İçerik etiketlendi: ‘Temizlik’

Tıbb-ı Nebevî’de Temizlik

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) yaşayışıyla, davranışlarıyla ve mübarek beyanlarıyla sağlığa büyük önem vermiştir. O (sallallâhü aleyhi ve sellem), kısa dünya hayatında, ebedî hayatı netice verecek bir semere almak için, sağlık ve afiyeti Allah’ın (celle celâlühü) en büyük nimetlerinden saymış; sağlıklı bir vücutla ibadet yapmayı tavsiye etmiştir. Dualarında Allah’tan sağlık ve afiyet istemiş, sağlığın korunmasında vücudun hakkının olduğunu ve bunun ihmale gelmeyeceğini önemle belirtmiştir. Sağlığın büyük ölçüde temizlikle irtibatlı olduğunu İlâhî ilmiyle keşfedip, bu konuda önemli tavsiyelerde bulunmuş; hattâ temizliği imandan saymıştır.

Her hareketiyle terbiye istikametinde rehberlik yapan Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), kendinden önceki tıbbî müdahalelerden ve tıp anlayışlarından farklı, vahiy kaynaklı tıbbî tavsiyelerde ve müdahalelerde bulunmuştur. Bu müdahalelerden biri de, koruyucu hekimlik adına tavsiye buyurduğu temizlik kaideleridir.

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), temizlik kurallarının uygulanmasına, en iradeli varlık olan insanın uzuvlarından başlamış ve bunu yakın çevreden uzak çevreye doğru halkalar şeklinde genişleterek devam ettirmiştir. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), uygulama ve tavsiyelerinde, koruyucu ve tedavi edici hekimlik adına kıyamete kadar geçerli olacak ve her zaman sağlık ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde hiç noksan bırakmamıştır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) temiz ve yeterli suya ulaşma hakkını, temel insan hakkı kabul etmiş ve bunu “Bütün insanların, sosyal ve ekonomik durumu ne olursa olsun, temel ihtiyaçlarını karşılayacak temiz ve yeterli miktarda içme suyu elde etmeye hakkı vardır.” (Birleşmiş Milletler Konferansı, 1977) şeklinde ilân etmiştir. Oysaki Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), temizlik kurallarının önemini insanlara anlatırken, temizlikte kullanılan suya da ayrı bir ehemmiyet vermiştir. Su, temizlik için en hayatî maddedir. Temizlik için yeterli, kullanılabilir suyun temini gerekmektedir. Canlı olarak yaratılan her varlığın temel maddesi sudur. Bu harika madde, canlılar yaratılmadan önce ve sonra temel ihtiyaç maddesi olarak canlıların kullanabileceği özelliklerle yeryüzünde hazırlanmıştır.

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), suyun teminine, tazeliğine ve çeşidine ait hadîsler buyurmuştur. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), temiz içme suyu temin edilmesini teşvik etmiştir. Medine’ye hicret ettiğinde, Rume kuyusundan başka kuyu yoktu, bu kuyu da bir Yahudi’nin elindeydi. Kuyunun sahibi suyu yüksek fiyata satıyordu. Efendimiz: “Rume kuyusunu kim satın alıp, bütün Müslümanların faydalanmasını sağlayacaktır? Onun için Cennet’te bundan daha iyisi vardır.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Osman kuyuyu satın almış ve Müslümanların faydalanması için vakfetmiştir. (Buhari, Tirmizi, Müsned)

Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem), bir defasında dinlenmiş kuyu suyu, bir defasında da dağdan kaynak suyu istemesinden, insanlar için suyun kalitesine, çıkarıldığı yere ve tadına önem verdiğini anlıyoruz.

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), koruyucu hekimlik içerisinde önemli bir yeri olan temizliği, şahsî temizlik ve çevre temizliği şeklinde ikiye ayırmış ve bunları uygulamalı olarak göstermiştir.

Şahsî Temizlik

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), şahsî temizlik konusunda, insan anatomisini peygamberlik ferasetiyle bilerek hareket etmiş ve vücudu bir bütün olarak görmüştür.

Vücudun giriş yerlerinin temizliği

Vücudumuzun giriş yollarından olan ağızdan yiyecek, içecek, hava; burundan hava; gözden gözyaşı salgısı ve görüntü; kulaklardan ise ses girer. Vücudun giriş yerlerinden biri olan ağız temizliğine Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) çok önem vermiştir. Çünkü ağız, elle temas ettiğimiz yiyecek ve içecekler içinde bulunan mikroorganizmalarla ve gözle görülmeyen parçacıklarla kirlenmeye en müsait yerdir. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), mikropların ve gözle görülmeyen parçacıkların hastalık yapacak sayıda çoğalmamaları için ağız temizliğine önem vermiştir. Ağız temizliğinde, mekanik temizlikle birlikte misvakın ihtiva ettiği kimyevî maddelerin özelliğini, İlâhî kaynaklı bilgisine dayanarak bizlere neredeyse farz olacak derecede tavsiye etmiştir. Ağız temizliğinde ağız temizleme sayısını, temizlenecek ağız bölgelerini, misvakın kullanma şeklini, ağzın alternatif temizlik yollarını da eksiksiz olarak tavsiye buyurmuştur.

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), vücudun bir başka giriş yolu olan burun temizliğine de çok ehemmiyet vermiştir. Hava yoluyla çeşitli küçük parçacıklar ve mikroorganizmalar nefes alış verişte burna girdiği için, burası çabuk kirlenir. O (sallallâhü aleyhi ve sellem), burna fazla miktarda su çekilmesini tavsiye buyurmuş, böylelikle en güzel mekanik temizlik yolunu göstermiştir. Abdest alırken, suyun genze kadar çekilmesini, gece mikroorganizmalar daha fazla ürediği için sabah kalkınca burun temizliğinin yapılmasını tavsiye etmiştir. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) dışında, burun temizliğinin önemine dikkat çeken, onun temizlenme şeklini, ne ile temizleneceğini, temizleyicinin miktarını tarif eden ve uygulayan bir sağlıkçı veya sağlık teşkilâtı yoktur.

Giriş yollarından üçüncüsü olan gözlerin korunmasına Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), çok önem vermiştir. Bilhassa abdest alırken abdest suyunu ‘gözlere içiriniz’ tavsiyesi ile göz çukurlarının mekanik temizliğine işaret etmiştir. Trahom hastalığı, günümüz dünyasında yıllık dokuz milyon hasta sayısıyla önemli hastalıkların başında gelir. Dünya Sağlık Örgütü “günde en az bir defa insanlara yüzlerini yıkamayı öğretsek” dokuz milyon trahom hastası olmayacak diye rapor etmiştir.

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), gözün korunmasında suyun yanında, sürmeyi de tavsiye etmiştir. Sürmeyle gözün görme duyusunun kuvvetleneceğini, görme keskinliğinin artacağını ve sürmenin kirpikleri bitireceğini belirtmiştir. Ayrıca sürmenin akşamları yatarken, miskle karıştırılarak, tek sayıda çekilmesi gerektiğini, en iyi sürmenin, İsfahan sürmesi olduğunu ifade etmiştir.

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), dış kulakların sesi ileten havanın giriş yerleri olduğu için temizlenmelerine önem vermiştir. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), abdest alırken kulaklar için ayrı bir su almış, başparmağı ile kulakların iç ve dış kısmındaki deri kıvrımlarını, kir ve mikroorganizmaların konakladığı yerler olduğu için masaj yapar şekilde mekanik olarak temizlemiştir. Ayrıca zararlı artıklar, kulak kepçesi ile kafatası birleşim yerinin kıvrımlarına yerleştiği için Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), abdest alırken kulak kepçesi arka kıvrımlarının temizliğini yapmıştır.

Vücudun çıkış yollarının temizliği

Vücudun çıkış yolları, her türlü atık maddenin atıldığı yerlerdir. Bu yollardan atılan maddeler, idrar, meni, koruyucu salgılar, adet kanı ve dışkıdır. Bunların hepsi de çeşitli mikroorganizmaların barınması ve çoğalması için uygun ortamlardır. Bundan dolayı Efendimiz, tenasül uzuvlarının ve makat bölgesinin temizliğine önem vermiştir. Böbrek ve idrar yollarının korunmasında soğuğa karşı tedbir alınıp, sıcak tutulmasının yanında, atım ürünü olan idrarın bu bölgeden uzaklaştırılmasını tavsiye buyurmuştur. Bazı mikroplar üreyi parçalayıp amonyak açığa çıkarırken (Proteus sp. gibi), bazıları azot ve karbonu kullanarak idrarda üreyip çoğalır. E. coli gibi mikroplar idrarda çok çabuk üreyerek dışarıya balık kokusu gibi koku verir. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), idrarını boşaltan erkeğin uzvunda idrar kalmaması ve idrarın elbiseye bulaşmaması için alınacak tedbirler konusunda tavsiyelerde bulunmuştur.

Erkek tenasül uzvunun, bu yolla bulaşacak hastalıklardan korunması için, sünnet edilmesini tavsiye etmiştir. Sünnet olanların idrar yolu iltihabı, frengi, bel soğukluğu, HIV ve diğer viral hastalıklardan, rahim boynu ve penis kanserlerinden korunduğunu tıbbî araştırmalar göstermektedir. Ayrıca Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), kasık bölgesi hem erkekte hem de kadında kirli bölge olduğu için, bu bölgelerin temiz tutulması, kadın tenasül uzuvlarının korunmasında kasık bölgesi temizliğinin yapılması, adet hâlindeki kadına yaklaşılmaması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca erkeğin eşine yaklaşmadan önce ve sonra boy abdesti almasını, kadın olsun erkek olsun, zinadan kaçınılması gerektiğini emir buyurmuştur.

Efendimiz anal (makat) bölgenin temizliğinde su kullanılmasını tavsiye buyurmuştur. Mekanik temizlikten sonra su ile temizliğin, bu bölgeyi basur ve fissür (çatlak) gibi diğer anal bölge hastalıklarından koruyacağını beyan etmiştir.

Vücudun dış yüzeylerinin temizliği

İnsan vücudunun dış yüzeyleri denince, vücudun dış bölgesini kaplayan deri ve üzerinde bulunanlar (saç, sakal, kaş, koltuk altı, avret mahalleri, vücudun diğer yerlerindeki kıllar, tırnak) akla gelir.

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), el temizliğine çok önem vermiştir. Bugün tıbbî literatür ve Dünya Sağlık Teşkilâtı el yıkamanın önemine dikkat çekmektedir. İnsanlar mikropları ve gözle görülmeyen zararlı parçacıkları çevrelerinden elleri vasıtasıyla alırlar. Alınan zararlı maddeleri ağızlarına, burunlarına, gözlerine, vücudun dış yüzeylerine ve çevreye bulaştırırlar. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), ellerin yıkama şeklini (parmak aralarını iyice ovarak), yıkama zamanını, (yemekten önce ve sonra, uykudan uyanınca), temizlendikten sonra kurulama şeklini (yıkadıktan sonra çırpmamak kaydıyla yaş bırakmak) anlatmış; kirli işlerde sol el, temiz işlerde sağ elin kullanılmasını tavsiye buyurmuştur. Uzak ve yakın tarihte hiçbir kimse veya bir sağlık kuruluşu, insanın temas ettiği şeylerin kirli veya temiz oluşuna göre ellere iş taksimi yapmamıştır. Ellere görev taksimi yaparak koruyucu hekimliğe prensip koyan Efendimiz’dir (sallallâhü aleyhi ve sellem). Bugün Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın her insana el yıkamayı öğretmek için çalışmalar yapması güzel bir başlangıçtır. Saç bakımını ve temizliğini Efendimiz ısrarla tavsiye etmiştir. Vücudumuzda bulunan kıllara mikroorganizmalar yerleşir ve buralarda depolanır. Saç ve sakalın şeklinin düzeltilmesini, yıkanıp temiz tutulmasını, saçın temizlenip zeytinyağı ile yağlanmasını, hatme çiçeği, sedir ağacı ve çöven otu gibi temizleyici materyallerin kullanılmasını tavsiye etmiştir ve bunları bizzat kendisi kullanmıştır.

Efendimiz, vücudun dış yüzeyinin temiz tutulması için, cünüplük dışında en az yedi günde bir boy abdesti alınması gerektiğini, bunun Allah’ın hakkı olduğunu belirtmiştir. Cuma ve bayram günleri insanlar namazda bir araya gelirler. İnsanlar, temizlenmeden toplum içine girerlerse, yaydıkları kötü kokularla, yan yana ibadet ettikleri, konuştukları kişilerde sarsıntıya sebep olurlar. Şahısların temiz hava soluma hakkını engellerler. Bundan dolayı kişi, toplum içine çıkmadan bedenini temizlemeli ve Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) yaptığı gibi güzel koku sürünmelidir.

Ayak temizliği de, el temizliği gibi önemli sayılmıştır. Parmak aralarındaki deri kıvrımlarına mikroorganizmalar yerleşir. Bunların kirli ortamda sayıları ve hastalık yapma eğilimleri artar. Abdest alırken farz olduğu için ayak parmak araları iyice yıkanmalıdır. Efendimiz el ve ayak parmakları arasını yıkarken ovuşturmayı tavsiye buyurmuş, tırnakların kesilmesine de dikkat çekmiştir. El ve ayak kısımlarından olan tırnaklar, altlarında kir ve hastalık yapan mikroorganizmaları bulundurduğundan, hastalık âmilleri için buralar birer barınaktır. El ve ayak tırnak altı mikroorganizmaları hem kaynak, hem de taşıyıcı olduğu için, tırnakları keserek kir ve mikropları vücuttan bertaraf ederiz.

Kıllar, özellikle kasık kılları, koltuk altı kılları, bıyık kılları mikroorganizmaları depolayan barındıran, temasla konakçı mikroplar bulunduran yerler olduğu için, Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), bu bölgelerin tıraş edilmesini, koltuk altı kıllarının yolunmasını, bıyıkların uzun kısımlarının kesilmesini tavsiye buyurmuştur. Vücudun saç, kasık, bıyık, tırnak, koltuk altı, parmak arası kısımlarının temizliklerinin yapılmasını kendinden önceki peygamberlerden sonra ilk defa Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurmuştur. Bugün dahi Dünya Sağlık Örgütü estetik sebeplerden dolayı bu konuya ciddi derecede önem vermemektedir.

Çevre temizliği

Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) çevre temizliğine ait hadîslerini şu başlıklar altında toplayabiliriz:

– Elbise temizliği

– Yiyecek ve içeceklerin temizliği

– Kapların temizliği

– Ev temizliği (barınılan mekân)

– Uzak çevre temizliği (Sokak, cadde, mahalle, şehir)

Elbise temizliği

Ortaçağ Avrupa’sında insanlar, kir göstermeyen elbiseler giyiyorlardı. Elbiseler uzun süre yıkanmadıkları için kokuyordu. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), koyu, kir göstermeyen elbiseler yerine, kiri gösteren beyaz elbise tavsiye etmiştir. Çünkü beyaz ve açık renkler temizliğin aynasıdır. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), elbise temizliğinin yanında, elbiselere çeki düzen verilmesini de tavsiye etmiştir. Müslümanların günde beş defa elbiselerinin temizliğini kontrol etmesi gereklidir. Çünkü elbise temizliği namazın şartlarındandır.

Yiyecek ve içecek temizliği

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), içtiğimiz suya, yediğimiz yiyeceklere mikroorganizmalar ve zararlı parçacıklar bulaştığı için yiyeceklerin temizliğine önem vermiştir. Bir gün sonrasına kalmış yemeği yememiştir. Efendimiz su kırbasının ağzını bağlattırmış, kendisine açık kapla süt getirene “Üzerini kapatsaydın olmaz mıydı?” demiştir. Yiyecekler mikroorganizmaların üreyeceği ortamlar olduğu için, hastalık âmilinin hava yoluyla bulaşmaması için kapların üzerinin kapatılmasını tavsiye buyurmuştur. Hastalık amillerinin hava yoluyla kaplara ve gıda maddelerine bulaşabileceğini ilk söyleyen Efendimiz’dir (sallallâhü aleyhi ve sellem).

Ayrıca hastalık taşıyan hayvanların yiyeceklere ve kaplara mikrop bulaştırmaması için, açık kapların kapağı yoksa ve içi boş ise, ters çevrilmesini tavsiye etmiş, kapağı olanların ise, yiyecek olsun veya olmasın ağızlarını kapattırmıştır. Herhangi bir sebeple havada 2–3 saat kalan mikroorganizmalar, rüzgârın ve hava akımlarının tesiriyle ağzı açık kaplara bulaşır. Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) su içerken kapların içine solumamayı, bunun için de suyu bir dikişte içmek yerine kabı ağızdan ayırarak, nefesi verdikten sonra içmeyi tavsiye etmiştir. Hasta olanlar tarafından havaya mikroorganizmaların atılmaması ve dışarıdan da mikroorganizmaların ve zararlı parçacıkların alınmaması için, esnerken ağzın kapatılmasını tavsiye buyurmuştur. Hattâ su kırbası gibi kapların ağızları dar olduğu için, onlara ağzı dayayarak ve içlerine soluyarak içmeyi yasaklamıştır. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), ağzı kapalı olmayan kaplara dışarıdan hastalık âmilleri bulaşacağı için “Açık kaplardan su içmeyin.” tavsiyesinde bulunmuştur.

Kapların temizliği

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), kapların temizlenmesi için onların yıkanması gerektiğini belirtmiştir. Hayvanların derilerinde, kıllarında, ifraz maddelerinde farklı mikroplar vardır. Kuşlarda kuş gribi mikrobu; kenede, pirede tifüs; farelerde veba mikrobu; sivrisinekte de sıtma mikrobu bulunur. O, herhangi bir sebeple hayvan tarafından temas edilen bölgelerin farklı sayıda ve biçimde yıkanmasını tavsiye etmiştir. Konakların taşıdığı hastalıkları dikkate alarak, bulaştırdığı kaplara temizlik açısından farklı temizleme muamelesi uygulayan Efendimiz’dir (sallallâhü aleyhi ve selem).

Evlerin temizliği

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), evlerin temiz tutulmasını, hastalık kaynağı olan artık ve süprüntülerin evden uzaklaştırılmasını, yemek artıklarının, üzeri açık yiyeceklerin evde uzun süre bekletilmemesini tavsiye buyurmuştur. Çünkü çöpler mikroorganizmaların ve hayvanların hastalık bulaştırması için en uygun yerlerdir. Bazı mikroplar, üreyerek dört saatte hastalık yapıcı seviyeye ulaşır; bazı mikropların ise üreme süresi yaklaşık 45 gündür. En erken üreyen mikrop hesaba katılırsa, hiçbir zaman yemek artığını açıkta bırakmamamız gerekir.

Uzak çevre temizliği

Uzak çevre dendiği zaman, evimizin dışında kalan alanlar aklımıza gelir. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), çevremizin temiz tutulması gerektiğini, insanların gelip geçtiği, konakladığı alanların, mikropların üreme ortamı olan kan, balgam, tırnak, idrar, gaita, kıl, diş gibi atıklarla kirletilmemesini tavsiye buyurmuştur. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), çevrenin ıslahına da çok önem vermiştir. Hastalık kaynağı olan alanları ıslah ettirmiştir. Medine’ye geldiği zaman sıtma ve hastalık kaynağı olan Buthan vadisinin kurutulması ve ıslah edilmesi için yol göstermiştir. Medine’nin diğer bölgelerinde ıslah çalışmalarını başlatmış, şehrin etrafını koruluk ilân etmiş, bazı bölgeleri tabiî koruma alanı veya ilk millî park gibi kabul edip, ağaçlarını kesilmez, otlarını yolunmaz ilân etmiştir. Bazı bölgelerin otlarının sadece hayvanlara yedirilmesine müsaade etmiştir. Sivrisineği uzaklaştıran idris otunun yolunmasını yasaklamıştır. Bölgenin konumu; ehemmiyeti, ihtiyacı, çevre sağlığı ve dengesi açısından neyi gerektiriyorsa, isabetli bir biçimde gerekeni bazen emir, bazen de tavsiye şeklinde ifade buyurmuştur.

Bir Müslüman, Sünnet’e uyarak insanların faydasına çevreyi imar ediyorsa, ondan canlıların faydalandığı müddetçe amel defterine sevap yazılır. Müminlerin yaşadığı bir belde ihyâ edilmemişse, bunun sebebi orada yaşayanların Sünnet’e uymamasıdır. Kıyametin kopmasına bir gün kalsa bile, ağaç dikmenin gerekliliğini buyuran Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), çevrenin önemini bu beyanlarıyla ne kadar güzel anlatmıştır. Çevrenin güzelleştirilmesine, canlılara faydalı hâle getirilmesine önem veren Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), diğer taraftan çevrede insanlara zarar veren mânilerin giderilmesini imanın şubelerinden sayarak tavsiyede bulunmuştur.

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem), tıp konusundaki hadîsleri incelendiği zaman O’nun, koruyucu hekimlik, tedavi hekimliği, genetik, psikoloji, davranış bozuklukları, tercih edilen gıda ve bitki konularında asırlara hükmeden ve kıyamete kadar geçerliliği olan muhteşem beyanlarda bulunduğu görülecektir.


Dr. Arslan MAYDA Sızıntı Dergisi, Mart-2011

İslâm’ın Hastalıktan Korunmaya Bakışı ve Duanın Yeri

İslam, korunması gereken değerlerin ilk sırasına insan hayatını koymuştur. O, insanı bir bütün halinde ele alarak onu hem maddi hem de manevi yönüyle korumayı hedefleyen çekirdek esaslar getirmiştir. İnsan sağlığının korunmasında da İslam’ın bu temel bakışı merkezi bir öneme sahiptir. Zira insanın maddi ve manevi yönlerinden sadece birisine değer verilip diğerinin ihmal edilmesi, bütüncül bakış açısından yoksun, dengesiz ve sağlıksız bir yaklaşım olur.  Peygamber Efendimiz, hem hastalıklardan korunmada hem de tedavide maddi ve manevi korunma yollarına ve tedavi metodlarına riayet etmeyi bir esas olarak ortaya koymuştur. İslam’ın insan sağlığı ile ilgili genel yaklaşımından başlayarak salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı maddi ve manevi boyutuyla korunma ve tedavi ile ilgili genel yaklaşımını kısaca ele almak istiyoruz.

Koruyucu Hekimlik (Hijyen). Peygamber Efendimiz, insanı maddî-manevî hastalıklardan koruyabilecek tedbirlere çok önem vermiştir. İnsanın fiziki sağlığı ve hastalıklar ile ilgili olarak da  ilk önce koruyucu hekimliğe (hijyen) çok ciddi önem vermiş ve ve hijyeni insan sağlığı ve tıp ile ilgili tavsiyelerinin merkezine koymuştur. İnsanın yemekten önce-sonra, uykudan kalkınca ellerini yıkaması, zararlı yiyecek, içecek ve yerlerden uzak durması, midesini tıka-basa doyurmaması, dengeli beslenmesi ile ilgili hadisler ilk planda akla gelenlerdir. Hastalık zamanındaki meşakkatler ve masraflar düşünüldüğünde koruyucu hekimlik, insanın hastalıklardan korunmasında oldukça kolay ve ucuz bir yoldur. (Sonsuz Nur, 1/179; Prizma, 2/121)   Bu itibarla insanın her şeyden önce sağlığının koruması; ona zarar verecek yiyecek, içecek, ortam, vs. gibi koruyucu hekimlik adına tespit edilen hususlara riayet etmesi gerekir.

Her ne kadar koruyucu hekimlik tavsiyelerine uyulsa bile insan değişik sebeplerle hasta olabilmektedir. Özellikle de veba, kolera, İspanyol virüsü, Sars ve şu an gündemde olan coronavirus gibi bütün dünyayı tehdit eden salgın hastalıklara karşı (pandemic) korunma ve tedavi yolları hayati önem arzetmektedir.

Bulaşıcı hastalıklara karşı korunma ve tedavi ile ilgili İslam’ın bakış açısını kısaca özetlemek istiyoruz.

Hastalığın Yayılmasını Önleyici Maddî Tedbirlerin Alınması

Peygamber Efendimiz’in bulaşıcı hastalıklardan korunma ile ilgili olarak sağlıklı kimselerin bu tür hastalığa yakalanmışlarla aynı mekanda bulunmaması, tokalaşmaması gibi  tavsiye ve uygulamaları vardır.

“Eğer bir yerde vebanın olduğunu duyarsanız, sakın oraya gitmeyin, adımınızı atmayın!  Bulunduğunuz yerde de bu hastalık ortaya çıkarsa artık oradan dışarıya çıkmayın!” (Buhârî, tıp 30 (5728); Müslim, selâm 98.)

Bu konudaki bir diğer hadis de bulaşıcı bir hastalık olan cüzama yakalanmış bir insandan uzak durmak ile ilgilidir: “Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaçın.” (Buhari,5707)

Bu hadiste de bulaşıcı hastalıklardan nasıl uzak durulması gerektiği ile ilgili çok veciz bir teşbih, metafor üzerinden konu ifade edilmektedir. İnsan nasıl aslandan kaçarken bütün gayretini ortaya koyarsa aynı şekilde bulaşıcı hastalıklardan uzak durmada da aynı hassasiyeti göstermesi gerekir.

Peygamber Efendimiz’in bu konudaki bir diğer uygulaması da sağlıklı insanın bulaşıcı hastalığa yakalanmış kimse ile tokalaşmaması yönündedir.

Sakif kabilesinden gelen bir heyet içindeki cüzamlı bir insan  Peygamber Efendimiz’e bey’at etmek için geldiğinde Allah Resulü, bu şahsa haber göndererek “Şüphesiz ki, biz senin beyatını kabul ettik. Dön, git.  ” buyurarak, onunla musafaha yapmamış ve ona iltifat ederek geri göndermiştir. (Müslim, 2231.)

Bu konuda zikredeceğimiz bir diğer örnek de Peygamber Efendimiz’in salgın hastalıklardan korunmada -diğer tavsiyelerinde- olduğu gibi açılımı gelişen insan sağlığı ile ilgili ilimlere emanet şu hadisidir:

“Bulaşıcı hastalığı olan devenin sahibi, devesini sağlıklı devesi olan kimsenin devesinin yanına getirmesin.” (Buhari, 5771; Müslim, 2221) Peygamber Efendimiz’in bulaşıcı hastalığa yakalanmış develer üzerinden bildirdiği bu temel yaklaşım bütün canlılar için söz konusu olsa gerektir. Bulaşıcı hastalığa yakalananın sağlıklı olanların yanına uğramaması onlarla aynı mekanı, aynı atmosferi paylaşmaması hastalıktan korunma adına çok önemlidir.

Verilen örneklerde görüldüğü üzere Peygamber Efendimiz, salgın hastalıklarla mücadelede modern tıbbın “karantina” dediği uygulamanın temel esaslarını ortaya koymaktadır. (Sonsuz Nur, 1/180)

Peygamber Efendimiz’in bulaşıcı hastalıklarla mücadele ile ilgili bu çekirdek beyanlarının  açılımı tıp ilmi ve bu sahadaki uzman doktorların araştırma, tespit ve tecrübelerine emanettir. Zaten işi ehline, uzmanına sorarak ona göre hareket etmek Kur’an’ın hemen her hususta ortaya koyduğu temel bir hayat disiplinidir:  “Şayet bilmiyorsanız, bilenlere sorunuz.” (Nahl, 16/43; Enbiya, 21/7) Bu itibarla başta bulaşıcı ve salgın hastalıklar )contagious, epidemic ve pandemic) olmak üzere bütün hastalıklardan korunma ve tedavide o sahanın uzmanlarının beyan ve uygulamalarının esas alınması gerekir.

Doktorların tespitine göre hapşırma, öksürme, nefes alıp-verme gibi değişik yollarla hastalığa sebebiyet veren virüsler ortama yayılmakta, damlacık enfeksiyonlarına sebebiyet vermekte ve sağlam insanlara bulaşabilmektedir. Dolayısıyla salgın hastalıklardan korunmak için bahsedilen korunma yöntemlerinin yanında doktorların rehberlik ve tavsiyesiyle hastalıklara sebebiyet veren virüs vs.den ortamı dezenfekte eden ultraviyola ışın yayan lambalar da kullanılabilir. Sürekli gelişen ilim ve teknolojiyle daha kapsamlı ve detaylı koruma metodları da bulunabilir.

Peygamber Efendimiz hastalıklardan maddi olarak korunma yöntemlerinin yanında manevi boyutunun önemi üzerinde de çok ciddi durmuştur. Bu manevi korunma da dua ve yakarışlarla sebeplerin Yaratıcısı olan Allah’a  teveccüh etmektir. Zira ayette bildirildiği üzere: “Hasta olduğumda şifa veren O’dur.” (Şuara, 26/80) Yapılan tedavilere tesir gücü vermek ve şifayı ihsan etmek, Allah’ın elindedir. Bediüzzaman Hazretlerinin yaklaşımıyla; ilâçlara tedavi özelliklerini veren ve tesiri yaratan, ancak  Şâfî-i Hakikî olan Allah’tır. (30. Lem’a, s. 413)

Manevi/metafizikî korunma dua

Peygamber Efendimiz hayatı hastalıklardan korunmanın metafizik boyutu olan dualarla örgülenmiştir.

Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyi ve sellem) hastalık ve her türlü bela ve musibetten  korunmak için okunabilecek duasıyla başlamak istiyoruz. Allah Resulü tarafından her türlü hastalık, bela ve musibete paratoner olarak sabah-akşam üçer kere okunması tavsiye edilen dua şu şekildedir: “Ne yerde, ne gökte adının anılmasıyla hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle korunuyorum ki, O Semî’ ve Alîm ’dir.” (Ebu Davud, 5088; Tirmizi, 3388)

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yaklaşımıyla hadisin mana ve muhtevası her türlü hastalık, bela ve musibeti içine alacak şekilde geneldir. Bu duayı sadece felç hastalığına indirgemek mana ve muhtevasını daraltmak anlamına gelir. (Prizma, 2/130) Zira hadiste yerden ve gökten gelecek bütün hastalıklar, bela ve musibetler ifade edilmektedir. Bu itibarla Allah Teâlâ hangi niyetle okunmuşsa ona göre kuluna şifa ve ihsan lütfedebilir.

Yine hastalık, bela ve musibetlerden korunma ile ilgili olarak peygamber Efendimizin sabah-akşam terk etmediği bir diğer dua da  şu şekildedir: “Allah’ım, önümden arkamdan, sağımdan-solumdan ve üstümden gelecek tehlikelerden beni koru. Yere batırılarak altımdan helâk edilmekten azametine sığınırım.” (Ebu Davud, 5074; İbn-i Mace, 3871)

Peygamber Efendimiz zikrettiğimiz bu genel korunma dualarının yanında bir beldeye girerken bulaşıcı hastalıklardan muhafaza için şu duayı da okuyordu: “Allahım, bu beldenin bolluğuyla bizi rızıklandır. Veba gibi hastalıklarından bizi koru. Allahım, bizi bu beldenin halkına sevdir! Bu beldenin sâlihlerini de bize sevdir. Allahım, burayı bizim için bereketli eyle.” (Taberani, Mu’cemu’l-evsat, 4755; Heysemi, Mecmau’z-zevaid, 17115)

Dua taşıma

Fıkıh alimlerine göre ayetleri, Allah’ın isimlerini, dua hadislerini teberrüken veya hastalık, bela ve musibetlerin defi için yazıp asmada bir mahzur yoktur. Sebeplere hakiki tesir gücü vermeden şifanın Allah’tan olduğuna inanılarak bu şekilde hareket etmenin dinin ruhuna uygun olmayan bir tarafı da söz konusu değildir. Nitekim, Hz. Aişe, Hz. Abdullah b. Amr b. As, Muhammed b. Sirin, Ebu Cafer Muhammed b. Ali, Said b. Müseyyeb gibi dini bize nakleden İslam büyükleri bunun caiz olduğunu söylemişlerdir. (İbn-i Abidin, 3/364; Fetâvây-ı Hindiye, 5/356; Nevevî, el-Mecmu, 9/56; Kuveyt Fıkıh Ansk. 13/26 )Ahmet b. Hanbel’in, bizzat kendi eliyle yazdığı da rivayet edilmektedir. (İbn-i Müflih, el-Adâbu’ş-Şeriyye, 2/456) Bu şekilde Allah’a ve Allah’ın isimlerine sığınılarak yapılan duaları asanların Yüce Mevla yardımcısı olur.

Mesela, Ayete’l-Kürsî ve Allah’ın Hafız, Hafîz gibi isimleri her türlü hastalık, bela ve musibetten korunma duasıyla birlikte yazılarak belli yerlere asılabilir.

Hastalıklardan gerek korunma ve gerekse de tedavisinde tıbbın ortaya koyduğu yöntem ve uygulamaların yanında dua gibi uygulanması çok kolay bir reçeteyi kullanmanın ne mahzuru olabilir.

Duanın insan psikolojisi üzerine müspet tesirleri de modern bilimlerin reddetmediği bir konudur.

Bir-kaç örnekle anlatmaya çalıştığımız üzere Peygamber Efendimizin hastalıklardan korunmak için ortaya koyduğu yol fiili ve kavli (sözlü) duanın birlikte yerine getirilmesidir.

Bir işin olması için gerekli sebeplere riayet etmek neticenin var edilmesi için fiili bir duadır.  Fiili duayı yaptıktan sonra gönül diliyle samimi ve yürekten o işin olmasını Allah’tan istemek ise sözlü duadır.  Fiili ve kavlî dua birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları gibidir. (24. Mektup, 1.Zeyil) Bu itibarla coronavirus gibi pandemic hastalıklardan korunmak için doktorların tavsiyelerini yerine getirmek fiili dua, el açıp yürekten Allah’a yalvarmak ise sözlü duadır. Bu şekilde her iki duayı birlikte yaparak şifa talep etmek Peygamber Efendimiz’in metodudur.

Koordineli tedavi yollarının araştırılması 

Gaybın Son Habercisi Peygamber Efendimiz, ihtiyarlık hariç her hastalığın tedavi edileceğini bildirmektedir:“Birbirinize destek vererek tedavi yollarını bulmada kusur etmeyin! Allah, bir hastalık göndermişse muhakkak arkasından onun tedavi yolunu da göstermiştir. Bir tek hastalığın tedavisi yoktur. O da ihtiyarlıktır.” (Ebu Davud, 3855; Tirmizi, 2038; Buhari, 2225)

Hadisin ifadesine göre bir hastalık varsa, muhakkak tedavisi de vardır. Demek ki, en onulmaz gibi görünen hastalıkların da–tabiî Allah’ın tevfik ve inayetiyle–  bir gün tedavisi bulunacaktır. Nitekim tarihe baktığımızda binlerce, milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet veren veba, kolera, İspanyol virüsü, sars gibi belli bir dönem çaresi bulunamayan hastalıklar zamanla tedavi edilir hale gelmiştir. Coronavirus gibi bütün dünya insanının sağlığını tehdit eden pandemic hastalıklara da tedavi-Allah’ın yardımıyla-bulunacaktır.

Zikredilen hadisin Arapça metninde geçen تَدَاوَوْا   (tedavev) birden fazla insanın bir araya gelerek ortak bir iş yapmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla küçük bir köy haline gelen dünyada insan sağlığı ile ilgilenen ilim dallarının el ele vererek çalışmasıyla onulmaz, çaresiz gibi görünen veya kabul edilen hastalıkların da tedavisi bulunacaktır.

Peygamber Efendimiz’in bu hadisi insan sağlığı ve tıp ilmi açısından çok önemli bir ufuk göstermekte ve insanlara hastalıkların tedavisini araştırmak konusunda ciddi bir moral ve motivasyon vermektedir. Tabii bunun için de ciddi fonların ayrılması, araştırma merkezlerinin kurulması ve araştırma yapacak ilim adamlarına gerekli imkanların hazırlanması gibi sebeplere de riayet edilmesi gerekir. (Sonsuz Nur, 1/176)

Netice itibariyle, coronavirus gibi salgın hastalıklardan korunma ve tedavide maddî-manevi yolları bir bütün olarak ele alıp ona göre hareket etmek Peygamber Efendimizin çizgisinde yaşama gayretidir.

Dr. Ergün Çapan

İslam’ın hastalıktan korunmaya bakışı ve duanın yeri

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz