Kur’an-ı Kerim’in ve öldükten sonra dirilmenin çocuklara anlatılıp tanıtılmasının önemi nedir?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kur’ân-ı Kerim’in her yönüyle genç nesillere sevdirilip benimsetilmesi, onlarda islâmî şuurun uyarılması, canlı tutulması açısından çok önemlidir. Sırf “Kur’ân-ı kerim mukaddes bir kitaptır”demek hem Kur’ân adına hem de çocuk adına yetersizdir. Böyle bir yaklaşım, baskıyla belli bir yaşta, bir seviyedekiler için kâfi görünse de ilerisi için katiyen yetersizdir; hatta daha sonraki olumlu telkinler için bir ön yargıya sebebiyet vermesi açısından zararlıdır. Bu itibarla o, nâzil olduğu günden bu yana hiçkimsenin muaraza edemediği ve günümüzde ilim ve teknolojinin varabileceği son hudutlara dair muhkem kaziyeleriyle Allah’ın son mesajı olduğu anlatılmalı ve inandırılmalıdır.

Aslında Kur’ân-ı Kerim, yaratılış, varlık, genişliğiyle bütün kâinatlar hakkında en yeni ilmî “veriler”e muvafık, onlarla “çelişme”yen; hatta küllî kaideler halinde onlara dair icmâlî bilgiler veren öyle harika bir kitaptır ki, ona mikro-alemden makro-aleme kadar herşeyi kulluk hedefli şerh ve izah ediyor dense sezadır. “Bilinmeyen nice hazineler ve görünmeyen gayb aleminin anahtarları onun nezdindedir. Onları O’ndan başkası da bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini o bilir.. O’nun haberi olmadan bir yaprak bile düşmez.. yerin derinliklerine doğru karanlıklar içindeki her hangi bir daneyi de. Hasılı yaş-kuru hiçbirşey yoktur ki, apaçık kitab-ı mübinde bulunmasın.”(En’âm/59) ayeti de bu gerçeğin semâvî şahididir.

Daha ileriki bir adım olarak da haşrin anlatılması gelir. Çocuk gönülden inanmalıdır ki, dünyadan sonra bir ukba, ûlâdan sonra bir uhrâ ve bu âlemden sonra da bir ahiret vardır. İlim, hikmet ve maslahat gösteriyor ki, bu kâinatı Allah kurmuş ve Allah sevk u idare etmektedir. Zamanı gösteren ve tespit eden de yine O’dur. Kur’ân-ı Kerim bu noktayı nazara vererek: “Yeryüzünde dolaşın da, Allah’ın (cc) yaratmaya nasıl başlamış olduğunu görün”(Ankebût/20/ buyurur.

Bunun anlamı; bizim yeryüzünde dolaşıp bütün âyât-ı tekviniyeyi tetkik etmemiz, sayfa sayfa, safha safha herşeyi gözden geçirmemiz, yaratılışın yeryüzünde nasıl başladığını, bu kâinatların yok iken nasıl var olduğunu, insanoğlunun nasıl zuhur ettiğini, canlıların tür tür nasıl yaratıldığını insanla mükemmeliyetin nasıl noktalandığını! (1) görüp temaşa etsinler.

Âlemi yokken var eden Allah (cc) sonra da neş’et-i uhrâyı öyle inşa edecektir. Bu düzeni kuran, hiç öbür alemi kuramaz mı? Küre-i arzı bu ihtişamıyla yaratan bir başka küreyi yaratamaz mı? Buraya dünya, oraya da ukbâ diyemez mi? Sizi başka bir âlemden getirip, burada ikamet ettiren, öbür âlemde sizi iskan edemez mi? Çocukların basit dimağları için derin felsefî izahlara girilmese bile bu kadarı yeter gibi geliyor bana. Kaldı ki gökler ve yerler gözümüzün önünde, onların da muhteşem bir yaratılışı var. Denizde balığın yüzdüğü, havada kuşun uçup gittiği gibi, bu nizam-ı âlem içinde o koca koca sistemlerin, nebülozların, öyle bir yüzüşü ve o kadar başdöndürücü bir ahengi var ki, nazar-ı ibretle bakanlar için hiçbir şey gayesiz-nizamsız ve başıboş görülmüyor. Üstelik bu âhenk, en basit dimağlar tarafından dahi anlaşılacak kadar açıktır. İşte, en basit dimağlar tarafından dahi anlaşılacak kadar açıktır. İşte kur’ân bütün bunları nazara veriyor ve sonar göklerin ve yerin yaratılması karşısında ayrı bir önem arzeden insanın yaratılışına dikkati çekiyor.”Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra Arş’a istivâ eden Allah’tır. O’ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçiniz vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?…”(Secde/4 vd.) “Allah (cc), o zattır ki, yarattığı her şeyi güzel ve sağlam yarattı, sonra da insanı bir balçıktan halketti.”(Secde/7)

Kur’ân, bize “şu muhteşem sistemleri Allah (cc) yaratıp tanzim etmiştir. Bunları bozduktan sonra O daha başka bir alem yaratacaktır.”derken siz buna “hayır”deseniz mantıksız bir iddiada bulunmuş olursunuz. Zannediyorum bu konu, çocuğa da büyüğe de nakledilse, medar-ı itiraz bir nokta bulunamayacaktır. Kur’ân’ın bu kabil “sehl-i mümteni”pek çok beyanı vardır.

Kur’ân-ı Kerim bir başka yerde haşr ü neşre karşı çakanlara: “De ki: Onları ilk defa yaratılmış olan diriltecektir. Çünkü O, her yaratığı gayet iyi bilir.”(Yâsîn/79) buyurur. Diğer bir ayette de: “Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak ki, arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir.”Rûm/50) ferman eder.

Kur’ân-ı Kerim’in hiç tekellüfe ve tasannua meydan vermeden bu tarzdaki üslubu çocuğa da, orta yaşlıya da, daha başkalarına da anlatılması gereken her şeyi anlatacaktır.

Melâike-i kirâm ve kader konuları da hassasiyetle üzerinde durulması gereken mevzulardandır. Her şeyin bir programı, bir projesi, bir plânı olduğunu, kâinatın ve insanın yapılışının da bir projesinin, bir plânının bulunması lazım geldiğini –ki bu ilmî proğram henüz kudret ve irade taalluk dairesi dışında bulunan ve “kader”olarak isimlendirilen konudur- mutlaka değişik usul ve metodlarla gençlere anlatılmalıdır.

Netice olarak, ancak bütün bu bilgileri verdiğiniz zaman, çocuğa “sırat-ı müstakim”i göstermiş ve kavlen, fiilen “Allahım, bizi doğru yola hidayet buyur”(Fâtiha/5) demiş olacağız. Böyle kavlî ve fiilî bir duadan dolayı Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle terbiye gayretlerimiz de –inşallah- boşa gitmeyecektir. Diğer taraftan ibadet ü taatı, sülehânın âsârı içinde sâlihâtı (güzel işleri), namazı, orucu, haccı, zekatı anlatmalı ve çocuklarımızın gönüllerini, itikâdî konulardan amelî meselelere kadar her hususta Cenab-ı Hakk’a yönlendirmeli ve onların zihnen, fikren, ruhen ölmelerine, hatta kirlenmelerine meydan vermemeliyiz.

Meselâ, şirkin çok çirkin olduğunu öyle anlatmalıyız ki, çocuk, müşrik olmaktansa, cehennemlere girmeyi daha ehven bulmalıdır. Zinanın kötülüğü anlatılınca bu kirli işe girmektense gülerek ölüme gitmesini bilmelidir. Öyle ki eli, dili ve gözüyle dahi bu işe yakın şeyleri yaptığı zaman vicdan azabıyla tir tir titremeli ve ömür boyu ağlamasını bilmelidir. Katlin, hırsızlık yapmanın, yalan söylemenin çirkinliği telkin edile bütün bu münkerata karşı onun tabiatında tiksinti hasıl edilmelidir.

Ayrıca ahlâksızlık sayılabilen hususlarda da, kavlî ve fiilî telkinatta bulunarak, onun ahlaksızlık çirkefi içine düşmesine meydan verilmemelidir. O, daha baştan ahlâken temiz bir hava içinde neş’et ederse –inşaallahu teâlâ- daha sonraları esen muhalif rüzgarlar onun duygularını söndüremez ve onun iç yapısını, iç âlemini, his âlemini soldurmaz; o her zaman canlı ve daima aşk u şevk içinde Allah’a (cc) kul olmaya bağlılığını ve İslâm’a saygısını devam ettirebilir.

M. Fethullah Gülen

[1] Varsın varlığı izah etmek için Lamarkizm, Darwinizm, Neo-Darwinizm çıkarsınlar… Bütün bu felsefi cereyanlar “varlık”meselesini izahta sathi ve acizdirler. İlim zaten bu eski felsefelerin iflas ettiğini ispat etmektedi

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

20|5|O Rahman, arş üzerine egemenlik kurmuştur.
Sura 20