Doğum Kontrolü Üzerine

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

İslâm’da neslin çoğalması esastır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):

تَناكَحُوا تَكْثُرُوا فإنّي أُبَاهي بِكُمُ الْأُمَمَ يَوْمَ الْقِيامَةِ

“Evlenin çoğalın, ben kıyamette diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.”[1] buyurur. Tabii ki burada kendileri ile iftihar edilecek nesiller, imanlı ve topluma faydalı olan nesillerdir. Neslin çoğalması için ise evlenmek şarttır. Evliliğin dışındaki beraberlikler gayrimeşrûdur ve büyük günahlar içerisinde değerlendirilmiştir.

Doğum kontrolü denilince akla gelen ilk şey, çocuğun olmasını ve dolayısıyla nüfusun artmasını engellemektir. Bu mesele, insanlık tarihi boyunca ele alınmış ve her zaman çeşitli yollara başvurulmuştur. Yirminci yüzyılda bu konu, dünyanın gelir kaynaklarının artan nüfusa yetmeyeceği bahanesiyle daha ziyade batı tarafından ortaya atılmasına rağmen, enteresandır ki batıdan daha çok doğu ülkelerinde ve az gelişmiş memleketlerde uygulanır hâle gelmiştir. Batıda bugün nüfus artışı teşvik edilirken ve ailelere ciddi manada maddî destek sağlanırken, doğu ülkelerinde ve az gelişmiş bölgelerde doğum kontrol metotlarının uygulanması ve bu mevzuda ısrar edilmesi, Müslümanların meseleye daha şuurlu yaklaşmasını gerektirmektedir. Biz öncelikle, doğum kontrolünde kullanılan metotları üç ana başlık hâlinde ele alacağız:

1- Azil

2- İlaç ve benzeri şeylerle döllenmeyi engelleme

3- Kürtaj

Azil

Azil, boşalma anında erkeğin, meniyi dışarı akıtması demektir. Bu yöntem, Câbir b. Abdillah’tan (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü zamanında yani Kur’ân inmeye devam ederken yapılıyordu ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu yasaklamıyordu.[2] Hatta Yahudilerin, azli, gizli bir cinayet olarak yorumladıkları Efendimiz’e iletildiğinde Efendimiz (aleyhissalâtu vesselam):

كَذَبَتْ يَهُودُ لَوْ أَرَادَ اللّٰهُ أَنْ يَخْلُقَهُ مَا اسْتَطَعْتَ أَنْ تَصْرِفَهُ

“Yahudiler yalan söylüyorlar; Allah Teâlâ yaratmayı dileseydi sen onu önleyemezdin.”[3] buyurmuştur. Bir savaşta Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) azl yapıp yapamayacaklarını soran sahabeye Efendimiz:

لَا عَلَيْكُمْ أَنْ لَا تَفْعَلُوا

“Size yapmamak gerekli değildir (yapılabilir).”[4] şeklinde cevap vermiştir. Bunun yanı sıra, cariyesiyle münasebette bulunmak istediğini fakat hamile kalmasını arzu etmediğini belirten birisine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):

اِعْزِلْ عَنْهَا إِنْ شِئْتَ

“İstersen azil yap.” buyurmuştur.[5] Hanefî mezhebi, bu tür rivayetlere bakarak azli câiz görmüşlerdir.

Bu rivayetlerin dışında bir de Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselam) azle taraftar olmadığını belirten şu rivayet de vardır: Ebû Said el-Hudrî (radıyallahu anh), Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) bir savaş sırasında azil yapmanın doğru olup olmadığını sorduklarını Efendimiz’in de (sallallahu aleyhi ve sellem):

لَا عَلَيْكُمْ أَنْ لَا تَفْعَلُوا مَا كَتَبَ اللّٰهُ خَلْقَ نَسَمَةٍ هِيَ كَائِنَةٌ إِلٰى يَوْمِ الْقِيَامَةِ إِلَّا سَتَكُونُ

“Bana kalırsa onu yapmayın, zira Allah’ın takdir ettiği kıyamete kadar gelecek nesil, behemâl gelecektir. Allah olacak demişse olacaktır.”[6] buyurduğunu nakleder. Bu ve benzeri rivayetlerden hareketle, Hanefîlerin dışındaki üç mezhep, azle tedbirli yaklaşmışlar, kimileri mekruh demişler, kimileri de mekruha yakın bir hükme sahip olduğunu belirtmişlerdir. Ancak, hemen bütün imamlar, azlde, kadının izninin gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir.

ذٰلِكَ الْوَأْدُ الْخَفِيُّ

“Azil gizli ve’ddir. (Yani, doğmuş kız çocuğunu diri diri gömerek öldürmenin üstü örtülü bir çeşididir.)”[7] hadis-i şerifine gelince, Hanefî fıkıhçı ve hadisçilerinden Tahavî’nin belirttiğine göre bu hadis önceki hadislerle neshedilmiş, yani hükmü kaldırılmıştır. Hz. Ali Efendimiz’in (radıyallahu anh) bu hükmün kaldırıldığına dair rivayeti İbn Abbas (radıyallahu anh) tarafından teyid edilmiş, Hz. Ömer (radıyallahu anh) tarafından da kabul görmüştür.[8]

Azle dair rivayetleri, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) nikâhlanmaya ve neslin çoğalmasına dair yapmış olduğu teşviklerle beraber değerlendirince azlin tamamen serbest bırakılmadığı, özel bir teşvikin söz konusu olmadığı, ancak zaruretten dolayı ve takati aşan durumlarda azlin tavsiye edildiği anlaşılmaktadır. Öyleyse netice olarak diyebiliriz ki İslâm’da esas olan nikâhlanıp çoğalmak, çoğalıp güzel nesiller yetiştirmektir. Ancak değişik şartlardan ve bazı zaruretlerden dolayı azil, doğum kontrolünde Müslümanlar için meşru bir çaredir ve en güvenilir metottur. Azli gerçekleştirirken de hanımın müsaadesini almak şarttır. Aksi durumda azlin câiz olmayacağı hususunda ittifak vardır zira kadının, yakınlıkta kendine ait bir zevki vardır. Azil, bu zevki kısmen de olsa azaltmaktadır.[9]

Azle Benzer Hususlardan Bazıları

Günümüzde kullanılan bazı tedbirler, azil çerçevesinde değerlendirilebilir. Kadınların taktırdığı spiraller, erkeklerin kullandığı prezervatifler vs. Bu metotlarda dikkat edilecek üç husus vardır:

Birincisi, bu metotlar, anne rahmine düşmüş cenini düşürücü değil, spermin yumurtayla buluşmasını engelleyici olmalıdır çünkü sperm ve yumurtanın birleşmesi, ceninin oluşmaya başlaması manasına gelir ki bu safhadan sonra onu aldırmak, öldürmek veya düşürmek haramdır.

İkincisi, sağlığa zararlı olmamalıdır. Bunun için doktorlara müracaat edilmesi gerekir.

Üçüncüsü ise zaruret olmadan, haram yerlerini görmemesi gereken insanlara göstermemektir. Burada zaruretlere göre hareket edilmesi icab eder. Kullanılan bütün metotları saymak sözü çok uzatacağından sadece en çok müracaat edilen iki hususa temas edeceğiz:

Spiral Taktırma

Spiral, rahim içi araç (ria) da denilen bir alettir. Bakır ya da plastikten olur. T harfi şeklindedir ve âdet günlerinin üç veya dördüncü gününde rahime yerleştirilir. Spiral, spermin rahime girip yumurtayla buluşmasını engeller. Yani ceninin düşmesini değil, oluşmamasını sağlar. Dolayısıyla spiralle döllenmeyi engelleme, kürtaj değildir. Kürtaj ise döllenmiş ceninin düşürülmesi veya aldırılması demektir fakat bununla beraber spiralin, ceninin düşmesine sebep olduğunu söyleyenler de vardır. Eğer böyleyse, elbette spiral taktırmak caiz değildir. Bu açıdan spiral taktıracakların, doktordan detaylı bilgi almaları yerinde olur.

Spiral taktırmayı azil yöntemlerinden biri olarak kabul edebiliriz zira azlde olduğu gibi spiralde de spermin yumurtayla buluşması engellenmektedir. Ancak, spiral taktırmanın bir katî bir de muhtemel mahzuru vardır. Katî olan mahzuru, spiral taktırırken haram olan yerlerin görünmesi/gösterilmesidir. Spirali kadının ya kendisi takar ya da bir başkası. Kendisi veya kocası takabilirse mahzur ortadan kalkar. Başka birine taktırırsa, burada harama bakma ve mahrem yerini nâmahrem birine gösterme günahı vardır. Hele spirali takan şahıs erkek doktor olursa, günah daha da artar.

Muhtemel mahzuru ise sağlık açısındandır zira spiral, her kadında olumlu neticeyi doğurmayabilir. Âdet kanamalarının düzensizliğine, aşırı ağrılara ve kramplara sebebiyet verebilir. Rahimden içeri doğru kayabilir. Ayrıca spiral, az da olsa döllenmiş yumurtayı bozabilmektedir.

Spiralin olumlu yönleri ise hamileliği engellemede önemli bir metot olması, en az 3-4 yıl değiştirilmeden kullanılabilmesi ve eşler arası yakınlaşmaya mâni olmaması şeklinde özetlenebilir. Netice itibarıyla diyebiliriz ki azil ile korunabilenler, ciddi bir zaruret yoksa spiral kullanmamalıdırlar. Bütün bunlara rağmen spiral kullanmak isteyenler ise bunu en azından kadın doktora taktırmalı ve sağlık yönünden takibini mutlaka yapmalıdırlar.

Prezervatif Kullanma

Erkeklerin tenasül uzvuna taktıkları kauçuk ve benzeri şeylerden yapılmış bir alet olup, hamileliğin engellenmesi adına en güvenilir metotlardan biridir. Yan tesiri ve mahremiyet açısından spirale göre daha mahzursuzdur. Ancak birleşmedeki hazzı azaltmaktadır.

İlaç ve Tüpleri Bağlatma Gibi Metotlarla Döllenmeyi Engelleme

Bunun iki çeşidi vardır: Birincisi, döllenmeyi tamamen engellemesi (bu tam kısırlık manasına da gelebilir); ikincisi, kısmen engellemesi (geçici kısırlık).

Bu uygulama hem erkekte hem de kadında söz konusu olabilir. Alınan ilaçlar, anne rahmindeki aşılanmaya mâni olur veya ilacı erkek alıyorsa spermlerin oluşmasını engeller. Azle benzer uygulamalarda bahsettiğimiz şartlar burada da geçerlidir. Yani, bu ilaçlar eğer rahme düşmüş canlıyı öldürücü, düşürücü bir tesir icra ediyorsa bu kürtaj manasına gelir ve haramdır fakat sperm daha rahime düşmeden, ilaçlar onun düşmesini engelliyorsa bu câiz olabilir. Câiz olabilir diye şüpheli konuşuyoruz zira ilaçların, anneye ve anne rahmine ne gibi tesirleri olur onu bilemiyoruz. Buna hassas ve uzman doktorların karar vermesi lazım. Rahmi tahrip eden, sağlığı bozan ilaçları tecviz etmek mümkün değildir.

İlaç almak suretiyle yapılan muamele, eğer döllenmeyi ömür boyu engelleyen bir uygulamaysa bu, kısırlaştırma ve dolayısıyla yaratılışı değiştirme manasına geleceğinden câiz değildir zira Allah (celle celâluhû), insanı çoğalma kanununa tâbi olarak yaratmıştır. Allah tarafından başımıza imtihan olarak verilmiş olup sebebini bildiğimiz ya da bilemedğimiz bir hastalık yaşamadıktan sonra insanın kısırlığa teşebbüs etmesi fıtrata ters olacağı için câiz değildir. Ayrıca tıbben çok kabul edilmese de ilaçlardan sonra uzun süre veya tamamen çocuksuz kalındığı da müşahede edilebilmektedir.

Bir çeşit kısırlaştırma metodu olan ve tüplerin bağlanması diye bilinen, hem erkek hem de kadında yapılan bu uygulama da bahsedilen çerçeveye girdiği için câiz görülemez zira burada fıtrata müdahale vardır. Her ne kadar kadının izni dâhilinde rahim tüplerinin bağlanmasına cevaz verenler olsa da çoğunluk âlimlerimize göre bu da câiz değildir. Sahâbe Efendilerimiz’den bazıları kendilerini iğdişleştirmek üzere Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) izin istemişler, fakat Efendimiz (aleyhissalâtu vesselam) izin vermemiştir. Kaldı ki bu tür uygulamaların geri dönüşü de yoktur. Yani tekrar çocuk sahibi olmak istediklerinde bağlatılan tüplerin açılması ve eski hüviyetine kavuşturulması özellikle Türkiye şartlarında imkânsız gibi bir şeydir. Sezaryenli doğumlardan sonra hayatî tehlikeden dolayı rahimi bağlatmaya teşebbüs edenler bunu mutlaka dindar/dine saygılı ve sahasında uzman bir doktora sormalıdırlar zira zannedildiği gibi sezaryenli üçüncü doğumdan sonraki doğumların zorlaştığı kanaati doğru değildir. Bazı doktorlar bunun geçerli olmadığını bir kadının sezaryenle üçten fazla doğum yapabileceğini ifade etmektedirler.

Kürtaj

Kürtaj, anne rahmindeki ceninin kasten düşürülmesi veya alınması manasına gelir. Cenin, hamileliğin ilk gününden itibaren hâmile kadının rahmindeki bebektir. Bu konuyu sitemizde müstakil bir başlık hâlinde ele alındığı için oraya havale ediyoruz.

Netice

Dünya kaynaklarının, artan nüfusa yetmeyeceği gibi bizim inancımıza ters bir sebepten dolayı ortaya atılan doğum kontrolü meselesi, maalesef ülkemizde ve Müslümanların yaşadığı coğrafyada benimsenmiş durumdadır. Hâlbuki biz inanıyoruz ki Allah yerlerin ve göklerin sahibidir. O (celle celâluhû), “ol” dediği zaman her şey olur, “öl” dediği zaman da her şey ölür. Gökten yağmuru indiren O olduğu gibi yerden sebze ve meyveleri bitiren de O’dur. Aynı şekilde dağları yaratan, o dağların içine daha gün yüzüne çıkmamış madenler saklayan, denizleri var edip oralarda gazı, petrolü depolayan O’dur. Yine rüzgârı estiren O olduğu gibi rüzgârdan enerji elde etme imkânını bahşeden de O’dur. Bütün bunlar, bizim rızık endişesine kapılmamamız için yetmez mi? Nitekim Rabbimiz bizzat kendisi rızık konusunda bize garanti veriyor ve buyuruyor ki: “Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, çünkü sizin de onların da rızkını veren Biz’iz.”[10], “Fakirliğe düşme endişesi ile evlatlarınızı öldürmeyiniz! Onların da sizin de rızkınızı veren Biz’iz, Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir günahtır.”[11] Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çoğalmamızı teşvik ettiği, Rabbimiz de rızık garantisi verdiği hâlde, bizim bu konuda başka felsefe ve ideolojilerin oyununa gelmememiz gerekmez mi?

Doğum kontrolü çığırtkanlığıyla hümanistlik kılıfına bürünenler ve güya insanlığın geleceğini düşündüklerini söyleyenler, eğer Afrika gibi yerlerde açlıktan ölen insanların hâlini, kendi davalarına bir delil olarak gösteriyorlarsa, meseleyi çarpıtıyorlar demektir zira oradaki insanlar açlıktan ölmüyor. El ve avuçlarındaki bütün yeraltı ve yerüstü zenginlikler batılılar tarafından sömürüldüğü ve yerli halk perişan vaziyette bırakıldığı için ölüyorlar. Orada yerin altında elmas, altın ve petrol yatakları vardır fakat sömürgeci batılı devletler bu yatakları ele geçirmiş ve yerli insanların bu zenginliklerden istifade etmesinin önüne geçmişlerdir. Öyleyse, Afrika insanının dramı, doğum kontrolünün gerekliliği için bir gerekçe değil, tam aksine batının sömürgeci yüzünün görülmesi için önemli bir delildir.

Doğum kontrolü meselesi, ülkemize ve doğu coğrafyasına bu bahaneyle girmiş fakat bu bahane bir yere kadar tesirli olmuştur. Daha fazla tesir edebilmesi için ise çok farklı ve sinsi oyunlarla Müslümanlar ve diğer din mensupları bu işe inandırılmıştır. Bular arasında; annenin sağlık ve güzelliğinin öne çıkarılması; özgür yaşama yani karı-kocanın çocuksuz beraberliğin keyfini çıkarma fantezisi; nikâhsız beraberliğin özendirilerek bunun medya vasıtasıyla reklam edilmesi; çok çocuklu aile olmanın doğulu milletlere has olduğu şeklindeki aşağılık kompleksinin aşılanması ve çocuk yetiştirmenin zor olduğu gerçeğinin tamamen bir korku hâline getirilmesi gibi sinsi oyunlar sayılabilir. Tabii bütün bunlardan etkilenmenin temelinde de dinimizi iyi bilmememiz, çocuğun ve ailenin manasının tam anlaşılamaması, Allah ve Resûlü’nün çocuğa verdiği değerin idrak edilememesi gibi sebepler yatmaktadır.

Öyleyse biz, Müslümanlar olarak, kendi değerlerimize sahip çıkalım, çok nüfuslu ailenin güzelliğini idrak edelim, yuvamızı cıvıl cıvıl cennet bahçesi hâline getirelim. Çocuk yetiştirmenin zorluğunu baştan kabul ederek, şuurlu şekilde nesillerimize eğilelim. Bunu yaparken de tevekkülü elden bırakmayalım. Allah’a itimad edip sa’ye sarılalım ve inşaallah Allah Resûlü’nü memnun edecek göz nuru ve gönül aydınlığı nesiller yetiştirmeye çalışalım.


[1] Abdurrezzâk, Musannef, 6/173; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, 16/276.

[2] Buhârî, nikâh 96; Müslim, nikâh 136.

[3] Ebû Dâvûd, nikâh 48.

[4] Müslim, nikâh 128-131.

[5] Müslim, nikâh 134.

[6] Buhârî, nikâh 96; Müslim, nikâh 125.

[7] Müslim, nikâh 141.

[8] Tahâvî, Şerh-u Meâni’l-Âsâr, 3/405.

[9] Kâsânî, Bedâiu’s Sanâi.

[10] En’am Sûresi, 6/151.

[11] İsrâ Sûresi, 17/31.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

53|38|Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü sırtlamaz.
Sura 53