İçerik etiketlendi: ‘ne yapmalıyım?’

Eşimin beni aldattığını yeni öğrendim, ne yapmalıyım?

Açıklama: Evliyim, 3 yaşında bir çocuğum var. Eşim cep telefonuyla bir erkekle 4 ay veya daha fazla zaman beni aldattı. Ona ask mesajları yazmış ama buluşup buluşmadıklarını bilmiyorum. Kendisi suçunu itiraf etti. Ben ise çocuğum ne olur kaygısala bir şey yapmadım, karıma bırakın vurmayı hakaret dahi etmedim, madden ve manen elimden gelen iyiliği yaptım. Şimdi ne yapmalıyım? Eşime güvenim haliyle kalmadı. Bu durumda evliliğim yürür mü?

Böylesi zor durumlarda, hep Kur’an ve Sünnete bağlı kalmaya kendimizi zorlamalıyız. Kur’an’da, kadından görülen olumsuz durumlarda, evvela kocası tarafından nasihat edilmesi isteniyor. Eğer vazgeçmezse, ikinci olarak yatakları ayırma ve tavır koyma emrediliyor. Yine vazgeçmezse üçüncü olarak da hafifçe dövme tavsiye ediliyor. (Nisa Suresi, 4/34) Şimdi evvela bunları yapıp yapmadığınızı kontrol edin.

Diğer bir mesele, eşinizi böyle bir şeye sürükleyen sebepleri araştırın. Size ait bir kusur var mı? Kendisini tatmin edemediniz de mi böyle bir yola saptı. Yoksa eskiden getirdiği bir alışkanlık mı var veyahut da durup dururken şeytana mı uydu? Madem kendisi suçunu itiraf etti, o zaman eşinizle bunları açık açık konuşabilirsiniz. Meselenin size bakan yönünü kendi muhasebelerinizle ele alırsınız. Eşinize bakan yönüyle, onun pişmanlık yaşayıp yaşamadığını kontrol edersiniz. Pişmanlık yaşıyorsa, tevbe eder, siz de affedersiniz ve mesele kapanır. Ama pişmanlık yaşamıyorsa ve devam etme riski varsa, yukarıdaki üç merhaleyi uygularsınız. Hâlâ devam edecekse, ailenizden ve eşinizin ailesinden bir hakem tutarsınız. Onlar arayı bulmaya çalışırlar. Bu da çözüm getirmese, boşanırsınız.. Zira öyle bir kadından ne kocasına ne de çocuklarına fayda gelmez.. Aksine nesilleri bozar atar.. Bir an önce boşanır ve yeni bir yuva kurmanın yollarını ararsınız.. Çocuğa gelince boşandığınız takdirde ona siz sahip çıkmaya çalışırsınız, uzaktan da olsa ilgilenirsiniz.. Mümkünse şartları zorlar ve üzerinize alırsınız.. Alamazsanız Allah masumların sahibidir.. İnşaallah bir şekilde onu korur..  Allah selamete erdirsin.

Nişanlımın daha önceki hayatı beni tedirgin ediyor, ne yapmalıyım?

Açıklama: Şu anda evlenmeyi düşündüğüm tesettürlü ve namazlarını aksatmayan bir kız var. Ailecek görüştük ve iki taraf da meseleye sıcak bakıyor. Ancak benim içimde bir sıkıntı var. Bu kız genel lise mezunu ve lise yıllarında bir arkadaşlık ilişkisi olmuş. O her ne kadar bu ilişkiden pişman olmuş olsa da, bu benim içimi çok rahatsız ediyor. Kur’ân ve sünnet istikametinde nasıl bir yol izleyebilirim?

Her insan hata yapabilir; önemli olan bir an önce pişman olup hatalardan dönmektir. Lise dönemi insanların yaşları itibarıyla her şeyi tartamadıkları, yanlışa kolay düşebilecekleri bir dönemdir. Geçmişteki hatalar, geçmişte kalır. Esasen sadece arkadaşlık seviyesinde kalan bir ilişkiyi nişanlıya söylemek de yerinde bir şey değildir. Zira bu, dediğiniz gibi, evlenilecek insanı incitir.

Eğer bu ilişki, ileri boyutlarda bir ilişkiyse, aralarında bir cinsi münasebet olduysa ve siz de bunu kabullenemeyecekseniz; nişan döneminde vazgeçebilirsiniz. Çünkü evlendikten sonra boşanmaktan veya sıkıntı yaşamaktansa nişanlıyken ayrılmak evladır. Hem kimseye de çok zararı olmaz. Bununla beraber o kız geçmişinde gayri meşru bir beraberlik bile yaşamış olsa, pişman olup tevbe ettikten sonra dini açıdan evlenmenizde bir mahzur yoktur.

Çirkin olduğumu düşünüyorum, ne yapmalıyım?

Açıklama: Ben kendimin çok çirkin olduğumu düşünüyorum. Aslında yakınımdaki kişiler bunu doğru bulmuyor ancak ben yine de kendimi buna inandıramıyorum. Ne yapmalıyım?

Biz de sizi görmeden güzel olduğunuzu söyleyebiliriz. Çünkü her şeyin en doğrusunu bilen ve gören Allah’ımız bizlerin mükemmel olduğunu söylüyor. Ayeti kerimede, “Biz insanı en güzel bir surette yarattık” diyor. Eğer güzellikten kastettiğiniz estetikse, bu izafi yani herkese göre değişen bir şeydir.

Öncelikle siz kendinizle barışık olmalı ve kendinizi sevmelisiniz. Maalesef asrımız anlayışı kadınlar için bir güzellik ölçüsü oluşturmuş, buna uyanlar güzel uymayanlar çirkin oluyor. Ne kadar da yanlış bir düşünce.

Hem önemli olan ve maddi güzellikten daha önde gelen manevi güzelliktir. Efendimiz de bir hadisi şeriflerinde Allah’ın bizim suretlerimize ve şekillerimize değil kalp ve amellerimize bakacağını ifade ediyor. Bunun için bu geçici dünya hayatında, bu tür şeylere takılarak moralimizi bozmamalı, cennet hurilerinden bile daha güzel olacağımız cennete layık bir kul olabilmek için, dini ölçülere göre bir hayat yaşamalıyız.

Diğer yandan güzellik geçici bir şeydir. Yani gençliğinde herkesçe beğenilip sevilen bir kadın ihtiyarladığında kimsenin yüzüne bile bakmayacağı bir hale gelebilir. Ancak ahlaken ve ruhen güzel insanlar her zaman çevrelerince sevilir ve saygı görürler. Bunlarla sizin güzel olup olmadığınızdan ziyade, maddi güzelliğin değil manevi güzelliğin esas olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü söylediğimiz gibi maddi güzellik göreceli ve kişiden kişiye değişen bir şeydir.

Çok günah işledim, bir çıkış yolu var mı, ne yapmalıyım?

Açıklama: Çok günah işledim, her türlü bataklığa battım. Yalan yere yemin, içki, kumar vs. Şimdi çok pişmanım. Ne yapmalıyım, ne tavsiye edersiniz? Birisinden el almam gerekir mi?

Birincisi, günahlarınızı insanlara açık açık söylemeyin. Allah’ın örttüğü o günahları siz de örtün.

İkincisi, tevbe etmek için birinden el almanıza gerek yoktur. Kalbinizi Allah’a açın ve samimi olarak tevbe edin.

Üçüncüsü, günahlardan, günah ortamlarından ve günah işleyen arkadaşlarınızdan uzaklaşın..

Dördüncüsü, ibadetlerinizi dikkatlice yerine getirin. İbadetler de birer tevbe gibi günahları siler.

Beşincisi, iyi işlerde ve hayır yollarında meşgul olun. Yapılan bütün güzel işler, hizmetler de günahlara keffarettir.

Altıncısı, tevbeyle alakalı yazılar okuyun. Fethullah Gülen Hocaefendinin kitaplarında tevbe çok sık işlenir. O değerli eserlere müracaat edebilirsiniz..

Yedincisi, Allah’tan ümit kesmeyin. Allah bütün günahları affedicidir.

Hemcinsime elimde olmadan ilgi duyuyorum, ne yapmalıyım?

Açıklama: Ben de vesvese hastalığı var bir türlü kurtulamıyorum. On yaşından beri var bende bu hastalık ben aynı cinsten yani kız kıza duygularım oluyor. Biliyorum dinen caiz değil günah ama bir türlü kutulamıyorum. Kur’an okuyorum, Risale-i Nur derslerine katılıyorum, namazımı kılıyorum, her şeye dikkat etmeye çalışıyorum ama bu meseleyi bir türlü halledemedim. Yapmak istemiyorum ama ne yapacağımı bilemiyorum. Her yolu denedim kurtulmak için ama bir türlü kurtulamıyorum!…

Rahatsızlığınızı pratiğe döküyor musunuz bunu bilemiyoruz ama böyle bir rahatsızlığın, fiiliyata çıkmadıktan sonra zararı olmaz kanaatindeyiz. Hem bu şekilde günah da değildir. Çünkü sizin elinizde olmadan oluşan bir duyguyla hemcinsinize ilgi duyuyorsunuz. Önemli olan, birincisi bu ilgiyi içeride bastırmak ve pratiğe dökmemek, ikincisi de bu olumsuz duygulara kapıldığınızda vaziyet değiştirmek (mesela namaza başlamak, dua etmek, kitap okumak, başka şeyler düşünmek gibi) ve hemen o zararlı şerarelerin atmosferinden kurtulmaktır. Pratiğe dökmeme konusunda yapacağınız şeyler iradidir. Yani, bir bayanla elden geldiğince temas etmemeye ve bunları düşünmemeye çalışırsınız. İnşaallah böylece zamanla tesirinden kurtulursunuz. Allah’tan ümidinizi kesmeyin ve duayı dilden bırakmayın. Bazen yıllarca süren bir hastalık, sağlam bir teveccühle (Allah’a yönelmeyle) ve kuvvetli bir imanla bir anda iyileşebilir. Çünkü her şey Allah’ın elindedir. Şafi O’dur, Hafiz O’dur. Allah Şifalar versin..

Aynı minvalde sorulan bir soruya başka bir cevabımız:

En başta bunun bir imtihan olduğunu bilmeli ve size yüksek dereceler kazandıracak böyle bir tepeyi başarıyla aşmaya çalışmalısınız. Evet, yaşadığınız hal, Allah’ın izniyle aşılabilir bir tepedir.

Karşı cinse olan ilgi, tabiîdir, beşeridir. Ancak hemcinse karşı ilgi tabiî değildir, hatta tiksindiricidir ve bu bir hastalıktır. Bu hastalığın biyolojik yönü de olabilir psikolojik tarafı da. Biyolojik yönünü kontrol ettirmek gerekir. Belki hormonlar arasında bir bozulma olmuştur ve sıhhî olarak tedavisi mümkündür. Psikolojik tarafı ise, ya psikiyatriste gitmek suretiyle ya da maneviyatla halledilir. Sahasında uzman, işini güzel yapan ve mümkünse dindar veya dine karşı saygılı bir psikiyatriste görünebilirsiniz.

Bunun yanında kendinizi manevi olarak sürekli dolu ve meşgul tutmaya çalışırsınız. Oruç tutar, namazlarınızı daha uzun kılar, secdede biraz fazla kalır, cennetin sürpriz ve dünyayı unutturacak güzelliklerini tefekkür eder, cehennemin dehşetini nazara alırsınız. Aynı zamanda nefsin kötülüklerine karşı Yâ Hafîz, Yâ Rahman, Yâ Rahîm, Yâ Nasîr, Yâ Mümît ismini istediğiniz zaman çekebilir, Cevşen’i günde bir kez bitirmeye çalışırsınız.

Pratik hayat açısından da alacağınız tedbirler vardır. Mesela mecbur olmadıkça dışarıya çıkmaz, iradi olarak bir erkekle ya da kadınla baş başa kalmaz, bakışlarınıza sahip çıkmaya çalışır, hayallerinize olumsuz duyguları getirmemeye gayret eder, içinde ne olduğunu bilmediğiniz yiyecekleri yememeye özen gösterirsiniz. Bir de eğer evli değilseniz hemen evlenmeye bakın.

Dünyada hiç bir dert dermansız değildir. Yeter ki kul, dermanı arayacağı kapıyı iyi bilsin. Kapı her zaman bellidir: Allah’a sığınmak. O’na yapılan sağlam bir teveccühle her şey hallolur. Bununla beraber sebeplere riayeti de ihmal etmemek gerekir. Evet, Allah’tan ümidinizi kesmeyin ve duayı dilden bırakmayın. Bazen yıllarca süren bir hastalık, sağlam bir teveccühle (Allah’a yönelmeyle) ve kuvvetli bir imanla bir anda iyileşebilir. Çünkü her şey Allah’ın elindedir. Şafi O’dur, Hafîz O’dur.

Abdest Alırken Vesvese Geliyor, Ne yapmalıyım?

Açıklama: Abdestte, gusül abdestinde ve namazlarımda sürekli vesvese yaşıyorum. Bundan dolayı da aynı şeyi defalarca yapmak zorunda kalıyorum. Bir çıkış yolu gösterir misiniz?

Siz ciddi bir vesveseye tutulmuşsunuz. Bir şeyin vesvese olduğunu bilmek, onu çözme konusunda önemli bir ipucudur. Vesvese şeytandandır. Nas suresinde şeytan vesvas olarak sıfatlandırılmıştır. Yani çok sinsi ve çok vesvese veren demektir.. Öncelikle şeytanın bu tarafını bilmek lazım. Düşmanın taktiğini bilmek, onu yenmenin en önemli yoludur. Şeytanın taktiği de, insanı şüpheye düşürüp vesveselendirmek, panikletmek ve normal şartlarda yapabileceği en kolay ibadetlerden bile insanı soğutmaktır. Şeytanın bu oyununa karşı sizin kullanacağınız taktik ise, “ehemmiyet vermemektir”. “Seni biliyorum ey şeytan, sen benim en azılı düşmanımsın ve beni Allahtan uzaklaştırmaya çalışıyorsun” deyip, geçmektir. Yani abdestinizi aldığınızda şüphe olursa, ehemmiyet vermeyeceksiniz, tekrar abdest de almayacaksınız. Yolunuza devam edeceksiniz. Gusülde ve namazda da aynı şey söz konusudur. Tekrar gusül almayacaksınız ve namazda çok iyi bildiğiniz bir hata yapmadıkça sehiv secdesi yapmayacaksınız. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Biriniz namazını dört rekât mı yoksa üç rekât mı kıldığında şüpheye düşerse, şüpheyi atsın ve yakinen (çok iyi) bildiğine göre davranıp namazını tamamlasın. Selâm vermeden önce de iki secde yapsın. Eğer beş kılmış ise bu secdeler namazına şefaatçi olur, eğer namazını tam kılmış ise bu secdeler şeytanın uzaklaştırılmasına vesile olur.” (Buharî, Sehv 6-7)

Dikkat ederseniz Peygamberimiz (s.a.s.), “şüpheyi atsın, kalbi neye yatıyorsa ona göre hareket etsin” diyor. Demek ki, o an şüpheyle uğraşmayacaksınız. Hemen kalbinizi şüpheden çevireceksiniz, en emin olduğunuz şeyi yapacaksınız. Namazım kabul olmadı diye de düşünmeyeceksiniz. Allah, rahmetiyle kabul eder. Fazlası şefaatçi olur, eksiği varsa Allah tamamlar onu. Her şey Allah’ın elinde. Şeytanın tuzağına düşmemek, oyununa gelmemek çok önemlidir ve Peygamberimiz (s.a.s.) de buna işaret etmektedir.

Aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Yaptığım şeyden emin olamıyorum ki, emin olduğumu yapayım veya emin olduğumla yetineyim? Evet, yaptığınız şeyden emin olamayabilirsiniz. Ama dinin size öğrettiği neyse onu uygulayın ve “Allah’ın izniyle olmuştur, tamam” deyin ve devam edin. Mesela, abdestte ayaklarınızı yıkadınız. Oldu mu acaba diye bir soru aklınıza geldiğinde hiç şüphe etmeyin. “Allah’ın emrettiği şekilde yaptım, parmaklarımı yıkadım, topuklarımı, ayaklarımın altını vs. yıkadım. Kuru kalmayacak şekilde yaptım ama kuru kaldıysa Allah onu affeder. Allah -haşa- çok  mu merhametsiz ki, böyle ufak bir şeyle beni cezalandıracak” diye kendi kendinize konuşun ve ibadetinizi tamamlayın.

Başlangıçta belki her abdestte, her namazda, bu ölçülerle kendinizi şartlandıracaksınız. İradenizi bizzat kullanarak “hayır, namazımı tam kıldım, abdestimi tam aldım” diyeceksiniz. Sonra zamanla inşallah vesveselerden kurtulacaksınız. Bu arada bol bol fatiha, felak ve nas surelerini okumayı da unutmayın.

Şeytanın vesvese vermesindeki sebeplerden biri, insanı ümitsizliğe düşürmektir. Yani, insan uğraşsın didinsin fakat bir türlü ibadetlere tam muvaffak olamasın, sonra da kulluğumu tam yapamıyorum diye Allah’ın rahmetinden ümidini kessin. İşte bu, en büyük tehlikelerden biridir. Zira, Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümidini keser. Mü’mine gelince o, yapabildiğini yapar yapamadığını, Allah’ın, rahmetiyle tamamlayacağını düşünür. Niyetin, amelden üstünlüğüne inanır. (C.Sağir, 3810) Amellerindeki boşlukları niyetiyle tamamlamaya çalışır ve hep Allah’a tevekkül eder. O’nun hakkında hep hüsnüzan besler. (Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikir 2, 19, 50)

Hasılı, vesveseye ehemmiyet vermeyin ve namazlarım kabul oluyor mu diye düşünüp üzülmeyin. Zira vesveseler önem verdikçe şişer, büyürler ve başa bela olurlar. Allah’a çokça dua edin ve ona tevekkül kılın.

Bir kez daha hatırlatalım: Felak, Nas, Fatiha, İhlas ve Ayete’l kürsiyi bol bol okumayı ihmal etmeyin. İnşaallah tez zamanda kurtulursunuz.

İşlerim namazıma engel oluyor, ne yapmalıyım?

Açıklama: Ben namaz kılmak, dinle diyanetle daha fazla ilgilenmek istiyorum ama çevrem buna müsait değil. Turizmci olduğum için sabahtan akşama kadar insanların içindeyim. İşe sabah başlayıp gece bitiriyorum. Bana ne tavsiye edersiniz?

Bir Müslüman’ın yaşamında din ve dünya dengesini tutturması oldukça önemlidir. Çünkü bunların her biri için yapması gereken birtakım vazifeleri vardır.  Hayatında dinî mükellefiyetler ne kadar yer tutacak, dünya meşgaleleriyle hangi ölçüde mübaşerette bulunacak ve bunları yaparken rıza-i ilahiye ne derecede muvafakat gösterebilecek. Evet bu dengeyi tutturabilmek de kişinin hayatını dinin ışığı altında düzenlemesiyle mümkün olacaktır. Yani kişi Kur’an ve Sünnette bu dengenin nasıl kurulduğuna bakacak ve bu vazifeleri yerine getirirken takınacağı tavrı ve davranışlarını da buna göre düzenleyecektir. Yoksa bu ölçünün vahyin aydınlık dünyasına uğramadan akıl ve mantıkla kurulmaya çalışılması kişiyi doğru bir sonuca götürmeyecektir. Zaten peygamberlerin gönderiliş gayelerinden birisi de bizlere bu yolu göstermek değil midir?

Allahu Teala bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: “Allah’ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî âhiret yurdunu mâmur etmeye gayret göster, ama dünyadan da nasibini unutma! (ihtiyacına yetecek kadarını sakla). Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilik et…” (Kasas Suresi, 28/77) Bununla Rabbimiz bize ifrat ve tefritten kaçınarak bu muvazenenin nasıl kurulabileceğini gösteriyor. Yani kişi ne papazlar ve ruhbanlar gibi bütün bütün dünyayı terkedip manastırlara çekilecek, ne de her şeyiyle dünyaya dalıp ona kul-köle olma sevdasına düşecek. Hayatının her karesinde dünyaya geliş gayesini düşünecek, dünyanın ahiretin bir tarlası olduğunu unutmayacak. Allah’ın değer verdiği şeylere o da değer verecek ve olmazsa olmazlarını buna göre düzenleyecektir. Yoksa sadece dünya için yaratılmış gibi fani ve kısacık olan şu dünya hayatı için bütün vaktini sarf edip, ebedî istirahatgâhı olan ahiret hayatı için hiçbir hazırlık yapmamak akıllıca bir iş olmasa gerektir.

Dinimiz çalışmaya da çok önem vermiş bu ve konuda Efendimiz’den bize bunu teşvik eden birçok hadisi şerif gelmiştir. Fakat kişinin rızkı için çalışıp çabalaması hiçbir zaman dinî vazifelerini yapmasına engel olmamalıdır. Yoksa en önemli iş terk edilerek tali derecede kalan işlerle uğraşılmış olur. Zaten ayette de verilen imkânların ahiret için kullanılması istenirken “dünyadan da nasibini unutma” deniliyor. Başka bir ayeti kerimede de Cenab-ı Hak insanları ve cinleri kendisine ibadet etmeleri için yarattığını ifade ediyor. Fakat hayatın devam ve temadisi için de çalışıp kazanma zorunluluğu vardır. İşte bu noktada bizler bu muvazeneyi Efendimizin hayatını kendimize rehber edinerek kuracağız.

Meselenin bir yönü de şudur. Dini yaşama hassasiyeti dini vazifeleri yerine getirme isteği vb. şeyler öncelikle kişinin bunların lüzumuna inanması ve meseleyi önce kafada bitirmesiyle alakalıdır. Sizin sorunuza bakılırsa zaten bunun ızdırabıyla bu soruyu sorduğunuz anlaşılıyor. İkinci olarak ise bu istek ve arzunun bir sistem olarak hayatın her alanına uygulanması gelir. Yani hayatını dinin emir ve yasaklarına hassasiyetle uyarak sürdürmek ve hayatında buna engel olabilecek maniaları def etmek veya dini yaşamaya uygun hale getirmek. Esas olarak dinin insana yüklediği mükellefiyetlere bakıldığında bunların yerine getirilmesinin insanı zora sokacak bir meşakkat olmadığı anlaşılır. Zaten dinimiz, genel olarak ruhunda “kolaylık” ve “uygulanabilirlik” prensiplerini taşımaktadır. Mesela soruda işlerinizin yerine getirmenize imkân tanımadığı namaza baktığımızda; insanın yirmi dört saatinden bir saatini ayırmasıyla yerine getirilebilecek bir ibadet olduğu görülecektir. Yani bir mü’min abdest ve diğer hazırlıklarla beraber bir saatini ayırdığında dinimizin direği olan ve Kur’anda yüzden fazla yerde zikredilen ve ibadetlerin genel olarak mücessem bir kılıfa bürünmesi diyebileceğimiz namaz ibadetini rahatlıkla yerine getirebilir. Zaten genelde sabah, akşam ve yatsı namazları mesai saatlerinin dışında kılınabilmektedir. Öğle ve ikindi de önceden iyi bir hesaplamayla uygun vakitler bulunarak eda edilebilir.  Yoksa bir Müslüman için namazlarını terk etmesine mazeret olabilecek hiçbir iş ve uğraş söz konusu olamaz. Zira Kur’anda savaş sırasında bile namazın kılınması emredilerek bunun nasıl olacağı uzun uzun zikredilmiştir.

Son olarak şunu söyleyebiliriz; bizim öncelikle farzları yerine getirmede ihmalkâr davranmamamız gerekir. Bunun için işimizi ibadetlerimize göre tanzim etmeliyiz. Biz bu hususta yeterli çabayı gösterirsek elbette Allah da elimizden tutacak ve bize bir çıkış yolu ve kolaylı bahşedecektir inşaallah.

Namaz kılmak istiyorum fakat kılamıyorum zor geliyor, ne yapmalıyım?

Açıklama: Ben 26 yaşında hala namazını oturtamayan biriyim. Bir türlü kılamıyorum.. Abdestimi alıyorum fakat kılamıyorum.. ya da onu da almak bana çok zor geliyor. Kılmadığım namazların vicdan azabını kat kat çekiyorum ama bir türlü kalkıp kılmıyorum. Çevremdekilere kıldım diye yalan söylüyorum, çok utanıyorum ama engelleyemiyorum.. Kendimi zorluyorum olmuyor. Ne yapabilirim? Allah aşkına bana bir yol gösterin. 20 gün kıl oturur dediler ama oturmuyor. Bir namazı kılıyorum, kılacağım hepsini diyorum, kazalarımı da kılacağım diyorum ama olmuyor. Sizden yardım istiyorum.

Bütün iş ve amellerimizde olduğu gibi bu konuda da irade başlangıçta çok önemli bir dinamiktir. Evet, irade kullandıkça güçlenen, güçlendikçe de yeni işlere, amellere yönelen bir varlıktır. Bu yönüyle aküye benzetebiliriz iradeyi. Akü durdukça boşalır, çalıştıkça da dolar. Dolayısıyla ben şu işi yapamıyorum, başaramıyorum diyen bir insanın yapacağı en kestirme ve kesin çare, iradesini o yönde zorlamasıdır. Elbette daha sonra da işler mutlaka yine iradeyle devam ettirilecektir ama bilhassa başlarda iradenin hakkını vermek, onu zorlamak; Allah’ın inayetine, yardımına bir davetiye gibidir. Allah, kuluna bakar; o iradesini kullanıyorsa ve niyeti de güzelse onu iyi yöne sevk eder, içine ilham verir ve amelinde muvaffak kılar. Bu yüzden öncelikle yapılması gereken şey, sürpriz ve sihirli bir çözüm beklemek değil  iradenin mahiyetini iyi bilip ona yüklenmek ve onu sistemli şekilde kullanmaktır. Bunu yaparken, Allah’ın insanın mahiyetine koymuş olduğu diğer bazı dinamikler de kullanılabilir. Mesela yaratılanlar üzerinde tefekkür etmek kalbin cilasıdır, onu parlatır. Parlayan kalp iradeye destek verir. Mesela inat duygusu, iradeyi desteklemede kullanılabilir. Yani insan şeytana ve nefsine karşı inatla namazını kılmayı sürdürebilir. Yine mesela cennete olan şevk, insanı ibadete sevk edebilir. Mesela içinde bulunulan ihtiyaçlar, onları büyük bir makama arz etme ve çözüm bekleme duygusu, insanı namazda Allah’ın huzuruna varıp O’na arz-ı ihtiyaçta bulunmaya zorlayabilir.. vs. İnsan kendisine verilen olumlu ve olumsuz yöndeki duygularının hepsini namaz kılmak için kullanabilir. Tabi bunları yapabilmek bir taraftan da okumayı gerektirir. Bu yüzden namazla alakalı bir dizi okuma gerçekleştirmenizi tavsiye ederiz. Şu eserleri okuyabilirsiniz:

Bediüzzaman Hazretleri’nin Sözler adlı eserindeki Dördüncü Söz, Dokuzuncu Söz, Yirmibirinci Söz’ün birinci makamı

Bir NT mağazasına gittiğinizde ya da kitapkaynagi.com adresine girdiğinizde bulabileceğiniz kitaplardan bazıları:

1. 5 Vakit 4 Aşir (Namazlardan Sonra Okunan Âyetlerin Tefsiri)

2. Namaza Dikkat

3. Hayat Kaynağımız Namaz

4. İlk Namaz (Ömer Seyfettin Serisi -2)

5. Genç İnsan ve Namaz

6. İlk Namaz

7. Soru-Cevaplı Namaz İlmihâli (Cep İlmihâli Serisi)

8. Asr-ı Saâdet’ten Günümüze Namaz Aşıkları

9. Dinin Direği Namaz

İbadetlerimden zevk alamıyorum, ne yapmalıyım?

Kulluk, esas “yapmam gerekiyor” duygusu, inancı ile yapılandır. Zevk, işin beklenmeyen ve hedeflenmeyen neticesidir. İbadet, imanı besler. İman ise ebedi hayatı kurtarır, cennete, Cemalullah’a ulaştırır. Böyle çok pahalı bir neticeyi, cennetten kovulan şeytan ve onun maşası olan nefs-i emare elbette istemeyecek ve insanı en büyük şeref olan kulluktan alıkoymaya çalışacaktır. İşte burada yapılacak şey her şeye rağmen ibadete ve kulluğa devam etmektir.

İbadetler zevke ve isteğe bağlanmaz/bağlanmamalı. Fakat hedef hep iştiyakla ibadete, ibadetlerin başı olan namaza koşmak olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için de, ne olursa olsun ibadetlere devam edilmelidir. Devam ede ede ibadet bir gün insanın tabiatıyla bütünleşir ve artık insan ibadetlerdeki en ufak bir kusuru bile çok büyük bir eksiklik olarak duymaya başlar. Allah yardımcımız olsun.

Namazlarımdan hiç zevk almıyorum, ne yapmalıyım?

Başta, namaz zevk almak için kılınmaz. Zevk istenmez, bazen Allah tarafından verilir. Önemli olan, namazı Allah emrettiği için, O’nun huzurunda olma şuuruyla kılmaktır.

Namazı duyarak şuurluca kılmak için şunları deneyebilirsiniz:

Allah’ın huzurunda olmak,

Veda namazı şeklinde kılmak (Yani son namazınızmış gibi),

Halinizi Allah’a arz eder gibi kılmak,

Allah’ı takdir ederek, icraatlarına hayran kalarak kılmak,

Allah’ı severek, Seni seviyorum diye düşünerek kılmak,

Yeni ezberlediğiniz yerleri okuyarak kılmak,

Uzun sure ve ayetler bilmeseniz de kısa ayetleri peşpeşe okumak suretiyle namazı uzatarak kılmak.

Bunların dışında namazla alakalı kitaplar, risaleler ve kıssalar okuyun. Bugün her tarafta bunlardan bulabilirsiniz.

Kadınlara karşı fazla zaafım var. Kendime hâkim olamıyorum, ne yapmalıyım?

Evlenmek için yaşınız müsaitse, yani meselâ üniversiteyi bitirmişseniz, ya da çalışan biriyseniz hemen evlenin. Böylece geç evlenmenin açtığı gediklere meydan vermemiş olursunuz.

Bu işin sihirli formülü yoktur. En kestirme ve kesin çözüm, harama bakmamaktır. Bunun için iradenizi zorlayacaksınız. İrada zamanla kuvvetlenir, kendinizi daha kolay alıkoyarsınız. Hem iradî olarak bakmamakla ayrı zevk gelir insana. Bu zevk, bir kadına bakmanın zevkinden kat kat daha fazladır. Nitekim hadîs-i şerifte öyle buyruluyor, iman zevki vaad ediliyor.

Oruç tutmaya, aç kalmaya çalışın. Günlük yemeğinizi iki öğüne düşürmeye çalışın.

Cehennemi tefekkür edin.

Bakmanın neticesinde yaşadığınız/yaşayacağınız sıkıntı ve pişmanlıkları düşünün. Aynı sıkıntılara maruz kalmayı göze almanın ne kadar büyük cahillik ve aldanmışlık olduğunu hesaba katın.

Allah’ın yarattığı diğer güzelliklere dikkat kesilin. Bir çiçeğin bir ağacın bir dağın bir kuşun güzelliğini tefekkür edin. Kadına bakmaktan zevk aldığınız zamanlara göre daha farklı bir hal hissedeceksinizdir.

Bakıp da ne oluyor ki, baktığın senin mi oluyor, eline ne geçiyor diye nefsinize bir sille vurun.

Teheccüde kalkın ve secdede dua edin.

İnşaallah iradenizin hakkını verirseniz, Allah’ın izniyle kurtulursunuz.

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz