Yenilenen dünyanın gerisinde kalmamak için neler yapılmalıdır?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: Yeniden yapılanmakta olan dünyanın dışında kalmamak ve bir kıyıya itilmemek için insanımıza düşen vazifeler nelerdir?

Dünya şimdiye kadar çok kereler yenilenmiş, içtimâî metamorfozlar yaşamış ve kabuk değiştirmiştir. Ne var ki ben bu tarih boyu gerçekleşen yenilenmelerin, batılıların tasniflerine uygun bir biçimde, İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ vb. dönemler şeklinde gerçekleştiğine inanmıyorum. Batı tarihindeki bu çağ taksimleri tamamen izâfîdir. Bu bana, insanın, âdeta eline bir testere alıp, hiçbir dayanağı olmaksızın rastgele zamanı dilimlere ayırması gibi geliyor. Ne var ki mesele‎ye enbiya-yı izamın bi’setleri ile yaklaşacak olursak, tarihi tekerrürler devr-i daimi içinde sürekli bir yenilenmenin yaşandığını kabul etmek yerinde olur.

 Seyyidinâ Hz. Adem’le başlayan bir sistem ve düşünce tarzı, ilk mürselînden olması itibarıyla Hz. Nuh’a kadar devam etmiştir. Her ne kadar Hz. Adem’e de on sahife verilmiş olduğu Sünnet-i sahîha’da sabit olsa da, Hz. Nuh, insanlığın ikinci babası olması itibariyla onun ayrı bir hususiyeti vardır. O’nu mürselînin ilki yapan, insanlığa bir yenilik, bir değişiklik sunmuş olmasıdır. Bu değişikliği takip edemeyen küfür yobazları ve ilhat mürtecîleri ise O’na başkaldırmış ve kendi isyanlarıyla yok olup gitmişlerdir. Evet bir tufan hadisesi gerçekleşmiş; yeryüzü yıkanıp yeniden ter ü taze ve dengeli hale gelmiş.. derken yeni bir dönem yani Nuh dönemi başlamış..

Ardından, Kur’ân-ı Kerim’in “ve inne min şîatihi le İbrahim; Şüphesiz İbrahim de Nuh’un milletinden idi.” [1] ifadesiyle belirtilen Hz. İbrahim’in dönemi başlamış. Âyetteki “min şîatihi” sözcüğünden Hz. İbrahim’in, Hz. Nuh’un duygu, düşünce, sîret açısından bir sürgünü ve devamı olduğu anlaşılıyor. Bununla beraber Hz. İbrahim de ayrı bir yenilikle geliyor. Bu yenilik O’nun hanîflik (tevhit) düşüncesinde, gelmiş-geçmiş peygamberlerin hepsinden daha hassas olması ve bu düşünceyi yüksek debili iki önemli mecrâda akıtması şeklinde anlamak mümkündür. Bunu bir ölçüde, Efendimiz’in getireceği mesajın alt yapısını hazırlama olarak da kabul edebiliriz. Zaten Allah Rasulü de Hz. İbrahim için peygamberler içinde kendisine en çok benzeyen bir peygamber olduğunu ifade etmektedir.

Daha sonra ise, Hz. İbrahim’in sunduğu mesajın, bir toplumu harekete geçirecek ve şekillendirecek kanunlar mecmuası haline gelmesi söz konusudur ki bu da, Hz. Musa’nın eliyle gerçekleşecektir. Böylece Hz. Musa da beşer tarihinde ayrı bir yenilenmenin mimarı olacaktır.

Görüldüğü gibi, zamanı değişik çağlara bölmesek de, bu şekilde tarihi tekerrürler devr-i daimi içinde, onda, inişlere çıkışlara ve yenilenmelere açık daha farklı değişimleri görmek de mümkündür.

Asrımıza doğru gelirken, birinci cihan harbiyle, yine bir yenilenme süreci yaşandığı söylenebilir. Evet O zamanlar, herkesin dilinde pelesenk haline gelen söz, “Dünya süratle yenilenmeye gidiyor.” sözcüğü idi. Tabiî ki güçlü devletler bu süreci kendi çıkarları adına çok iyi değerlendirdiler.

İkinci Cihan Harbine gelindiğinde, Hitler’in kafasında ayrı bir yenilenme düşüncesi vardı. O’na göre dünyanın yenilenmesi nazizme teslim olmasıyla gerçekleşecekti. Çünkü Alman felsefesi ve düşüncesine göre dünya, bir bakıma natural seleksiyonla gerçekten yaşama hakkına sahip en güçlü, en dinamik, en saf bir ırkla idare edilmeliydi. Tabiî ki bu ırk Alman ırkıydı. Allah onlara o fırsatı vermeyince Amerika ve Rusya’nın fikir halîtası dünyada müessir olmaya başladı. Esasta bu iki kutuplu dünyanın ikisi de materyalist idi. Vâkıa birisi açıktan bazı şeyleri nefyediyor, birisi de sûrî olarak onları kabul ediyor görünüyordu. Bu da dünya adına ayrı bir talihsiz yenilenme dönemi sayılabilirdi!..

İçinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarında Rus İmparatorluğunun çözülmesi önemli bir hâdisedir. Elbette, bunun da beraberinde getirdiği bir yenilenme süreci olacaktı. Ancak, batılıların devamlı ifade ettikleri ve sahiplenmek istedikleri bu yenilenmenin ne türlü bir yenilik olduğunu anlamak oldukça zordur.

Kanaat-i âcizânemce, bundan sonra ırk meselesi içtimâî coğrafyada, eskiden olduğu ölçüde tesirli olamayacak. Bu da, her yenilenmenin arkasında, şöyle-böyle felsefî bir cereyanın bulunması esasına binaen, önümüzdeki büyük değişimle de, dinlerin, yeniden içtimâî coğrafyada hâkim hâle gelecekleri kanaatini kuvvetlendirmektedir. Evet, herkesin kendi mabedine doğru koştuğu şimdilerde, peşi peşine yeniden yapılanmalar, yeniden din motifli oluşumları netice verecektir. Haliyle bu da dünyanın, şimdiye kadar olandan farklı bir yeniden şekillenmeyi beraberinde getirecektir.

Bütün bu yenilenmelerin yanında, ayrı bir yenilenme daha söz konusudur ki o da, dünyada ilim ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak duyguda, düşüncede yeni bir medeniyet telâkkisinin oluşmasıyla her halde, bir kısım süpriz tekevvünler halîtası şeklinde kendisini hissettirecektir. Buna, değişik kültürlerin birikiminden oluşan, zenginleşmiş yeni bir medeniyetin telâkkisi de diyebiliriz. Bugüne kadar dünyada değişik yapılanmalar olurken, bu yenilenmeler içinde milletimizin bir katkısı olmadığından biz dünya devletleri arasında hep yabancı kabul edildik; dahası kendimizi de hep yabancı hissettik.

Bu şekilde bir hissediş ve edilişte şüphesiz, Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayarak yakın tarihimize kadar bir köşeye kıstırılıp pasifize edilişimizin rolü büyük olmuştur.. öyleki uzun süre bir fanus içine konularak hep bir tecrit hayatı yaşadık.. şu anda da farklı bir durumda olduğumuzu söylemek oldukça zordur.

Eğer önümüzdeki günlerde, duyguda, düşüncede, histe, felsefede, mantıkta, dînî anlayışta, medeniyet telâkkisinde yeni yeni kültürlerin doğuşunda yenilenmeler yaşanacaksa, Türk milleti de kendi ruhunun ilhamlarını dünyanın dört bir yanına götürüp tanıtmalı, onu umumi oluşumun hamuruna katmalıdır ki bu yeni dünyada kendini o dünyaya yabancı hissetmesin.. ve tabiî bu yeni oluşuma da bir katkıda bulunsun, tam yönlendirici olmasa da, belli bir katkısının olması ve “bazı meseleleri biz de biliyoruz” demesi rüştünü isbat adına çok önemli olsa gerek.

Ayrıca, gidilen yerlerde görülen ve müşahede edilen bir husus da değişik milletlerin böyle zengin bir kültürü kabullenmeye hazır oldukları vak’asıdır.

Türk milletinin, değişik dönemlerde tarihi tekevvünlere (oluşum) katkısı olduğu gibi, telekomünikasyonun baş döndürücü bir hızla geliştiği, küreselleşmenin, tekârub-ü zaman ve tekârub-ü mekânın hayatımıza hükmetmeye başladığı bir dönemde bizim dünyanın yeniden şekillenmesine daha fazla katkıda bulunacağımızda şüphe edilmemelidir. Tulû’ eden şafağın emarelerinden anlaşılan da, bu yenilenmenin çok farklı bir yenilenme olacağı merkezindedir. Bu yenilenme, Hz. Musa döneminde olduğu gibi Tih’den Eyle’ye kadar uzanan bir yenilenme olmayacaktır. Bu yenilenme, yeryüzünde insanın olduğu her yerde kendini hissettirecektir. Her ne kadar bu yayılmanın keyfiyeti farklı olsa da! Evet, bu yenilenme, Yunus’un “Süleyman var Süleyman’dan içeru” dediği gibi, bir yenilenme var yenilenmeden içeru! iphamı çerçevesinde gerçekleşecektir.

M. Fethullah Gülen

[1] Saffât, 37/83

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

33|22|Müminler, düşman hizipleri gördüklerinde şöyle demişlerdir: "Allah'ın ve resulünün bize vaat ettiği işte budur. Ve Allah da resulü de doğru sözlüdür." Bu onların sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı.
Sura 33