu ayda tutulması, teravih, mukabele, i’tikâf, iftar, sahur ve fıtır sadakası gibi önemli ibadetlerin hep bu ayda yapılmasıdır.

Ramazan orucu Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke’den Medine’ye hicretinin ikinci yılında, Bedir Gazvesinden önce Şaban ayında şu âyet-i kerime ile  farz kılınmıştır:[2]

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Böylece umulur ki fenalıklardan korunmayı umabilirsiniz. Oruç sayılı günlerdedir. Sizden her kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. O sayılı günler, Ramazan ayıdır. O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi. Artık sizden kim Ramazan ayının hilâlini görürse, o gün oruca başlasın. Hasta veya yolcu olan, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutar. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister. Şükredesiniz diye bu kolaylığı gösterir.”[3]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazan ayına kavuşma aşk ve iştiyakını, arzu ve isteğini, Receb ayından başlamak üzere “Allah’ım! Receb ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!”[4] diyerek dua dua dillendirmiştir.

Ramazan Tahşidatı

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ramazan öncesinde ve Ramazan ayında yaptığı hutbe ve sohbetlerinde, Mümimlerin Ramazan-ı Şerif’e zihnen, fikren, kalben ve ruhen hazır hale gelmeleri ve bu ay içerisindeki ibadetleri hakkıyla eda etmeleri için Ramazan ayının fazilet ve bereketi hususunda şu tahşidatlarda bulunarak onları teşvik etmiştir:

“Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazları meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer. Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir. Bu ay yardımlaşma ayıdır, bu ay mü’minlerin rızkını arttıracak aydır. Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden azat olmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur. Ashab-ı Kiramdan bazıları, ‘Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz.’ dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü, ‘Allah bu sevabı bir tek hurma ile bir içim su ile bir yudum süt ile oruçlu mü’mine iftar ettirene de verir’ buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler: Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur. Bu ayda her kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse Allah onu affeder ve Cehennemden uzak tutar. Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız. Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime-i Şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah’tan mağfiret ve bağışlanma dilemenizdir. Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah’tan Cenneti istemek, diğeri Cehennemden Allah’a sığınmaktır. Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.”[5]

“Ramazan ayı geldi. Bu ay, Allah’ın oruç tutmayı farz kıldığı mübarek bir aydır. Bu ayda semanın (cennetin) kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve Allah’a karşı gelen azgın şeytanlar bağlanır. Bu ay içinde öyle bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Bu gecenin faziletinden mahrum kalan (bin ayın faziletinden) mahrum kalmış olur.”[6]

“Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir (melek) şöyle seslenir: Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen günahlarından vazgeç! Allah’ın bu ayda ateşten azad ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.”[7]

“Ramazan ayı size bereketiyle geldi, Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, o ayda duaları kabul eder. Allah Teâlâ sizin (Ramazan ayındaki ibadet ve hayır konusunda) birbirinizle yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O hâlde iyilik ve hayırdan yana Allah Teâlâ’ya kendinizi gösteriniz. Ramazan ayında Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse bedbaht kimsedir.”[8]

“Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile cuma bir sonraki cumaya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahlara kefarettir.”[9]

“Kim Allah’a inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”[10]

Ramazan-ı Şerif’in Değerlendirilmesi

Her konuda rehber olan Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashâbına, Ramazan ayını nasıl değerlendireceklerini, Ramazan orucunu nasıl tutacaklarını ve oruç esnasında nelere dikkat edeceklerini hem yaşayarak hem de bazı tavsiye ve uyarılarda bulunarak öğretmiştir.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ramazan günlerinde bol bol Kur’an okur, hayır ve hasenatta bulunurdu. Cebrâil (aleyhisselam), Ramazan sonuna kadar her gece Kendisine gelir ve O’na Kur’an okuyup dinletirdi.[11]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazan ayının gündüzlerini oruçla gecelerini de Kur’an tilaveti, teravih, gece namazı ve teheccüd gibi ibadetlerle geçirir. Ramazan-ı Şerif’in gündüzlerini ve gecelerini değerlendirmeye teşvik ederek şöyle derdi:

“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”[12]

“Kim İnanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ın gecelerini ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.”[13]

Ramazan’ın son on gününe, ayrı bir önem verir, Mescid-i Saadet’te i’tikâfa girer, ibadet ve taatle meşgul olurdu. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat edinceye kadar her yıl on gün i’tikâfa girerken, vefat ettiği yılın i’tikâfı yirmi gün sürmüş, o yıl Ramazan ayında Cebrâil’e (aleyhisselam) Kur’an-ı Kerim’i iki defa arz etmişti.[14]

İnsanların en cömerti olan Alllah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazanın gelmesiyle adeta coşardı. İbn-i Abbas’ın (radıyallahu anh) ifadesiyle, bilhassa Ramazan ayında, Cebrâil’le (aleyhisselam) buluştuğu zaman cömertliği daha da artardı… O günlerde Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlara rahmet getiren rüzgârdan daha cömert olurdu.”[15] Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına da; “Ramazan ayında verilen sadaka daha faziletlidir.”[16] buyurarak müminleri cömertliğe bol bol sadaka vermeye teşvik ederdi.[17] Ramazana mahsus ibadetlerden biri olan “fıtır sadakası”yla da infak ve cömertlikte daha fazlasını yapamayanlar için adeta bir alt sınır çizen Allah Resûlü, insanlar bayram namazına çıkmadan önce, Ashâbına fıtır sadakası vermelerini emrederdi.[18]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir aylık rahmet ve bereket mevsimini ibadetle, taatle geçirmiş olmanın sevincini ashâbıyla birlikte bayram ederek kutlardı. O bayram namazına gitmeden önce gusleder[19] ve namazın kılınacağı yere giderken değişik bir yol izlerdi.[20] Bayramı tekbir ve tehlillerle karşılardı.[21]

Rahmet Peygamberi Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahmet, mağfiret ve bereket ayı olan Ramazan ayına erişip de ondan bağışlanmadan çıkan kimseyi kınamış ve o kimse için: “Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını bağışlatmadan Ramazan’dan çıkan kimsenin burnu yerde sürünsün!”[22] buyurmuşlardır.

Ramazanı mübarek kılan en önemli unsurlardan biri de Kur’an’ın ifadesiyle “bin aydan daha hayırlı” olan Kadir Gecesini içinde bulundurmasıdır. Bu geceye çok önem veren Rahmet Peygamberi, Ramazan ayı içinde gizlenmiş olan Kadir Gecesi’ni “Ramazan’ın son on günü içinde arayın!” buyururdu.[23] Ramazan ayının son on günü içindeki tek sayılı gecelerin Kadir Gecesi olma ihtimalinden dolayı[24] kendisi de, aile efradı ile birlikte 23., 25. ve 27. geceleri uzun süre ibadet ederek geçirirdi.[25]

Kadir Gecesi

Kur’ân-ı Kerim’in Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına toptan indirilmiş olduğu gecedir. Cebrâil (aleyhisselam), Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ilk vahyi Alak sûresinin “İkra! Oku!” emriyle başlayan ilk beş âyetini bu gece getirmiştir.

Kur’ân-ı Kerim’de aynı isimle anılan “Kadir sûresi” vahyin başlangıcından ve bu gecenin büyük kudsiyet, fazilet ve bereketinden, bu gece kâinatı kaplayan ilâhî esenlikten bahsetmektedir: “Biz Kur’ân’ı Kadir gecesi indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Bin aydan daha hayırlıdır Kadir gecesi. O gece Rablerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner… Artık o gece bir esenlik gider.. tâ tan yeri ağarıncaya kadar.”[26]

Duhân sûresinde ise bu gecenin kudsiyetine yemin edilmektedir: “Açık olan ve gerçeği açıklayan bu Kitâb’a yemin olsun ki; biz onu kutlu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz çevirenleri uyarıcılarız. O öyle bir gecedir ki, her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile o zaman yazılıp belirlenir…”[27]

Kadir gecesi, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetine olan düşkünlüğü, sevgi ve muhabbeti sebebiyle yaptığı bir duanın kabul edilmiş hâlidir, şöyle ki: Fahr-i Kâinat Efendimiz’e kendisinden önceki insanların ömürlerinin müddeti veya bu ömürlerden Allah’ın dilediği kadarı gösterildi. Bunun üzerine ‘Başka ümmetlerin uzun ömürleri içinde yapamayacakları amelleri ümmetim kısa ömrü içinde yapmış olsun.’ diye dua etti. Allah da O’na (içinde bu gece bulunmayan) bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti.”[28]

Hakîm-i Mutlak olan Cenâb-ı Hak, Kadir gecesinin Ramazan’ın hangi gecesi olduğunu önce Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bildirmiş daha sonra da unutturmuştur.[29] Ta ki, ihya edilsin. Sadece bu geceyi ihya eden de belki hissedar olabilir ama, her geceyi Kadir bilip ihya edenin nasibdar olacağından şüphe yoktur.[30]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu gecenin Ramazan’ın son on veya yedi günündeki tek gecelerden birisi olduğunu söylemiştir.[31] Ancak 27. gecesi olduğunu belirten hadîs-i şerifler, ekserî âlimler tarafından büyük kabul görmüş ve bütün İslâm âlemi de bunu benimsemiştir.[32]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kadir gecesiyle ilgili beyanlarında şunları vurgulmıştır:

“Allah, Kadir gecesini ümmetime hediye etmiş, ondan önce hiçbir ümmete vermemiştir.”[33]

“Her kim Kadir gecesini, sevabını Allah’tan umarak ihlaslı bir biçimde ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları affolunur.”[34]

“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesinde namaz kılarsa, geçmiş günahları affolunur.”[35]

“Kadir gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, o geceden nasibini almıştır.”[36]

“Her kim Ramazan ayı çıkıncaya kadar akşam ve sabah namazlarını cemaat ile kılarsa, Kadir gecesinden fazla bir hisse alır.”[37]

Hazreti Âişe validemiz Peygamber Efendimiz’e; “Ey Allah’ın Resûlü, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?” diye sormuş Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de şu duayı okumasını ona söylemiştir:

“ اللَّهُمَّ إِنَّكَ عُفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي”

Allahım! Sen çok affedicisin, kerimsin, affetmeyi seversin, beni de affet.”[38]

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hayatında Ramazan ayında meydana gelen önemli hadiselerden bazıları şunlardır:

Nübüvvetin Başlangıcı; Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem)Hira’da ilk vahyi alması;

Alak Sûresi’nin ilk beş ayetinin nüzûlü (610)

Hazreti Hadîce validemizin (radıyallâhu anha) vefatı (620)

Peygamber Efendimiz’in Sevde bint-i Zem’a (radıyallahu anha) validemizle evlenmesi[39]

Muâhât; Ensâr ve Muhâcir arasında kardeşliğin tesisi (1/623)

Hazreti Hamza’nın (radıyallâhu anh) Sîfülbahr (‘Îs) Seriyyesi (1/623)

İlk farz Ramazan orucu (2/624)

Bedir Gazvesi (2/624): Hicret’in ikinci yılı Ramazan ayında hareket edilmiş, Ramazan’ın on yedinci günü Mekkeli müşriklere karşı büyük bir zafer kazanılmıştır.[40]

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kızı Rukıyye’nin (radıyallâhu anha) vefatı (2/624)

Umeyr İbn-i Vehb’in Peygamber Efendimiz’e suikast girişimi ve Müslüman oluşu (2/624)

Sadaka-i Fıtr’ın (Fitre) vacip olması (2/624)

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Zeyneb bint-i Huzeyme (radıyallahu anha) validemizle evlenmesi (3/625)

Hazreti Hasan’ın (radıyallâhu anh) doğumu (3/625)

Müreysî’ (Benî Mustalık) Gazvesi’nden dönüş (5/627)

Peygamber Efendimiz’in Cüveyriye validemizle evlenmesi (5/627)

Medine’de Kuraklık Yaşanması ve yağmur duası (6/628)

Abdullah İbn-i Revâha’nın (radıyallâhu anh) keşif amaçlı Hayber Seriyyesi (6/628)

İzâm Seriyyesi (8/630)

Mekke’nin fethi (8/630)

Kâbe’nin putlardan temizlenmesi (8/630)

Rahmet Peygamberi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) yıllarca kendisine ve ashabına her türlü şiddeti reva gören Mekkelileri affetmesi (8/630)

Ebû Süfyan ve hanımı Hind’in Müslüman olması (8/630)

Hakîm İbn-i Hizam’ın Müslüman olması (8/630)

Dırâr Mescidi’nin Yıktırılması (9/630)

Tebük Sefer’inden Dönüş (9/630)

Taifli Sakîf kabilesinin Efendimiz’i Ziyareti (9/630)

Himyer Meliklerinin İslâm’ı Kabulü (9/630)

Peygamber Efendimiz’in Kur’ân’ı Arza-i Âhiresi ve İtikafı (10/631)

Hazreti Ali’nin Yemen Seriyyesi (10/631)

Benî Becîle, Benî Gâmid Heyetlerinin Efendimiz’i Ziyareti (10/610)


Dipnotlar:

[1] Râzî, Tefsîr, 5/71; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, 7/160-162. [2] İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, 1/248. [3] Bakara sûresi, 2/183-185. [4] Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 4/189. [5] İbn Huzeyme, es-Sahîh, savm, 2 (1785); el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân (3329); el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-terhîb, 2/94-95. Ayrıca başka bir rivaytte; Selman-ı Fârisî (ra) diyor ki: “Allah Rasulü (sas), Şaban ayının son günü bizlere şöyle hitap etti: “Ey insanlar! Üzerinize büyük ve bereketli bir ay gelmektedir. Onda bir gece (Kadir gecesi) vardır ki, bin aydan hayırlıdır. Allah Teala, o ayın orucunu farz kılmış, gece ibadetini (teravihi) çok değerli bir nafile kılmıştır…” İbn-i Huzeyme ve Beyhaki’den rivayet edilmiştir. Bkz. M. Zekeriye Kandehlevî, Fezâil-i A’mâl, s.564. [6] Nesâî, Sıyâm, 5. [7] Tirmizî, Savm,1; İbn Mâce, Sıyâm, 2. [8] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, 3/344. [9] Müslim, Tahâret, 16. [10] Buhârî, Îmân, 28. [11] Buhârî, Savm, 7. [12] Buhârî, Îmân, 28. [13] Nesâî, Sıyâm, 39. [14] İbn Mâce, Sıyâm, 58. [15] Buhârî, Bedü’l-Vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23; Müslim, Fedâil 48, 50. [16] Tirmizî, Zekât 28. [17] Tirmizî, Zekât, 28. [18] Buhârî, Zekât, 76. [19] Muvatta’, Îdeyn, 1. [20] Buhârî, Îdeyn, 24. [21] Buhârî, Îdeyn, 12. [22] Tirmizî, Deavât, 100. [23] Muvatta’, İ’tikâf, 6. [24] Buhârî, Ezân, 135. [25] Tirmizî, Savm, 81; Nesâî, Sehv, 103. [26] Kadir sûresi, 97/1-5. [27] Duhân sûresi, 44/1-5. [28] Muvatta, Îtikaf, 6. [29] Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr, 2; Müslim, Sıyâm, 213. [30] Gülen, Fasıldan Fasıla, 2/32; Bediüzzaman Hazretleri de bu gizlilikle ilgili olarak şu izahatı yapar: “Malumdur ki, Cenâb-ı Hak şu imtihan dünyasında çok mühim şeyleri gizlemiştir. İnsanın ecelini ömrü içinde, makbul veli kullarını insanlar içerisinde ve ism-i azamı esma-i hüsna içinde gizlemiştir. Aynı şekilde Cuma günü içinde icabet saati, beş vakit namaz içinde salât-ı vustâ, bütün ibadetler içinde rızayı ilahî, zaman içinde kıyamet, hayat içinde ölüm ve Ramazan günleri içinde kadir gecesi gizlenmiştir. Said Nursi, Sözler, s. 309; Algül, Hüseyin, Mübarek Gün ve Geceler, s. 21. Bunlar gizli kaldıkça sair efrad dahi kıymetdar kalır, ehemmiyet verilir. Üstad Bediüzzaman, bazı şeylerin bazı şeyler içinde gizlenmesinin hikmetinin, o şeyin diğer fertlerini de kıymetlendirmek olduğunu ve eğer bu gibi özel şeyler açıklanırsa, diğer şeylerin değerden düşeceğini belirtir.Said Nursi, Mektubat, s.476; Hutbe-i Şamiye, s.124; Sünûât-Tulûâtİşârât, s.13; Sünûhât, s.29. [31] Tirmizî, Savm, 81; Nesâî, Sehv, 103. [32] Bu benimseme ile alâkalı, Bediüzzaman Hazretleri’nin yorumu şöyledir: “Yarın (27.) gece leyle-i Kadr olma ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler, o geceye leyle-i Kadri tahsis etmişler. Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşallah hakiki hükmünde kabule mazhar olur.” Said Nursi, Şualar, s. 510 [33] Suyûtî, Câmiu’s-Sagîr, 2/269. [34] Buhârî, Kadr, 1; Müslim, Müsâfirîn, 175. [35] Buhârî, Sıyam, 71. [36] İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 3/289. [37] İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 3/289. [38]Tirmizi, Deavât, 89; İbn Mâce, Duâ, 5. [39] Şevvâl ayında ayında olduğu da rivayet edilir. (bkz.: İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, 8/53,217; Zürkânî, şerh ale’l-Mevâhibi’l-Ledünniyye, 4/377. [40] Tirmizî, Savm, 20; İbn Kesîr, Bidâye, 3/303.

www.peygamberyolu.com sitesinden alınmıştır.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz