Vadeli (Veresiye) Satışın Hükmü ve Vade Farkı

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Vadeli Satışın Hükmü

Vadeli satış, alınan bir mal veya hizmet karşılığında verilecek olan ücreti, belirli bir süreye kadar erteleme muamelesine verilen isimdir.

İslâm hukukunda, satış akdinin geçerli olabilmesi için mal veya ücretten en az birinin satış esnasında karşı tarafa teslim edilmesi şarttır. Mal peşin ücret vadeli olursa bu muameleye vadeli satış (veresiye); mal ertelemeli, para peşin olursa buna da “selem satışı” denilmektedir. Mal ve ücretin her ikisi de vadeye bağlanamaz. Bu muamele şu hadis-i şerif ile yasaklanmıştır:

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْ بَيْعِ الْكَالِئِ بِالْكَالِئِ

“Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) veresiyenin veresiye ile satışını yani mal ve para ortada yok iken satış yapmayı yasakladı.”[1]

Vadeli satışın caiz olduğu Kur’ân ve Sünnet ile sabittir. Kur’ân-ı Kerim’de şu ayet-i kerime yer almaktadır:

يَا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ 

“Ey iman edenler! Belirli bir vadeye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu kaydedin!”[2] Kur’ân-ı Kerim’in en uzun ayeti olan (bir sayfa) bu ayetten anlaşılacağı üzere, Allah Teâlâ’nın mü’minlerin birbirlerine borç verdiklerinde yapılması gereken şeyi bildirmesi, borçlanmanın caiz olduğuna delâlet etmektedir. Nitekim Allah Teâlâ,  müslümanlara borç alıp vermeyi yasaklayacak olsaydı, “Birbirinize borçlanmayın.” gibi sarih bir ifadeyle borçlanmayı yasak ederdi.

Hadis-i şeriflerde de vadeli satışın caiz olduğuna dair rivayetler mevcuttur. Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) maddî durumu iyi olmayanları borçlanmaya teşvik maksadıyla şöyle buyurmuşlardır:

ثَلَاثٌ فِيهِنَّ الْبَرَكَةُ الْبَيْعُ إِلَى أَجَلٍ وَالْمُقَارَضَةُ وَأَخْلَاطُ الْبُرِّ بِالشَّعِيرِ لِلْبَيْتِ لَا لِلْبَيْعِ

Üç şey vardır ki bereket onlardadır: Vadeli satış, mukârada denilen ortaklık[3] ve satmak için değil de ev (zahiresi) için arpa ile buğdayın karışımı.”[4]Ayrıca, Nebiyy-i Zîşan Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm) veresiye olarak elbise ve erzak aldığı, ötelerle buluşup dünya hayatından ayrıldığında zırhının, satın aldığı erzağa karşılık bir yahûdide rehin bulunduğu rivayet edilmektedir.[5]

Yukarıda naklettiğimiz bilgiler ışığında Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’da vadeli satışa izin verildiği görülmektedir. Fukaha-i kirâm, vadeli satışın caiz olduğuna hükmetmekle beraber vadeli satışa dair bazı şartlar getirmişlerdir. Bu şartlar şu şekilde sıralanabilir:

1)  Vadeli satışta malın ve ona karşılık olarak verilecek ücretin aynı cinsten olmaması gerekir. Buna göre altını vadeli olarak satın almak caiz olmaz. Çünkü altın ve para aynı cinsten sayılmışlardır. Bunların birbiriyle satışı ancak her ikisi de peşin olduğu takdirde caiz olur. Gümüş de para cinsinden sayıldığı için aynı hükme tabidir. Şayet bunların satışında araya vade girecek olursa, faizli bir muamele yapılmış olur.

2)  Vadeli satışta mal karşılığında verilecek ücretin miktarı ve vasfı belirlenmiş olmalıdır. Bu sebeple, “Şu malı al; sonra gönlünden ne koparsa verirsin.” veya “Bu malı al; sonra borcunu ister parayla öde, istersen de para yerine buğday ver.” demek suretiyle bedelin miktarı ve vasfı belirlenmeden yapılan satışlar fâsit sayılmıştır. Bu itibarladır ki vadeli satışta, ödenecek bedelin miktarı ve vasfı satış anında tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde açık ve net olarak ta’yin edilmelidir.

3)  Vadeli satışta ödeme zamanının belirlenmesi şarttır. Yani “Şu malı al parasını ileride verirsin.” denilerek yapılan satışlar, ödeme zamanının belirlenmemesi sebebiyle geçersiz kabul edilmiştir.[6]

Vade Farkı

Vade farkı, bir malın vadeli satılması halinde peşin fiyatının üzerine eklenen fazlalığa verilen isimdir. Misal olarak, peşin on beş liraya satılan bir elbisenin vadeli olarak yirmi liraya satıldığında meydana gelen beş liralık farka vade farkı denmektedir.

Vadeli satışın yukarıdaki şartları taşıması halinde caiz olacağını ittifakla kabul eden âlimlerimiz, bu satışta, vadeden dolayı malın peşin fiyatı üzerine eklenen fazlalığın yani vade farkının caiz olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilafın temelinde şu hadis-i şerifin olduğu söylenebilir:

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ  نَهَى عَنْ بَيْعَتَيْنِ فِي بَيْعَةٍ

“Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir satış içinde iki satış yapmayı yasakladı.”[7]

Hanefî âlimler, satış esnasında, alınacak olan malın peşin mi yoksa vadeli mi alınacağının bilinmesi ve bedelin buna göre belirlenmiş olması gerektiği hususunda görüş birliğindedirler. Fiyat tayin edilmeden yapılan satışlar fâsit kabul edildiğinden “Şu malı sana peşin bin lira, vadeli iki bin liraya sattım.” demek suretiyle yapılan satışlar fiyatın belirlenmemiş olması sebebiyle fâsit sayılmıştır. Bu görüşten çıkarılabilecek hüküm, fiyatın meçhul olmaması şartıyla tarafların peşin veya vadeli fiyatlardan birini belirleyerek yaptıkları satışta vade farkının caiz olacağıdır.[8]

Hanefî mezhebi imamlarından İmam Serahsî, Mebsût isimli eserinde tarafların peşin veya vadeli fiyatlardan biri üzerinde anlaşarak yapacakları satış akdinin caiz olacağını sarih bir şekilde ifade etmiştir. Çünkü burada satışın sahih olması için şart olan fiyat tayini gerçekleşmiş olup bu akit, “bir satış içinde iki satış” yasağının şümûlüne girmemektedir.[9]

Şafiî ve Hanbelî âlimler, “Şu şeyi peşin bin, vadeli iki bin liraya sana sattım.” demek suretiyle yapılan satışı, fiyatın belirlenmemesi sebebiyle bâtıl kabul etmişlerdir. Fakat “Şunu peşin bin lira veya vadeli iki bin lira olarak kabul ettim.” denmesi ve tarafların bir fiyat üzerinde anlaşarak satışı gerçekleştirmeleri halinde yapılan bu satışın caiz olacağı hükmünü ortaya koymuşlardır.[10]

Mâlikî mezhebine göre, peşin veya vadeli fiyattan biri belirlenir ve bu fiyat üzerinden anlaşma yapılırsa bu satış caiz olur. Diğer mezhep ulemasının temkinli yaklaştığı fiyatın meçhul olması hususunda onlar, tarafların teklif edilen iki fiyattan biri üzerinde anlaştıkları takdirde belirsizliğin ortadan kalkacağını ve satışın caiz olacağını açıkça ifade etmişlerdir.[11]

Dört mezhebin vade farkı konusundaki görüşleri, bir satış içinde iki satışı yasaklayan hadis-i şerif etrafında örgülenmektedir. Yoksa tartışılan konu, peşin ve vadeli fiyatın aynı olması değildir. Çünkü satıcı malın fiyatını istediği şekilde belirleyebilme hürriyetine sahip olduğundan, vadeli satacağı malın fiyatını da peşin fiyatından fazla tutabilir. İşte burada problem teşkil eden husus, hadis-i şerifte yasaklanan iki fiyatın bir satış içinde müşteriye sunulmasıdır.

Cumhur-ı ulema, bu hadis-i Nebevî’nin bir satış içinde iki satışı yasaklamasının hikmetini, fiyatın meçhul kalması şeklinde izah etmişlerdir. Yine cumhura göre bu belirsizlik ortadan kalkar ve taraflar bir fiyat üzerinde anlaşırlarsa bu satış caiz olur.

Konuyu daha iyi kavrama adına bir misal verilecek olursa mesela, aynı ürünü satan iki tüccardan biri sadece peşin, diğeri ise sadece vadeli satış yapsa ve ürünün fiyatını peşin satan on lira, vadeli satan da on beş lira olarak belirlese her ikisinin de satışı şüphesiz caiz olur. Çünkü her ikisi de aynı ürün için yaptıkları satış çeşidine göre farklı bir fiyat belirlemiş ve buna göre satış yapmaktadır. İşte vade farkındaki mesele de, ürünün peşin ve vadeli fiyatlarının farklı olmasından ziyade bu iki fiyatın bir satış içine konulmasıdır. Fiyatlardan birinin belirlenmesi ve satışın bu fiyat üzerinden gerçekleşmesiyle birlikte bu problem de ortadan kalkmış olacaktır. Günümüzde alışveriş yapılan yerlerde, ödemenin peşin mi yoksa vadeli mi olacağı satış sırasında belirlendiği için bu satışlar da caizdir.

Buraya kadar anlatılanlara dikkat edilirse ulema, vade farkı konusunda faiz kavramını pek kullanmamışlardır. Çünkü bu alınan farka faiz demek için karşılıksız bir fazlalığın bulunması gerekir. Oysa âlimler bu fazlalığı, satıcının malının eksilmesi ve bu malın yerini doldurmak için kullanacağı parayı hemen alamamasından doğan mağduriyetinin telafisi olarak görmüşlerdir. Sermayenin, hazır paranın çok kıymetli olduğu günümüz piyasasında ise vadeli satıştaki mağduriyetin daha fazla olacağı da bir gerçektir.

Netice itibarıyla veresiye satışlarda vade farkı caiz olmakla birlikte Müslüman bir esnaf, elinden geldiğince diğer müslümanlara kolaylık göstermeli, zarar etmesi söz konusu değilse vadeli satışlarda da ürünü peşin fiyatıyla satıp zor durumdaki insanlara yardımcı olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Müslümanların bir sıkıntısını giderenin Allahu Teâlâ da bir sıkıntısını giderir.


[1] Hâkim, el-Müstedrek, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1990, 2/66; Dârekutnî, es-Sünen, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut 2004, Büyû’, 4/40.
[2] Bakara Sûresi, 2/282.
[3] Mudârebe (Mukârada): “Bir kişinin, kârı ortak zararı kendisine ait olmak üzere başka birine ticaret yapması için malından vermesiyle kurulan ortaklıktır.”  Mevsûatu’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, Metâbiu Dâri’s-Safve, Mısır, 38/35.
[4] İbn Mâce, Ticârât 63.
[5] Tirmizî, Büyû’, 7; Nesâî, Büyû’, 70.
[6] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-u İslâmiyye ve Islâhât-ı Fıkhiyye Kamusu, 6/39-40.
[7] Tirmizî, Büyû’,18; Nesâî, Büyû’, 73.
[8] Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî, 5/158; İbn Hümâm, Fethu’l-kadîr, 6/262.
[9] Serahsî, Mebsût, 13/8.
[10] Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, 5/181; İbn Kudâme, Muğnî, 5/177.

[11] İbn Rüşd, Bidâyetu’l-Müctehid, 3/172.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

17|17|Nûh'tan sonra da nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.
Sura 17