Ülfet ve Tedavi Yolları

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Bir mü’min için metafizik gerilini çok önemli bir meseledir. Metafizik gerilim denince akla ilk gelen mânâları içinde; Allah’ın dininin âfâk-ı âlemde şehbal açması için elâleme birşeyler anlatma, yazma, düzen kurma, bir mekanizmayı işler hâle getirme istikâmetinde dâima canlı olma… Yılgınlık göstermeme, yılma bilmeme… Dâima cephesini ve hedefini koruma, istikâmetinde dipdiri durma… Menfilere karşı da çok ciddi bir boykot ve aksiyon içinde bulunma… Diğer bir ifadeyle; Allah ve Rasulüne (sallallahu aleyhi vesellem) sönme bilmeyen bir aşk ile sarılma… Küfür ve küfre aid şeylerden de yılandan, çıyandan kaçıyor gibi kaçma.. Bir Hadis-i Şerifte Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in ifade ettiği gibi: “Üç şey kimde bulunursa o, imânın tadını tatmış demektir; Allah ve Rasulünü (sallallahu aleyhi vesellem) her şeyin üstünde sevme, ferdleri sadece Allah için, Allah’tan ötürü sevme, bir kere de imân ettikten sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe, cehenneme atılıyor gibi kerih görme (Müslim, İman, 15).

Ülfetin Tedavi Yolları

1) Metafizik Gerilimi, canlılığı devam ettirmek ve zamanla kalb kasvetine düşmemek için öncelikle; insanı ameliyat-ı fikriye ve ruhiyeye götürecek şeyleri tefekkür etme ve bu tefekküre sevkedecek âmiller ile içli dışlı olma gerekmektedir. Meselâ: Allah bu kâinatı bir kitab ve içindekileri de bu kitabın cümleleri halinde yaratmıştır. Tâki inanlar bu kâinat kitabını, eşya ve hâdiselerden ibaret cümlelerini okuyup düşünsün, ifade ettikleri mânâları anlasın ve kavrasınlar. Herşeyde Cenâb-ı Hakk’ın ilim, irade ve kudretinin tezâhürlerini, hikmetlerini görsünler ve O’nun her yerde esmâ ve sıfatlarıyla hâzır ve nâzır olduğuna inansınlar. Bunun neticesinde de, her yerde hâzır ve nâzır olan O Zât’ın huzurunun edebine uygun bir şekilde hareket etsinler.

Allah ü Teâlâ kâinat kitabını sayfa sayfa önümüze sermiş. Bunu anlamamız için Nebiler göndermiş, bu kitabın ahkâmını yine peygamberlere verdiği kitaplarla bize anlatmış. Aradan zaman geçip peygamberlerin sesi ve soluğu uzaktan duyulmaya başlayınca müceddidler göndermiş (Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Allah bu ümmet için her yüz yılın başında müceddidler gönderir”, Ebu Dâvud, Melâhim, 1; 4/109). Onlar da Kur’ân soluklayan nefesleriyle O’nu bize yeniden duyurmuşlar. Yani Kur’ân, yeni yeni izah ve tefsirleriyle önümüze serilmiş. Binaenaleyh bunları okuyarak ve kâinat kitabını mütalâa ederek bir fikir operasyonuna, düşüncede daimi yeniliklere gitmek ve her gün kalbimizdeki imân peteğine yeni ballar göndermek gerekirken; insanoğlu bunun tam tersini yapmış, sebepler plânında, madde cendereliği içinde, mengeneler arasında sıkışıp kalmış, vazife-i asliyesini ve hâlıkını unutuvermiş. Halbuki tefekkürden uzak olma, âyât-ı tekviniyeyi düşünmeme insanı kendi içinde murâkabeden de alıkoyar. Yani insan, farkında olmadan fâsid bir dairenin içine girer. Buradan kurtulmak için baş vurulacak her çâre de onu biraz daha bataklığın içerisine saplar.

Böyle bir duruma duçar olan, eğer tez elden gözünün çapaklarını silip, eşyadaki hikmet inceliklerini anlamaya koşmaz ve koşturulmazsa, kulağını açıp mele-i âlâdan gelen ilâhi mesajları dinleyip anlamaya koyulmazsa içten içe yanıp karbonlaşması ve devrilip gitmesi mukadderdir.

Bunun içindir ki, kâinatın Nâzım’ı Yüce Yaratıcı daima değişik ses ve soluklarla ders ve ikazlarda bulunup hep yeni yeni, açık delil ve açık mucizeli safi mürşidler göndererek ezeli nutkunu tekrar ettirip, gönüllere fer ve bakışlara aydınlık getirmiştir. Ve yine onun içindir ki, insanların alışkanlık peyda ettikleri şeylere karşı, daima onların vicdanlarını uyarmış ve aklın eline verdiği tabloların tekrar tekrar gözden geçirilmesini istemiştir. O tabloları gözden geçiren kimselerden düşünen, bilen, duyan ve aklını kullananlar için hiçbir alışkanlık ve ülfete mahâl bırakmamıştır.

Kur’ân-ı Kerim birçok âyet-i kerimede yaptığı ikaz ve irşadlarıyla, yanından geçip yüzünü göremediğimiz, içinde yaşayıp mevcudiyetini hissedemediğimiz, binlerce hârika ve mucizeye dikkatimizi çekerek ülfeti dağıtmaktadır.

2) Metafizik gerilimin devamı veya “mürur-u zaman”a karşı koyma ancak Allah ile olur. Evet, Allah diri tutarsa diri kalır, öldürürse ölür gideriz. Çünkü dirilten, hayat verendir. Yani, dirilten, hayat veren O olduğu gibi, öldüren de O’dur. Başka bir ifade ile O, içimize nur saçarsa hizmet yolunda dâima canlı ve şevkli kalır, nurunu çekerse karanlık geceler gibi karanlık içinde kendimizi buluveririz. Cemâli tecellileriyle aydınlatırsa sapmadan, şaşıp yolda kalmadan bir engele takılmadan kurtulur ve bir küheylan gibi tepeleri aşarız. Ama celâli tecellileriyle zuhur ettiği zaman da, fısk ve küfran vadilerinde dolaşmamız işten bile değildir. Buna işaretle Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem): “Rabbim! Göz açıp kapayınca kadar dahi olsa beni nefsimle baş-başa bırakma” (Ebu Dâvud, Edeb, 101) diyerek Allah’ın cemâli tecellilerinin başını okşamasını istemektedir.

3) Metafizik gerilimin devamı için bir üçüncü yol ise; her zaman ve her yerde, içinde bulunulan şartlara göre Rabbin dâvâsına sahip çıkma ve omuz verme. Çünkü O, kendi dâvâsına sahip çıkanların, himmetini âli tutup, dâima dinine hizmetin yanında bulunanların şevkini, aşkını, canlılığını söndürmez ve onları katiyyen terketmez. Zira yeryüzünde bundan daha büyük bir dâvâ yoktur. Bunu hayatının gâyesi bilerek yaşayan ve yaşamak isteyenler için Kur’ân-ı Kerim hem teşvik, hem de neticesindeki mükâfatı bildirir mahiyette şöyle ferman ediyor: “Ey inananlar! Eğer siz Allah (ın dinin)’e yardım ederseniz, (Allah da) size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar (kaydırmaz) (Muhammed Suresi, 47\7).

4) Bu meselede başvurulacak diğer bir çâre de, canlılığını kaybetmemiş, aşk ve şevki yerinde olan sâlih mü’minlerle arkadaşlık tesis ederek, karşılıklı münasebetleri en üst düzeyde tutma. Böylece, kubbedeki taşlar gibi başbaşa vererek, yıkılmadan, sökülmeden, dağılmadan mevcudiyeti muhafaza etmek. Zira Cenâb-ı Hak Kur’ân’da: “Ey imân edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” (Tevbe Suresi, 9\19)buyuruyor. Ayette dikkatimizi çeken husus: Allah’a karşı haşyet hisleri ile dopdolu olduktan sonra, dâima sadıklarla beraber bulunma istenmektedir. Zira kötü arkadaş insanı ergeç cehenneme doğru sürükler.

Onun için sık sık bir araya gelerek, dertli ve ızdıraplı gönüllerle Allah’ın dinine hizmetle alâkalı meseleleri görüşme; gerilimin temâdisi için şarttır denilebilir. Yani meşverette bulunma, fakat işi burada bırakmayıp, fikir ve düşünce plânında ele alınıp, kararlaştırılan hususları hayatın içine taşıma, başka bir ifade ile aksiyon ve fiiliyat plânına aktarma. Böylece: “Bana bir adım yaklaşana, ben iki adım yaklaşırım” (Buhâri Tevhid, 15, 50) kudsi hadisine mâsadak olma.

Evet, Allah’ın dinine hizmet edenlerden ayrılmama önemli bir esastır. Çünkü onlar Allah’ın ordusudur. Allah’ı anlatanlar, insanları Allah’a ve O’nun dinine dâvet edenler, Kur’ân’ın tâbiriyle hizbullah’tır:” Allah’ın ordusu da kurtuluşu erenlerinin kendileridir” (Mücâdele Suresi, 58\22).

5) Metafizik gerilimin en önemli dinamiklerinden birisi de; Râbıtayı mevttir. Yani şu ölümlü dünyada, ölüm hakikatini bir lahza hatırdan çıkarmama. Çünkü ölüm, insana öbür âlemi hatırlatır. Burada yaptıklarından birer birer sorguya çekileceğini, bütün dehşetiyle sıratı ve bütün korkunçluğuyla cehennemi hatırlatır. Ölüm; cennete, rıdâya ve rıdvâna ümitleri âdeta kamçılar ve şahlandırır. Diğer taraftan da günahların ağırlığı altında acaba cennete varabilir miyim endişesini verir. Binaenaleyh bu, insanda ciddi bir canlılık meydana getirir.

“Her nefis her an ölümü tatmaktadır’(Al-i İmrân Suresi, 2\185) âyetine inkıyad ederek, ölüm gelmeden ölüm için hazırlanma. Efendimiz ‘in huzuruna, emanet ettiği dâvâya riâyet etmiş ve hizmet vermiş mü’minler olarak çıkma.

“(Yer) üzerinde bulunan herşey yok olacaktır” (Rahmân Suresi: 55\26) âyetine imtisalen de dünyadaki şeylere gereğinden fazla değer vermeme.

Böylece iki yönlü olarak, yani bir taraftan dünyaya dünya kadar değer verme, öbür taraftan da daima lezzetleri acılaştıran ölümü hatırlayarak, hatta bir lâhza hatırdan çıkarmayarak âhiretimizi ma’mur etmek için çalışma.

6) Başta Nebiler ve ümmetleri, Özellikle Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ve Ashab-ı Kiram’a ait olmak üzere mazinin altın sayfalarını sık sık mütâlâa etmek ve düşünce ufku aydın, vecd ve heyecan insanlarına aid şeyleri okuma da; metafizik gerilimi koruma ve ülfeti gidermede önemli bir rükundur.

Bu yazdıklarımızın, Rabbimizin huzurunda bütün ümmet-i Muhammed için bir duâ mahiyetinde kabul edilmesi recâ ve ümidiyle.

Prof. Dr. Davut Aydüz

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

3|67|İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir müslümandı/Allah'a teslim olandı. O müşriklerden değildi.
Sura 3