Peygamber Efendimizin (s.a.s) şefaati nasıl anlaşılmalıdır?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Açıklama: Cenabı Allah, İnfitar suresinin 19. ayetinde kendisinden başka kimsenin şefaat edemeyeceğini bildiriyor. Bu ayet çerçevesinde Peygamber Efendimizin (s.a.s) şefaati nasıl anlaşılmalıdır?

Bahsedilen ayette “O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı bir gündür. O gün buyruk yalnız Allah’ındır” buyrulmaktadır.

Bu ayette anlatılmak istenen şu şekilde açıklanabilir:  O gün hiçbir kimse başkası için bir fay­da sağlayamaz, kimse kimseyi koruyamaz; herkes kendisini düşünür ve kendi der­diyle uğraşır. Herhangi bir zararı dokunabilir endişesiyle çoluk çocuğundan ve ya­kın akrabasından dahi kaçar. Allah izin vermedikçe hiçbir şefaatçi şefaat edemez. O gün iş Allah’a kalmıştır. O dilediği gibi tasarrufta bulunur, kimseye -dünyada verdiği gibi- tasarruf yetkisi vermez.

Bu ayette vurgulanmak istenen o gün kimsenin şefaat edemeyeceği değil o günün dehşetli bir gün olduğudur. Çünkü kıyamet gününde şefaatin olacağı ayet ve hadislerle kabul edilen bir gerçektir.

Ahirette şefaatin olacağı Kitap ve Sünnetle sabittir:

Peygamber, velî, şehid ve bildikleri ile amel eden imanlı âlimler ve kâmil mü’minler gibi Allah’ın müsaade ettiği, rızasına mazhar olmuş, nezdinde bir değer ve yakınlığa erişmiş kimselere şefâat etme izni verilebilecektir (Bakara Suresi, 2/255; Yûnus Suresi, 10/3; Meryem Suresi, 19/87; Tâhâ Suresi, 20/109; Zuhruf Suresi, 43/86).

Peygamberler ve diğer şefâatçıların şefâatları, Allah’ın râzı olacağı ve haklarında şefâat edilmeğe izin verdiği kimseler hakkında olacaktır (Enbiyâ Suresi, 21/27-28; Duhân Suresi, 44/41-42; Buharî, Cihad 189; Müslim, İmare 6).

Kâfirler için şefâat kapıları kapalıdır (Bakara Suresi, 2/48, 123, 254; Nisâ Suresi, 4/116; A’râf Suresi, 7/53; Mü’min Suresi, 40/18; Secde Suresi, 32/4; Zümer Suresi, 39/44; Müddessir Suresi, 74/48; İnfitâr Suresi, 82/19). Peygamberler bile kâfirlere şefâat edemeyeceklerdir. Kâfirler layık oldukları cezâlarını çekeceklerdir. Hz. İbrahim’in (a.s) -âhirette babası ile karşılaştığında- onun için hiçbir şefaatte bulunamaması, Allah’tan “Kâfirlere ben cenneti haram kıldım ” cevabını alması da buna delâlet eder (Buharî, Tefsir, 26). Bu konuyla ilgili olarak (bkz. Buharî, Enbiya 8; Tefsir 6; Rikak 45, 53; Müslim, Fedâil 9). Yalnız Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadisinde, şefaati sebebiyle amcası Ebû Talib’in ateş çukurunun topuğuna kadar gelen yerinde bulunacağını söylemiştir (Buharî, Meğazi 73; Müslim, İman 90). Bu da sadece Resûlullah’a tanınan bir şefâat hakkı olsa gerektir. Çünkü Ebû Talib, Rasûlüllah’a pek çok yardım ve iyiliklerde bulunmuştur.

Peygamberlerin şefaati: Âhirette peygamberlerin hepsine mü’minlere şefâat etme hakkı tanınmıştır. (Buhârî, Rikak 45; Tevhid 33; Müslim, İman 81; Ebû Dâvûd, Cihâd 26; Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/94 vd. 325, 5/43; Tirmizî, 2/66).

Her peygamber kendi ümmetine şefâat edecektir (Buhârî, Tefsir Sûre 18). İnsanlar muhakeme olunmak için mahşerde toplandıklarında, peygamberler, “Allah’ım selâmet ver, Allah’ım selâmet ver” diye duâ edeceklerdir (Buhârî, Rikak 52; Müslim, İman 81). Peygamberlerin ve Peygamber Efendimizin şefaati “Şübpesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasının (şirk koşulmasının) günahını yarlıgamaz. Ondan başka dileyeceği kimsenin günahını mağfiret eder” (Nisâ Suresi, 4/116) âyetinin hükmünce, Allah’ın izniyle mü’minlere şamil olabilecektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) hadislerinde büyük günah işleyenler de dâhil, mü’minlerin şefaatine nail olacaklarını söylemiştir (Buhârî, Rikak 51; Ebû Dâvûd, Sünnet 20).

Peygamberler içinde ilk defa şefâat edecek ve şefaati kabul olunacak peygamber, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir. (Müslim, Fadâil 2). Âhirette Efendimizin (s.a.s.) bu ilk şefaati, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umûmî ve büyük şefaattir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) birçok hadis kitaplarında zikredilen bu büyük şefaatinin (eş-Şefâ’atü’l’uzmâ) ana hatları şöyledir: Allah, insanların hepsini düz ve geniş bir sahâda hüküm ve hesap için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına, “Size erişen şu fâciayı görmüyor musunuz? Rabbinize size şefâat edecek birisine gidiniz” derler. Sırasıyla Âdem (a.s), Nûh (a.s), İbrahim (a.s), Mûsâ (a.s) ve İsâ (a.s) peygamberlere gelirler. Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet Hz. İsâ, onları Efendimize (s.a.s.) gönderir. O vakit Efendimiz (s.a.s.) Arş’ın altında secdeye kapanır. Allah ona secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder. O Allah’a hamdettiği sırada “Başını kaldır, iste, verilir. Şefâat eyle şefaatin kabul olunur” cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra Efendimiz’in şefaatiyle imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır. Resûlullah, bir kaç defa daha secdeye kapanarak Allah’a hamd ve dua eder. En nihayet onun şefaatiyle, Allah’ın izin ve takdiri dâhilinde mü’minlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır. İşte Peygamber Efendimizin (s.a.s) haiz olduğu bu şefâat makamı “Makâm-ı Mahmûd”dur (İsrâ Suresi, 17/79; Buhârî, Tevhid 24; Müslim, İman 84).

Peygamber Efendimizin şefaatiyle hesaba ve sorguya çekilmeden Cennet’e girecekler de olacaktır (Buhârî, Tefsir 18; Müslim, İman 84).

Cennet’te derecelerin artırılması için ilk şefâat edecek peygamber, Peygamber Efendimizdir (s.a.s). Bunu beyan eden hadisi şeriflerinde Efendimiz (s.a.s) şöyle buyururlar: (Cennet’te insanların ilk önce şefâatte bulunanı benim” buyurmuştur (Müslim, İman 85).

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

47|6|Ve onları, kendilerine tanımlamış olduğu o cennete koyacaktır.
Sura 47