Yasaklanan Alış-Veriş Çeşitleri

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de faizi haram, alış-verişi ise helâl kıldığını beyan etmiştir.[1] Söz konusu âyet-i kerime umumî lafızlarla geldiğinden dolayı, yasaklandığına dair bir delil bulunmadığı sürece akitlerde asıl olan, onların mubah ve sahih olmalarıdır. Fakat Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bazı alışveriş çeşitlerini nehyetmek suretiyle bu ayet-i kerimenin hükmünü tahsis etmiştir. Genel itibarıyla yasaklanan bu alış-verişlere baktığımızda, bunların meşru çerçevenin dışına çıktığı, akitlerde gözetilmesi gereken eşitlik ve adalet ilkesine uymadığı, karşılıklı rızanın oluşmasına mâni olduğu, aldanma, aldatma ve anlaşmazlığa sebep olduğu ve taraflar açısından bir kısım zararlar içerdiği görülür. İşte dinin, canın, neslin ve ırzın yanı sıra malın korunmasını da kutsal sayan İslâm, oluşması muhtemel haksızlıkların önüne geçme adına alışveriş alanında bazı sınırlamalar getirmiştir.

Nassın, sübut ve delâlet açısından zannî veya kat’î olmasına göre bu yasakların bir kısmı tahrimen mekruh, diğer bir kısmı ise haram olarak vasıflandırılmıştır. Dünyevî hükümler açısından ise söz konusu yasakların akdin rükün ve şartlarını ihlal etmesine göre bu alışverişlerin bir kısmı batıl sayılırken, diğer bir kısmı ise fasit kabul edilmiştir. Yasaklanan bazı alışveriş çeşitlerinde ise yasak akdin bizzat özüne yönelik olmayıp haricî bir sebepten kaynaklandığından dolayı, bu tür alışverişlerin yapılması tecviz edilmese de, bunlar dünyevî hükümler açısından sahih görülmüşlerdir. Yasaklanan alışverişlerle ilgili fıkıh kitaplarında oldukça tafsilatlı görüşler serdedilmiş olsa da, biz bunları genel hatlarıyla nakledecek ve okuyucuya genel bir fikir vermeye çalışacağız.

1- Ma’dumun (Yokun) Satışı

Üzerinde akdin yapıldığı ve üzerinde akdin netice ve hükmünün ortaya çıkığı şeye akdin mahalli/konusu denir ki bu, akdin en önemli unsurlarından birisini oluşturur. Mesela bir evin satışında, akdin mahalli ev, bir dükkanın kiralanmasında ise akdin mahalli dükkandır. Akdin sahih/mubah olabilmesi için akdin mahallinin bazı şartları taşıması gerekmektedir. Bu şartların başında da onun mevcut olması gelir. Zira olmayan bir şeyin üzerinde akit kurulamaz; kurulsa bile böyle bir akit neticesinde satıcının söz konusu malı hemen alıcıya teslim etmesi mümkün değildir. Bu ise akdin temel maksadına aykırıdır. Bu mal daha sonra elde edilecek ve satıcıya teslim edilecek olsa bile, akit sırasında henüz mevcut olmadığından ve görülmediğinden, böyle bir akit aldanma ve aldatmaya dolayısıyla da ihtilâf ve anlaşmazlığa açık olacaktır. Bu açıdan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kişinin yanında veya mülkiyetinde bulunmayan ya da henüz elde etmediği malları satmasını yasaklamıştır. Bu açıdan öncelikle akdin bir mahalli bulunmalı ve sonra bu mahal bazı özelliklere sahip olmalıdır.

Konuyla ilgili yasak, aldanmanın bertaraf edilmesinde ve karşılıklı rıza ile adalet ilkesinin sağlanmasında önemli olsa da, bu yasağın mutlak mânâda anlaşılıp uygulanmasının ticarî hayatta bazı zorluklara sebep olacağı da muhakkaktır. İşte bu sebepledir ki, cumhur-ı fukaha, bir yönüyle ma’dumun satışı kapsamına girmesine rağmen, belli şartları taşıyan selem ve istisna’ akitlerini meşru görmüşlerdir. Bu açıdan da konuyla ilgili nassların doğru anlaşılıp doğru yorumlanması ve söz konusu yasağın çerçevesinin iyi tespit edilmesi gerekmektedir.

Akdin mahalli ve ma’dumun satışıyla ilgili hüküm Mecelle’de şu şekilde kaideleştirilmiştir: “Bey’in hükmünü kabil olan mahalli mevcut ve makduru’t-teslim ve mal-ı mütekavvim olan mebidir. Binaen alâ zâlik ma’dumun, makduru’t-teslim ve mal-ı mütekavvim olmayan şeyin bey’i batıldır.”[2] Mecelle’yi şerh eden Ali Haydar Efendi, ma’dumun satışına, henüz ortaya çıkmayan meyvelerin, doğmayan yavrunun ve satış esnasında henüz satıcının mülkiyetinde bulunmayan malın satışını misal vermiştir.[3] Bu misallerden de anlaşılacağı üzere ma’dum denildiğinde ya hakikaten ya da hükmen yok olan mallar kastedilmektedir. Bunu tam ve kısmî ma’dumiyet şeklinde ikiye ayırmak da mümkündür. Buradan yola çıkılarak ma’dum için şöyle bir tanım yapılmıştır: “Hukukun hakikaten veya hükmen yok saydığı, tarafları anlaşmazlık ve çekişmeye götürecek derecede kapalı olan, teslimi garanti edilemeyip zarar ve ziyan içeren, varlığı ihtimalli şeylere ma’dum denir.”[4]

Akit esnasında mevcut olmadığı gibi, gelecekte de ma’dumiyeti kesin olan malların satışı ittifakla batıl görülmüştür.[5] Kesin olarak kısır olduğu bilinen bir hayvanın doğuracağı yavrunun satışını buna misal olarak verebiliriz. Zira böyle bir satışta akdin hükmünü uygulamak imkânsız hâle gelmektedir.

İmal edilmemiş arabaların kampanya yoluyla satılması veya gazete ve dergi gibi eserlerin abonelik yoluyla satılması gibi, akit esnasında ma’dum olduğu halde gelecekte var olacağı kesin bir kanaatle bilinen malların satışı ise ihtilâflı bir konudur. Cumhur-ı ulema, akdin mahallinin sözleşme anında bulunup bulunmamasına itibar ettiklerinden dolayı bu tür akitleri batıl saymışlardır. Hanefî ve Şafiîler de bu görüştedir.[6] Fakat İbn Teymiye başta olmak üzere bazı Hanbelîler, yasaklamanın illetini malların mevcut olup olmamasından ziyade garar (bilinmezlik) olarak kabul ettikleri yani meseleye ileride malın teslim edilip edilememesi açısından baktıkları için, bu tür akitleri caiz görmüşlerdir. Dolayısıyla onlara göre üzerinde akit yapılan mahallin ileride teslim edilmesi muhakkaksa, söz konusu akit caiz olmaktadır.[7]Özellikle günümüzde bu tür görüşlerin önem arz ettiğini ifade etmek gerekir. Zira ticarî hayat açısından bu tür alışverişlere ihtiyaç duyulmakta ve bunların yasaklanması bir kısım meşakkatleri beraberinde getirmektedir. Nitekim selem, istisna’ (sipariş), müsakât ve kira gibi akitler de, bir nevi ma’dumun satışı mahiyetinde olmalarına rağmen, ihtiyaç neticesinde istihsânen caiz görülmüştür.

Satış esnasında mevcut olmayan ve daha sonra elde edilmesinde şüphe bulunan yani satıcının temin ederek müşteriye ulaştıracağına tam kanaat getirilemeyen ve bu sebeple de müşterinin aldanma ihtimalinin bulunduğu akitler ise caiz görülmemiştir. Nitekim Hâkim b. Hizam, Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelerek, bir adamın kendisinden bir mal satın almak istediğini fakat bu mala sahip olmadığını ifade etmiş, sonra da bu malı pazardan satın olarak o şahsa satıp satamayacağını sormuştur. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun bu sorusuna şu şekilde cevap vermiştir:

لَا تَبِعْ مَا لَيْسَ عِنْدَكَ

“Yanında (mülkiyetinde) olmayan bir şeyi satma?”[8] Başka bir rivayette ise Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem),

لَا تَبِعْ طَعَامًا حَتَّى تَشْتَرِيَهُ وَتَسْتَوْفِيَهُ

buyurmak suretiyle, satın alınıp tastamam ele geçirinceye kadar yiyecek maddelerinin satışını yasaklamıştır.[9]

Bir mal insanın mülkiyetinde bulunsa bile, henüz mal hüviyetini kazanmamış ve akıbeti tam olarak belli olmamışsa, bunun satışı da ma’dumun satışı kapsamında değerlendirilerek caiz görülmemiştir.[10]Konuyla ilgili olarak bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْ بَيْعِ الْمَضَامِينِ وَالْمَلاَقِيحِ وَحَبَلِ الْحَبَلَةِ

“Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) erkek hayvanın sulbündeki tohumun, dişi hayvanın karnındaki yavrunun ve hayvanın doğuracağı dişi yavrunun yavrusunun satışını yasakladı.”[11]

Aynı şekilde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) başka bir hadis-i şeriflerinde, ağaçtaki olgunlaşmamış meyveleri satmak isteyen bir sahabeye şöyle buyurmuştur:

أَرَأَيْتَ إِنْ مَنَعَ اللَّهُ الثَّمَرَةَ بِمَ تَسْتَحِلُّ مَالَ أَخِيكَ

“Ne dersin, Allah meyve verdirmezse, kardeşinin malını neye karşılık helâl sayacaksın!”[12]

Bu hadislerde zikredilen malların varlığı ihtimalli olduğundan, bunların teslim garantisi bulunmadığından ve bunların sıfat ve miktarları tam belirli olmadığından dolayı yasağa konu olmuşlardır. Yani Resûl-i Ekrem böyle bir ma’dumun satışını yasaklamak suretiyle, müşterinin aldanmasını, satıcının da haksız kazanç elde etmesini menetmiştir. Söz konusu yasağın illeti “garar” olduğundan, bu gararın ortadan kalkmasıyla akit de caiz olur. Mesela ağaçtaki meyveler olgunlaşarak afet ve hastalıklardan emin olurlarsa, artık bunların satışında bir mahzur kalmaz. Nitekim şu hadis-i şerif de buna işaret etmektedir:

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْ بَيْعِ النَّخْلِ حَتَّى يَزْهُوَ وَعَنِ السُّنْبُلِ حَتَّى يَبْيَضَّ وَيَأْمَنَ الْعَاهَةَ

“Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) olgunlaşıncaya kadar hurmayı, beyazlaşıp afetten emin oluncaya kadar başağı satmayı yasakladı.”[13]

Netice itibarıyla İslâm iktisadının itibarî ve farazî alışverişleri yasakladığını ve hakikî değerler üzerinden alışveriş yapılmasını teşvik ettiğini ifade edebiliriz. Bu açıdan sahip olunmayan, elde edilmesi ihtimal dâhilinde bulunan ve tam olarak mal hükmünü almayan şeyler üzerinden satış sözleşmesi yapılmamalıdır. Böylece haklar korunmuş, aldanma ve aldatmaların önüne geçilmiş ve ihtilâflar da önlenmiş olacaktır.


[1] Bakara Sûresi, 2/275.
[2] Mecelle, md. 363.
[3] Ali Haydar Efendi, Dürerü’l-hükkâm, İstanbul, 1330, 1/606.
[4] İsmail Bilgili, “İslâm Hukûkunda Ma’dumun Satışı”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2006, sayı: 8, s. 213.
[5] Senhurî, Mesâdiru’l-hak, 3/13.
[6] Serahsî, el-Mebsut, V, 83; Nevevî, el-Mecmû’, IX, 257.
[7] İbn Kudame, el-Kâfî, II, 8; Salih b. Fevzan, el-Mülahhasu’l-fıkhî, II, 52.
[8] Ebû Dâvud, Büyû’ 71.
[9] Nesâî, Büyû’ 55.
[10] Mevsûatü’l-fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, “Bey’un menhiyyun anh” maddesi, 9/146.
[11] İmam Mâlik, Muvatta, thk. Mustafa A’zamî, 4/946 (2411); Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 11/230 (11581).
[12] Buhari, Büyû’ 93.

[13] Müslim, Talâk 50.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

2|69|Şöyle dediler: "Çağır Rabbine bizim için, neymiş onun rengi açıklasın bize." Cevap verdi: "O diyor ki, bahsettiğim, sarı, rengi parlak bir inektir; seyredenlere mutluluk verir."
Sura 2