Tesettür ve Sınırları

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Dinimizde, kadın ve erkeğin ırz ve namusunun korunması, fitnelerin önüne geçilmesi, toplumda neşet edecek ahlâksızlıkların önlenmesi gibi hikmetlere binaen giyim-kuşamda gözetilmesi gereken birtakım sınırlar çizilmiş ve bu sınırların dışına çıkılması yasaklanmıştır. Âyet ve hadislerde açılması haram olan yerler “avret” veya “ziynet yerleri” diye isimlendirilerek, buraları teşhir etmek haram kılınmıştır. Giyim-kuşamda ana çizgiler belirlenmiş, özellikle kadının giyiminde bulunması gereken vasıflar detaylı denecek şekilde açıklanmıştır.

Kadınların Başkalarına Göstermesi Haram Olan Yerleri

Nur Sûresinde geçen: “Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini günahtan korumalarını söyle! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, zînetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Zînet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocukları dışında kimseye göstermesinler. Saklı zînetlerine dikkat çekmek için ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tevbe ediniz ki felâha eresiniz.”[1] âyet-i kerîmesi bize kadınların nasıl örtüneceklerini ayrıntısıyla anlatmaktadır.

Bu âyet-i kerîmeye göre kadınlar, ziynet mahalli olan boyun, kulak, kol ve bacak gibi yerlerini yabancı erkeklere göstermeyecek ve âyette “hımar” kelimesiyle ifade edilen, kadının başını boyun ve göğüs kısımlarıyla beraber örten başörtülerini takacaklardır çünkü âyet-i kerîmede, kadınların başörtülerini “cüyûb” kelimesiyle ifade edilen yakalarını örtecek şekilde takınmaları emredilmektedir. Hz. Âişe’den nakledilen bir hadis-i şerifte Efendimiz (aleyhissalâtu vesselam) şöyle buyurmuştur:

لَايَقْبَلُ اللّٰهُ صَلَاةَ حَائِضٍ إِلَّا بِخِمَارٍ

“Allahu Teâlâ büluğa eren bir kadının namazını başörtüsüz kabul etmez.”[2]

Hz. Âişe Validemiz, ilk başörtüsü uygulamasını ise şöyle anlatır: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin. Onlar, “Başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…”[3] âyeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar.”[4]

Hanefîler bu âyette geçen “mecburen görünen kısımları müstesna” kaydını izah ederken Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Hz. Esma’ya hitaben söylediği,

يَا أَسْمَاءُ! إِنَّ الْمَرْأَةَ إِذَا بَلَغَتِ الْمَحيضَ لَمْ تَصْلُحْ أَنْ يُرٰى مِنْهَا إِلَّا هٰذَا وَهٰذَا

“Ey Esma! Şüphesiz kadın ergenlik çağına ulaşınca (yüzüne ve avuçlarına işaret ederek) onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.”[5] sözlerini de delil getirerek, fitne korkusu olmadığında kadının el, yüz ve ayaklarının görünmesinin haram olmadığını söylerler ki mezhepler içinde en geniş olan sınır budur. Kadının el, yüz ve ayaklarının avret yeri sayılmamasında zaruretler de etkili olmuştur. Ancak fitne söz konusu olduğunda, kadının bu uzuvlarını da göstermesi helâl olmaz.[6]

Diğer mezhepler bu âyetler ve Efendimiz’in bazı hadisleri yanında, sahabe hanımlarının uygulamalarını ve tâbiinden bazı büyük zevatın sözlerini de göz önüne alarak kadının avret sayılan yerleri hakkında daha farklı mülahazalarda bulunmuşlardır. Buna göre bazıları ayakları da avret sayarken, Şâfiîler ve Ahmed b. Hanbel kadının bütün vücudunun avret olduğunu belirtmişlerdir.

Diğer yandan kadınların giyim tarzlarını izah eden Ahzâb Sûresindeki bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara söyle: Ev dışına çıktıkları zaman dış elbiselerini üzerlerine salıversinler. Böyle yapmaları onların iffetli tanınmaları ve kendilerine sarkıntılık edilerek incitilmemeleri yönünden en uygun bir davranıştır. Allah Gafurdur, Rahîmdir.”[7] buyurarak mümin kadınlara dışarıya çıkarken üzerlerine cilbablarını almalarını emretmiştir. Cilbab, kadını baştan aşağıya örten elbise demektir. Bu elbise, içinde bulunulan şarta ve zamana göre manto, çarşaf, ferace vb. gibi elbiseler olabilir. Önemli olan vücudu baştan aşağıya örten fakat vücut hatlarını belli etmeyen, kemer ve dikişleriyle vücuda oturmayan ve içini göstermeyen bir özelliğe sahip olmasıdır. Bu verilen ölçülere uygunluk içinde her Müslüman kadın yaşadığı coğrafya ve kültüre göre giyinebilir.

Kadınların Elbiselerinde Bulunması Gereken Özellikler

Örtünmenin gayesi zinadan sakındırmak, kadınların iffetini muhafaza etmek, onları fitne unsuru olmaktan ve eziyet edilmekten korumak olduğuna göre giydikleri elbiselerin de tabiî olarak bu şartları yerine getirecek vasıflara sahip olmaları gerekecektir. Buna göre;

1- Kadın, avret sayılan bütün bedenini örten bir elbise giymelidir. Kadınlar, el, yüz ve ayakları dışında, -sarkan saçları dâhil- namazda ve yabancı erkeklerin yanında bütün bedenlerini örtmek zorunda olduklarından, giyilen elbisenin bunu sağlaması gerekir.

2- Örtü ve elbiseleri beden hatlarını belli edecek derecede dar olmamalıdır. Eğer giyilen elbise, uzuvları belli eder ve vücut hacmini ortaya koyarsa, böyle bir elbise giyen kadın şehvet unsuru olmaktan korunamayacak ve dolayısıyla giydiği elbise câiz olmayacaktır.

3- Altını gösterecek kadar ince, şeffaf olmamalıdır. Ten rengini belli edecek kadar ince bir elbise giyen kadın örtünmüş sayılmaz. Dıhye el-Kelbî’ye (radıyallahu anh) keten bir kumaş vererek, yarısından eşine elbise dikmesini söyleyen Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) daha sonra şöyle buyurmuştur: “Eşine git, söyle altına bir gömlek giysin çünkü vücut şeklinin ortaya çıkmasından korkarım.”[8] Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) benzer bir uyarıyı Hz. Üsame’nin (radıyallahu anh) eşi için de yapmıştır.

Başka bir hadis-i şerifte de “âriyâtün kâsiyât” tabiriyle ifade edilen, yani “giyimli oldukları hâlde çıplak” olarak değerlendirilen kadınların cennete giremeyecekleri, hatta cennetin kokusunu bile alamayacakları rivayet edilmektedir.[9] Bu hadisi iki şekilde anlamak mümkündür: Birincisi, bu kadınların bedenlerinin bir kısmını açık bırakmaları; ikincisi ise ince ve dar giysiler giymeleridir. Yani bu halleriyle tıpkı çıplak kadınlar gibi fitne unsuru olmakta ve iffetlerini muhafaza etmemektedirler. Örtündüklerini zannetseler de Allah Resûlü’nün ifadesiyle onlar çıplak kabul edilmişlerdir.

4- Kadınlar kendi fıtratlarına uygun olarak giyinmeli ve giyinişlerinde erkeklere benzememelidirler çünkü kadın ve erkek yaratılış özellikleri itibarıyla farklı oldukları gibi örtmeleri gereken yerler de farklı farklıdır. Burada ölçü olarak içinde bulundukları toplumun örf ve telakkilerini dikkate almalı ve kadınlara ait olan elbiseler kullanmalıdırlar zira Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlara benzeyen erkeklere lanet ettiği gibi erkeklere benzemeye çalışan kadınlara da lanet etmiştir.[10]

5- Kadın, giydiği elbiseyle dikkat çekmeye çalışmamalı ve kendisi için süsleneceği tek kişinin eşi olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Buna göre bakıldığında dikkatleri hemen üzerine toplayan rengârenk elbiseler yerine daha sade elbiseleri tercih etmelidir. Her ne kadar dinimizde kadınlar için giyilmesi yasaklanan bir renk bulunmuyorsa da kadınların rahatsız edilmelerini önleyecek ve nazarları üzerine çekmeyecek elbiselerin takva açısından daha uygun olacağında şüphe yoktur.

6- Bir de kadınların giydikleri elbiselerde başka dinlere ait olan semboller bulunmamalıdır.

Müslüman Bir Kadının Başka Bir Müslüman Kadının Yanındaki Tesettürü

Müslüman kadınların, diğer Müslüman kadınlara karşı avretleri, erkeklerin erkeklere olan avretleri gibidir. Yani göbek ile diz arasında kalan bölgeleridir. Nur Sûresi, 31. âyette kendilerine karşı örtünülmesi gereken kimselerden istisnâ tutulanlar sayılırken “Mümin kadınlar” ibaresinin de zikredilmesi bunun delilidir. Bu da gösteriyor ki Müslüman bir kadın hiçbir zaman müşrik ya da inkârcı kadınların yanında mahrem bir yerini açamaz. Yani Müslüman kadınlar, Müslüman olmayan kadınlara karşı yabancı erkeklere karşı giyindikleri gibi giyinmelidirler.

Fakat burada bir hususun göz önünde bulundurulması gerekmektedir. O da Müslüman kadınlar birbirlerinin yanında belli bölgelerini açabilirler veya açsınlar demek değildir. Bunun için her halükârda kadınlar iffetini muhafaza etmeli ve özellikle hafifmeşrep ve dedikoducu olan kadınların yanında giyim kuşamlarına dikkat etmelidirler ki fitne ve fesada yol açılmasın çünkü ehl-i dünya olan ve dînî hassasiyeti bulunmayan kadınların, gördüklerini eşlerine anlatmaları muhtemeldir. Böyle bir durumda, o kişi kendisine vasıfları anlatılan kadını görmüş gibi olacaktır. Bunun sonucunun istenmeyen bazı hallerle neticelenmesi muhtemeldir. En azından zihinler, hayaller ve niyetler kirlenebilir. Bu açıdan dindar bir kadın, gayrimüslim kadınların yanında el, yüz ve ayakları dışında kalan yerlerini gösteremeyeceği gibi Müslüman ama iffet ve ahlâkî değerler konusunda hassasiyeti olmayan kadınların yanında da bu ölçülere riayet etmesi tavsiye edilir. Konunun tafsilatı ileride gelecektir.

Banyo, Havuz Gibi Yerlere Diğer Bayanlarla Beraber Giren Kadının Tesettürünün Ölçüsü

Sâliha bir kadının, diğer sâliha kadınların yanında göbek ve diz kapağı arasının haricindeki yerlerini açması câizdir. Yani, Müslüman iki kadının birbirine olan avretleri, iki erkeğin birbirine olan avreti gibidir. Bu hükümden anlaşıldığına göre havuz, hamam gibi yerlerde sadece bayanlar varsa ve bu bayanların arasında gayrimüslim olan veya Müslüman olduğu hâlde ahlâkî değerlere dikkat etmeyen kadınlar yoksa beraber havuza girebilirler. Ancak tekrar hatırlatmakta yarar var: Bu hüküm, yani kadınların birbirlerine karşı göbek ve diz kapağı arasının avret olması, diğer yerlerin rahatlıkla açılabileceği manasına gelmez. Bu yüzden de özellikle hamam ve havuz gibi yerlerde, hassas olmak gerekir.

Hatırlatılması gereken ikinci bir husus da kadınların giydikleri elbiselerin keyfiyetidir. Bu açıdan, çok ince ve ıslandığında hemen altını gösteren elbiseler tercih edilmemelidir.

Bir kadın başka bir kadına ne kadar yakınlaşabilir?

Bir kadının, başka bir kadın için bakması helâl olan yerlerine dokunması da câizdir. Buna göre göbekle diz kapağının arası haricindeki yerlere dokunmasında bir mahzur yoktur fakat bu, fitneden emin olunduğu zaman için geçerlidir yoksa böyle bir davranışta şehevî arzular bulunursa bu câiz olmaz. Mesela bir kadın başka bir kadının karnına, sırtına veya göğüslerine şehvetle dokunuyorsa bu câiz olmaz.

Göbekle diz kapağı arasına ise her halükarda dokunmaları câiz değildir. Özellikle günümüzde fitnelerin, çeşit çeşit cinsî hastalıkların ve psikolojik rahatsızlıkların çok yaygın olduğu göz önüne alınacak olursa, Müslüman kadınların bu gibi hususlarda oldukça dikkatli ve titiz davranmaları ve bakma-dokunma gibi davranışlarda fetvanın da ötesinde takva ölçüleriyle hareket ederek her türlü şaibeli davranıştan uzak durmaları, dînî hassasiyetlerinin bir göstergesi olacaktır.

Mahremiyetin alt üst olduğu, şehevî meselelerin ön plana çıkarıldığı, her tarafta tahrik edici unsurların nazara verildiği, zihinlerin, fikirlerin ve hayallerin şehvete hitab eden görüntülerle kirlendiği günümüzde, Müslüman kadınların mümkün olduğu kadar iffet ve hayâ dairesinde hareket etmeleri, hatta bu mevzuun birer kahramanı olarak yaşamaları büyük ehemmiyet arz etmektedir.


[1] Nur Sûresi, 24/31.

[2] Ebû Dâvud, salât 84; Tirmizî, salât 277.

[3] Nur Sûresi, 24/31.

[4] Buhârî, Tefsiru’l-Kur’ân 251.

[5] Ebû Dâvud, libâs 31.

[6] Kevseri, Makalât.

[7] Ahzâb Sûresi, 33/59.

[8] Ebû Dâvud, libâs 39.

[9] Müslim, cennet 52; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, 2/97.

[10] Ebû Dâvud, libâs 31.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

36|33|Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dâne çıkardık; bak işte ondan yiyorlar.
Sura 36