Kur’an, Efendimiz’e bir rahip veya birtakım kişiler tarafından mı öğretildi?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Bu, Kur’ân’a karşı modern oryantalistlerin de ileri sürdüğü bir itirazdır fakat tuhaftır ki, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hiçbir çağdaşı, kendisine karşı böyle bir itirazda bulunmamıştır. Söz gelimi hiç kimse Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) çocukken rahip Bahira ile karşılaşıp ondan dînî bilgiler aldığını söylememiş, yine hiç kimse, seyahatlerinde Hıristiyan rahip ve Yahudi rahiplerinden bilgiler edindiğini iddia etmemiştir.

Sonra, O tüm bilgiyi daha 25 yaşında iken Bahira’dan ve 25 yaşında iken yaptığı diğer seyahatlerde almışsa, neden o zaman değil de 40 yaşında peygamberlik iddiasında bulunmuştur? O, hiçbir zaman memleketinden ayrılmamış ve yıllarca aynı şehirde halkının içinde yaşamıştır. Bu yüzden, Mekkeliler ona böylesine saçma ve asılsız bir ithamda bulunamıyorlar ve itirazlarını peygamberlik öncesiyle değil, peygamberliği zamanıyla ilgili olarak yapıyorlardı.

Yaptıkları bu asılsız ithamlar da herhangi bir dayanaktan yok- sundu. Eğer ithamlarında herhangi bir gerçeklik olsaydı, bunu yaparlardı. Söz gelimi, yardım ettiklerini ileri sürdüklerinin evlerine ve Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) evine sık sık baskınlar yapıp bu “aldatma” da kullanılan bütün “malzeme” yi ele geçirir ve peygamberlik iddiasının “yalan” olduğunu, böylece açığa çıkarabilirlerdi. Kendileri için bunu yapmak zor da değildi. Çünkü kendilerini hiçbir ahlakî bağla bağlı hissetmediklerinden işkence dâhil, Hz. Peygamber’i (sallallahu aleyhi ve sellem) yenmek için her türlü çareye başvurmaktan çekinmiyorlardı.

Yardım ettikleri söylenenler, yabancı değillerdi. Mekke’de oturduklarından, onların bilgilerinin derecesi herkese malumdu. Bizzat kâfirler, onların en üst düzeyde edebî meziyet ve olağanüstülük sahibi Kur’ân gibi yüce bir kitabın meydana getirilmesinde yardımcı olamayacaklarını biliyorlardı. Bu yüzden, onları tanı- mayanlar bile, bu ithamın anlamsızlığının farkında idiler. Sonra sözde yardımcılar bu kadar deha sahibiydiler de, neden kendileri peygamberlik iddiasında bulunmuyorlardı?

Yine sözde yardımcılarının tümü, Arabistan âdetlerine göre, hürriyetlerine kavuştuktan sonra bile, efendilerine bağlı azatlı kölelerdi. Dolayısıyla efendileri, yaptıklarını açığa çıkarmak için kendilerini zorlayacağından peygamberlik iddiasında Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) yardım etmek istemezlerdi. Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) yardımlarının tek nedeni, o zamanki şartlarda hayal bile edilemeyecek bir istek veya çıkar olabilirdi. Koruyup gözetmelerine muhtaç oldukları kişilerin rağmına bu “aldatmaca” da suç ortaklığı yapmaları için ortada hiçbir neden yoktu.

Hepsinden öte, tüm bu sözde yardımcılar İslâm’ı kabul etmişlerdi. Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) “aldatmaca” sında başarılı olması için yardım eden kişilerin ona bağlanmaları hiç düşünülebilir mi? Bir an olsun Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) yardım ettiklerini düşünelim. O zaman, içlerinden hiç olmazsa birisi yaptığı yardım karşılığında neden büyük bir mertebeye yükseltilmedi? Neden Addas, Yesar ve Cebr, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde’nin statüsüne yükseltilmediler?

Peygamberlik “aldatmacası”, sözde yardımcılarının yardımıyla sahneye konmuşsa, yine sorarız ki, nasıl oldu da bu Hz. Ali ibn-i Ebî Talip, Hz. Ebû Bekir, Zeyd ibn-i Harise ve benzeri Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) en yakın ve en bağlı sahabîlerinden gizli kalabildi?

O hâlde, böyle bir ithama Kur’ân’ı bir defa dahi olsa inceleyen gülecektir. Demek ki Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur’ân-ı Kerim’i başkasından öğrenmesi asla söz konusu değildir.

Doç. Dr. Muhittin Akgül

Etiketler:,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

26|215|Müminlerin sana uyanlarına kanadını indir.
Sura 26