• duanın-dinimizdeki-yeri-ve-önemi
  • namazın-önemi
  • duada-usul-nasıl-olmalıdır
  • namaz-ve-kalp-sağlığı
  • israf-ve-düşündürdükleri
  • islamda_savaş_hukuku
  • islamda-insan-haklarının-sınıflandırılması
  • osmanlıda_hukukun_üstünlüğü
  • hukuk_hukuk_üstünlüğü_uygulama
  • flört-mü-nişanlılık-mı-evlilik-öncesi-süreç
  • DUANIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

    Dua; Arapça bir kelime olup, seslenmek, çağırmak, yardıma çağırmak, yardım talep etmek, Devamını Oku

  • NAMAZIN ÖNEMİ

    Namaz Allah’a ulaşmaya, varlığı yorumlamaya, değişik ilimlerle kâinatı hallaç etmeye müsait yaratılan bu mükemmel insanın tabiatına en uygun bir ibadettir. Devamını Oku

  • DUADA USUL NASIL OLMALIDIR?

    Duâya başlarken “eûzü”çekilmesini hükme bağlayan bir kayıt yoktur. Devamını Oku

  • NAMAZ VE KALP SAĞLIĞI

    Allah’ın (celle celâluhu) yarattığı, emrettiği, yasakladığı hiçbir şeyde çirkinlik, gayesizlik, başıboşluk ve abesiyet yoktur.Devamını Oku

  • İSRAF VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

    “Malını gereksiz yere saçıp savurma; çünkü gereksiz yere malını saçıp savuranlar-israf edenler, şeytanların kardeşleri olmuşlardır.Devamını Oku

  • İSLAM'DA SAVAŞ HUKUKU

    İnsanlık tarihinin her döneminde, devletlerarası meseleler öncelikle diplomatik yollarla aşılmaya çalışılmış, bu yolların tıkanmasıyla...Devamını Oku

  • İSLAM'DA İNSAN HAKLARININ SINIFLANDIRILMASI

    İslâm hukuku kuralları; din, can, akıl, nesil ve malın korunmasını hedefler.Devamını Oku

  • OSMANLI'DA HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

    Osmanlı hakkındaki yanılgılardan birisi, padişahın, dönemin kralları gibi sınırsız yetkilere sahip zannedilmesidir.Devamını Oku

  • HUKUK, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE UYGULAMA

    Toplum düzeninin sağlanıp huzur ve güvenin yerleşmesinde, şahıs veya komitelerin üstünlüğünden ve...Devamını Oku

  • FLÖRT MÜ, NİŞANLILIK MI? EVLİLİK ÖNCESİ SÜREÇ

    Ta baştan sağlam esaslar üzerine kurulmuş ve maddî-mânevî saadetin dalgalanıp durduğu bir yuva...Devamını Oku

Zulüm karşısında nasıl davranmalıyız?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: İham Kaynakları adlı eserin 158. sayfasında, 22. hadisin açıklamalarında, güzel ahlakın en aşağı mertebeleri sıralanırken 2. maddede “Zulmedenlere karşılık vermemek” ibaresi geçiyor. Zulme rıza da bir nevi zulüm değil mi? Zulüm karşısında susmak dilsiz şeytanlık değil mi? Bu maddeyi nasıl anlamalıyız?

  İlham kaynaklarında geçen ifadeler şu şekildedir:

Güzel ahlâkın en aşağı mertebesi:

1- Dostların cefasına katlanmak.

2- Zulmedenlere karşılık vermemek.

3- Zulmedenlere ya merhamet veya adâlet etmek.

4- Zulmeden ve düşmanlık yapanlar için istiğfar etmek.

5- Bütün insanlığın ıslahını istemektir.

Aslında burada anlatılmak istenen şey, zulme zulümle karşılık vermemektir. Yoksa zulmü durdurmama, zulüm karşısında sessiz kalma demek değildir. Zira zulme rıza zulümdür. Bir müminin vazifelerinden biri de zulmü durdurmaktır. Bunu da gücü yetiyorsa gücüyle, yetmiyorsa, diliyle, onu da yapamıyorsa en azından kalbiyle buğz etmek ve Allah’a dua etmek suretiyle zulme karşı olduğunu bildirerek yapar. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et.”  Bir adam: “Ya Resûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım ederim. Ama zalimse ona nasıl yardım edebilirim ki?” diye sorar. Peygamberimiz şöyle cevap verir:  “Zalimi, zulmünden vazgeçirirsin veyahut ona mâni olursun. Şüphen olmasın ki bu davranışın o kardeşine yardımdır.” buyurdu.  (Buhârî, Mezâlim 4; İkrâh 6)

Eğer insanlar kendilerine yapılan her bir haksızlığı ve kötülüğü affetmeyerek, buna hemen o türden bir karşılık verecek olsalar, bu yapılan zulümlerin katmerleşmesine ve daha da artmasına sebep olacaktır. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri de “mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle” diyerek yapılana aynen karşılık vermenin adını, zalim bir kaide olarak gösteriyor. Mesela, düşman yurdumuzu basmış kadın, çocuk ihtiyar demeden öldürüp gitmişse, biz de onların köylerini basalım, kadınlarını, çocuklarını, ihtiyarlarını öldürelim diyemeyiz. Burada, bizim bize ait ölçülerimiz vardır ve bu ölçüleri Kur’an ve Sünnet koymuştur. Nitekim, düşmana ancak yaptığı kadarıyla karşılık verileceği beyan buyrulduktan sonra, “Eğer sabrederseniz, bu, sabredenler için daha hayırlıdır” buyrulmakta ve inananlar sabra teşvik edilmektedir. (Nahl Suresi, 16/126)

Aslında bu beş madde birbiriyle alakalıdır. Bu beş maddeyi hususiyle de ikincisini değerlendirdiğimizde, burada zulme rızadan ziyade kendisine yapılan zulümlere misliyle mukabelede bulunmama, af ve sabır yolunu seçme söz konusudur.

Diğer bir husus, insanın karşılık vermeyip sabretmesi istenen zulüm, kendi şahsına yapılan zulümdür. Böyle bir zulüm karşısında insan, nefsinden fedakârlıkta bulunarak sabreder ve sabrının sevabını kazanır. Yoksa başkalarına veya inandığı değerlere zulüm yapıldığında kişi aynı müsamahayı gösteremez ve bu zulmü ortadan kaldırma yollarını araştırır.

Diğer yönden meseleyi değerlendirdiğimizde zulmeden kişiye karşılık vermemek, pek çok zaman görüldüğü gibi o zalimi ya zulmünden döndürür, ya da daha sonra pişman olmasına vesile olur. Yani zulmü ortadan kaldırmanın bir çeşidi affetmek ve sabretmektir. Fakat bu kolay bir yol değildir. Yani yüce bir ruh, engin bir gönül ister. Bundan dolayı da, muhataptan gelen ve zulüm sayılabilecek haksızlıklara, eza ve cefalara katlanmak ahlakın bir yönü kabul edilmiştir.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

39|47|Eğer yerdekilerin tamamı ve beraberinde bir o kadarı, zulmedenlerin olsa, kıyamet günü azabın kötülüğünden kurtulmak için tümünü mutlaka fidye verirlerdi. Çünkü hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılmıştır.
Sura 39