Meşru/Helal Kazanç Yolları

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Helal kazanç, dinimizin ortaya koyduğu ölçüler içinde elde edilen kazançtır. Kur’an ve sünnette, bir müminin hangi alanlarda ve ne tür yollarla helal kazanç elde edeceği üzerinde değişik vesilelerle durulmuş ve harama giden yollar net bir şekilde yasaklanmıştır. Bu çerçevede, helal malların, karşılıklı rıza ile alım satımı helal; haram malların satımı, faiz, kumar/kumara benzeyen şans oyunları, aldatma, spekülasyon, pazarı kızıştırarak fiyatları yükseltme, halkın ihtiyaç duyduğu malları depolama, kusurlu malların kusurunu söylemeden satma ve benzeri muameleler de haram kılınmıştır.

Allah Teâla (celle celâluhû), inananlara helal kazanç yollarını araştırmalarını ve kazançlarını bu yollardan elde etmelerini emretmiştir.(Maide Sûresi, 5/88) Bu sebeple bir mü’minin, kendisinin ve ailesinin nafakasını meşru yollardan sağlaması ve kimseye el açmadan hayatını idame ettirmesi onun üzerine bir farzdır. Bu farzı yerine getirirken gösterdiği gayretlerin, ibadet ölçüsünde erdemli bir davranış olarak kabul edileceği, bu yolda çekilen sıkıntıların ise onun Allah katındaki derecesinin artmasına vesile olacağı bildirilmiştir.(Bir rivayette Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Vallahi, sizden birinizin bir bağ odun toplayıp da sırtında taşıması başkasına dilenmesinden –yüz suyu döküp dilendiği kimse ona verse de vermese de– daha hayırlıdır.” Buhârî, Zekât 50, 53; Müslim, Zekât 106)

Çalışmak, helal yoldan nafaka temin etmek bir ibadettir. Ancak bu, diğer farzların terk edilmemesi durumunda geçerlidir. Bu sebeple çalışmak, sair ibadetlere mani olmamalı, çalışma vakitleri ve şartları, ibadetleri yerine getirecek şekilde ayarlanmalıdır.

Şu hususu da ifade etmek gerekir ki, ibadetleri terk ettirecek derecede aşırı çalışmak ve adeta bir işkolik haline gelmek ne kadar mahzurlu ise, çalışmayıp tembel tembel oturmak ve böylece başkalarına el açar duruma düşmek de en az o kadar mahzurludur. Bu yüzdendir ki, Allah Resûlü tembellikten ve bu tembelliğin sebep olacağı borç altında ezilmekten sabah akşam Allah’a sığınmıştır.(Buhârî, Daavât 36; Tirmizî, Daavât 75)

Öyleyse bir Müslüman, hem dünyasını hem de ahiretini kazanacak şekilde dengeli hareket etmelidir.(Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-Dîn, 2/60) Ayrıca helâl kazanç için ter dökerken Allah’a tevekkülü bırakmak, dünyalık için hırs göstermek, bir Müslümanın özelliği değildir. Aksine, inanmış bir insan, maişetini kazanmak için makul ve meşru ölçüde elinden gelen gayreti göstermeli, sebeplere riayeti bir vazife bilmeli, kendisine düşeni yaptıktan sonra da neticeyi Allah’a bırakmalıdır. Allah, böyle hareket eden mütevekkil kullarını aç ve açıkta bırakmayacak, başkasına muhtaç etmeyecektir.

Helâl Kazancın Önemi

Kazancın helâl olmasıyla alakalı Kur’an’da pek çok ayet vardır. Burada bunlardan sadece iki tanesini zikretmekle iktifa edelim:

يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا

Siz ey pey­gam­ber­ler! He­lâl ve hoş şey­ler­den yi­yip için, mak­bul ve gü­zel iş­ler iş­le­yin!”(Mü’minun Sûresi, 23/51)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin!”(Bakara Sûresi, 2/168)

Allah Resûlü de (sallallâhu aleyhi ve sellem) helâl kazancın önemine dikkat çekmiş ve ümmetine bu konuda ciddi ikazlarda bulunmuştur. Bir rivayette O (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

طَلَبُ الْحَلَالِ فَرِيضَةٌ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ

“Helal rızık talebinde bulunmak farzlar üstü bir farzdır.”(Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, 10/74 (9993) Bir diğer rivayet ise şu şekildedir:

طَلَبُ الْحَلَال وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ

“Helâl rızkın peşinde koşmak, onu araştırmak her Müslüman üzerine bir görevdir.” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-evsat, 8/272 (8610)) Başka bir rivayette de Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu önemli uyarıyı yapmıştır:

الْعِبَادَةُ عَشَرَةُ أَجْزَاءٍ تِسْعَةٌ مِنْهَا فِي طَلَبِ الْحَلَالِ

“İbadet on parçadan müteşekkildir; bu on parçanın dokuzu helal rızkın aranmasındadır.”(Muhammed b. Âsım es-Sekafî, Cüz, 1/143 (55)

Selef-i sâlihin de kazancın helâl olmasına çok önem vermiştir. Onlardan biri olan Süfyân-ı Sevrî hazretleri, “Kişinin dindarlığı kazancının helâlliği nispetindedir.” diyerek helâl kazançla dinî yaşantı arasında bir bağ kurarken, Sehl b. Abdullah et-Tüsterî de “Haram yiyenin azaları isyan eder. Helâl yiyenin azaları ise kendisine itaat eder ve hayırlı işler yapmaya muvaffak olur.”(Fatin Günay, Helâl Kazanç, s. 29) şeklindeki sözleriyle helal kazançla salih amel arasındaki sıkı ilişkiye dikkat çekmiştir.

Başka bir hadis-i şerifte ise bir kimsenin helâl kazanç yolunda göstermiş olduğu çaba cihat olarak kabul edilmiş ve böyle bir çabanın kişinin günahlarına keffâret olacağı ifade edilmiştir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ مِنَ الذُّنُوبِ ذُنُوبًا لَا يُكَفِّرُهَا الصَّلَاةُ وَلَا الصِّيَامُ وَلَا الْحَجُّ وَلَا الْعُمْرَةُ

“Öyle günahlar vardır ki, onlara namaz, oruç, hac ve umre dahi keffâret olamaz.” Ashab-ı kiramın, “Ey Allah’ın Resûlü! O günahlara kefaret olacak nedir?” diye sormaları üzerine ise O (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle cevap vermiştir:

اَلْهُمُومُ فِي طَلَبِ الْمَعِيشَةِ

“Maişet talebi için çekilen sıkıntı ve kederler.”(Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 1/38)

Bu hadiste geçen  اَلْهُمُومُ kelimesinin sadece insanın geçim derdi için çekmiş olduğu sıkıntılara hasredilmemesi gerekir. Bir kimsenin kazancını sağlarken harama düşmemek için kılı kırk yararcasına hareket etmesi ve bu uğurda yaşadığı sıkıntılar da bu kelimenin kapsamına girer.(M. Fethullah Gülen, Cemre Beklentisi, s. 251)

Helâl Kazanç Yolları

Mal kazanma isteği, insanın fıtratında dercedilmiş tabiî bir istektir. Önemli olan kazanma duygusunun helâl kabul edilen meşru yollarla yapılmasıdır. Bir mü’min, Allah’ın mubah kıldığı kazancını helâl yollardan elde etmek için elinden gelen gayreti göstermeli, bu hususta kılı kırk yararcasına hassas hareket etmelidir.

Genel bir kural olarak mülk Allah’ındır. Biz, O’nun (celle celâluhu) müsaade ettiği şeyler üzerinde ve yine O’nun gösterdiği yollarla mülk sahibi olma hakkına sahibiz. İslâm’da genel bir prensip olarak herkesin ortak kabul edildiği üç şey vardır. Bunlar; su, ateş ve ottur.(Ebû Dâvud, Büyû’ 60) Bir kimse umumun malı olan su, ateş ve otu kendisine mülk edinemez. Bunların dışında dinimize göre herkes mülk edinme hakkına sahiptir.

Bir Müslüman için para kazandıran her yol meşru ve mubah değildir.(M. Fethullah Gülen, Enginliğiyle Bizim Dünyamız, s. 313) Onun, kazancını sağlayabileceği başlıca meşru yollar şunlardır: Avlanma, madenler ve yer altı kaynakları, ticaret, el sanatları, işçilik, miras, hibe ve vasiyet. Kişi, içine haram karıştırmamak kaydıyla bu sayılan yollarla mülk edinebilir. Şimdi bu helal kazanç yollarını başlıklar halinde kısaca arz edelim.

a- Avlanma

Avlanma, yabânî olup insandan kaçan ve mutad yollarla elde edilemeyen havyanı yakalamaktır. Ayrıca avlanma, eti yenmeyen hayvanların eti dışında başka parçalarından istifade etmek için de yapılan bir uygulamadır.

İnsanoğlu, ilk zamanlardan itibaren hayvanların et, deri, kıl gibi parçalarından istifade etmek için onları avlamıştır. İslâm dini, avlanmayı genel olarak mubah kılmıştır.(Mâide Sûresi, 5/94) Buna göre eti yenebilen hayvanların eti için, eti yenmeyen hayvanların ise deri, kıl gibi parçalarından faydalanmak için avlanılması caizdir. Zira Allah (celle celâlühû) mahlûkatı insanın istifadesi için yarattığını bildirmiştir.(Bakara Sûresi, 2/29)

Avlanmada kazancın helâl olması için dikkat edilmesi gereken bazı şartlar bulunmaktadır. Avlanma zamanına dikkat etme, hayvanlara eziyet etmeme türünden olan bu şartları burada zikretmek konuyu uzatacağından bu hususu fıkıh kitaplarına havale ediyoruz.

b- Madenler ve Yer Altı Kaynakları

Yer altında bulunan ve topraktan ayrı olarak ekonomik bir değer ifade eden maddelere maden denir. Bunlar katı ve sıvı olmak üzere ikiye ayrılmıştır.(Hamza Aktan, Maden mad., DİA, 27/306-307)Hanefî mezhebine göre öşür veya haraç arazisinde bulunan altın, gümüş, demir gibi madenlerin beşte biri devletin, geriye kalanı ise bunları bulup çıkaranındır. İmam Ebû Hanife’ye göre evinde maden bulan kimsenin herhangi bir şey vermesi gerekmezken, İmameyn’e göre bu kimsenin bulduğu madenden beşte bir oranda vergi vermesi gerekir. Petrol ve zift gibi sıvı olan madenlerde ise herhangi bir vergiye gerek olmaksızın, bunların bulan kişiye ait olduğu görüşü kabul edilmiştir.(el-Mevsûatü’l-Fıkhiyyetü’l-Kuveytiyye,38/194) Bununla birlikte bazı âlimler, yeraltından çıkarılan sıvı madenlerin günümüzdeki önem ve kıymetini göz önünde bulundurarak, yeraltından çıkarılan bütün madenlerden zekât verilmesi gerektiğini söyleyen Hanbeli mezhebinin görüşüyle amel edilmesinin daha isabetli olacağını söylemişlerdir.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem),

اُطْلُبُوا الرِّزْقَ فِي خَبَايَا الْأَرْضِ

“Rızkı, yerin derinliklerinde arayın.”(Ebû Ya’lâ, Müsned, 7/347 (4384) buyurarak bizlere Allah’ın yerin derinliklerinde yaratmış olduğu rızıklara ulaşmamızı ve bu uğurda elden gelen gayreti göstermemizi tavsiye etmiştir. Yer altında bulunan altın, gümüş, fosfat, uranyum gibi madenlerin, petrol, doğalgaz gibi enerji kaynaklarının dünya ekonomisindeki önemi düşünülecek olursa müslümanların yer altı kaynaklarına ulaşmak için ellerinden gelen çabayı göstererek bu zenginlikleri elde etmeleri bir hedef olarak gösterilmiştir.

Müslümanlar, dünya üzerinde bulunan çeşitli yer altı kaynaklarına ulaşarak Allah’ın bahşetmiş olduğu bu nimeti elde etmeye ve bu nimeti onun rızası istikametinde kullanmaya çalışmalıdırlar. Diğer taraftan Müslümanlar, öncelikle yaşamış oldukları topraklarda bulunan maden ve yer altı kaynaklarına sahip çıkmalı, başka devletlerin ve milletlerin kendi kaynaklarını kullanıp onları sömürmelerine, kendi üzerlerinden zengin olmalarına müsaade etmemeli, çeşitli madenleri ve enerji kaynaklarını işletmek için gerekli olan projeleri geliştirmeye öncelik vermelidirler. Bugün itibariyle Müslüman devletlerin elinde bulundurdukları özellikle petrol gibi değerli yer altı kaynaklarını israf etmeleri yahut da onu çıkaracak donanıma sahip olmamaları maalesef üzüntü vericidir.

c- Ticaret

Kazanma yollarından en önemlisi ticarettir. Ticaretin esası ise alış-verişe, girişimciliğe ve sermaye kullanımına dayanır. Kur’ân-ı Hakîm’de yer alan şu ayet-i kerimede, ticaretin meşru kazanç yollarından birisi olduğunu göstermektedir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyiniz. Ancak, karşılıklı rızaya dayanan ticaret bunun dışındadır.”(Nisa Sûresi, 4/29)

Ticaret, hadis-i şeriflerde teşvik edilmiştir. Bir hadis-i şerifte,

تِسْعَةُ أعْشارِ الرِّزْقِ فِي التَّجارَةِ

“Rızkın onda dokuzu ticarettedir.”(Münâvî, Feyzu’l-kadir, 3/244) buyrulmuş, başka bir hadis-i şerifte ise,

التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ

“Dürüst emin tüccar, kıyamet gününde sıddık ve şehitlerle beraber haşrolunurlar.”(Dârimî, Sünen, 3/1653 (2581) şeklinde, ticaretin iki önemli özelliğine dikkat çekilmiştir.

Ticaretten kazanılan paranın helâl olması için alış-verişe haram karıştırmamaya hassasiyet gösterilmelidir. Ticarete haram bulaşmaması diğer bir tabirle yapılan ticaretin İslâm’a uygun olması ise, tüccarın yeterli bilgiye sahip olmasına bağlıdır. Alışveriş ahkâmını bilmeyen ve bilmeye de çalışmayan bir Müslüman tüccar, ticaretinde yanlış yapmaktan kurtulamaz ve bununla büyük bir vebale girer.(İbrahim Canan, Peygamber Efendimiz’in Sünnetine Göre Ticaret Esasları, Yeni Ümit, S. 60, 2003, s. 25)

Ticaretin meşru olması adına dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da, doğruluk ve dürüstlüktür. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) pazarı teftiş ettiğinde malının ayıbını örten bir tüccarı ikaz ederek şöyle buyurmuştur:

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

“Bizi aldatan, bizden değildir.”(Müslim, İman 164)

Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ticaret konularında yapmış olduğu ikazlara göz attığımızda bunların daha çok aldatma ve suiistimallere yönelik olduğu görülür.(Tirmizî, Büyû 13; Nesâî, Büyû18) Buna göre ticaret yapan müslümanların, ticaretlerinde dürüst ve emin olmaları, karşısındaki kişinin bilgisizliğinden istifade edip ona fahiş fiyatla mal satmamaları, malın ayıbını saklamamaları gerekir.

d- El Sanatları

Dinimizin meşru saydığı ve Allah’ın hoşnut olduğu kazanç yollarından bir diğeri, el sanatlarıdır. Hadis-i şerifte,

إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُؤْمِنَ الْمُحْتَرِفَ

“Allah meslek sahibi mü’mini sever.”(Taberânî, el-Mu’cemu’l-evsat, 8/380 (8934) buyrulmuştur. Nitekim bazı peygamberlerin meslek sahibi olduklarını biliyoruz. Mesela İdris (aleyhisselâm) terzilik yapmış, Dâvud (aleyhisselâm) ise demircilik işiyle uğraşmıştır. Daha pek çok peygamber hep elinin emeğiyle geçinmiş ve istiğna ruhuyla hayatlarını idame ettirmişlerdir.

Bir kimsenin el emeği ile yapmış olduğu bütün sanat dalları, dinin koymuş olduğu ölçülere uygun olmak kaydıyla helâl kazanç sayılır. Mesela dövme işiyle uğraşan bir kimse, kazancını el emeği ile kazansa da bu kimsenin kazancının helâl olduğunu söyleyemeyiz. Zira dövme yapmak ve yaptırmak, caiz değildir. Ancak demircilik, çiftçilik, marangozluk gibi kendi içerisinde gayrimeşru bir husus barındırmayan meslekler helâl kabul edilmiştir.

e- İşçilik

Dinimizde bir kimsenin alın teriyle çalışarak elde ettiği kazanç, en hayırlı kazanç olarak kabul edilmiştir. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu beyanları bunu açıkça teyit etmektedir:

خَيْرُ الْكَسْبِ كَسْبُ يَدِ الْعَامِلِ إِذَا نَصَحَ

“En hayırlı kazanç, yaptığı işi en güzel şekilde yapıp şüpheli şeylerden kaçınmak kaydıyla işçinin kendi eliyle kazandığıdır.”( Ahmed b. Hanbel, Müsned, 14/136 (8412); el-Münâvî, et-Teysîr şerhu camii’s-sağîr, 1/527) Nebiyy-i Ekrem’e (aleyhissalâtu vesselam) hangi kazancın daha temiz olduğu sorulduğunda O, şöyle cevap vermiştir:

عَمَلُ الرَّجُلِ بِيَدِهِ وَكُلُّ بَيْعٍ مَبْرُورٍ

“Bir adamın eliyle kazandığı ve içine haram karışmamış her alışveriş.”(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 4/554 (23083)

Bir gün Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselam) Sa’d b. Muaz (radiyallâhu anh) ile karşılaşıp onunla musâfaha yapmış ve Hazreti Sa’d’ın ellerinin nasırlı olduğunu görünce ona bunun sebebini sormuş, Hazreti Sa’d, “Ailemin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaktan böyle oldu!” deyince, Allah Resûlü onun elini tutup göstererek, “İşte Allah’ın sevdiği eller!..” buyurmuştur.

Bir mü’min, helâl lokma kazanmak için gerekirse işçilik yapmalı ve bu uğurda en ağır işlerde bile çalışmayı göze alabilmelidir. Zira bir kimsenin maişetini kazanma uğruna göstermiş olduğu çabanın, farzları yerine getirip haramlardan uzak durması şartıyla o kimsenin günahlarına keffaret olacağı bildirilmiştir.(Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 1/38)

f- Miras

Ölen bir kimsenin malından kendi payına düşeni alması, bir müslüman için helâl kabul edilmiştir. Ancak miras dağıtımına geçmeden önce, ölen bir kimsenin malından, teçhiz ve tekfin masrafları karşılanır, varsa borçları ödenir ve yine eğer vasiyet etmişse malının üçte birlik kısmından vasiyeti yerine getirilir. Bu vazifeler yerine getirildikten sonra ölenin malından geriye kalan miktar, pay sahiplerine hakları kadar dağıtılır.

Mirasta hakkı olanlar dinimizde, ashab-ı ferâiz, asabe ve zevi’l-erhâm olarak isimlendirilmiştir. Bunlardan ilk olarak mirastan pay alanlar ashab-ı feraizdir. Yani hisseleri Kur’an ve sünnet tarafından belirlenmiş olanlardır. Bunlardan sonra geriye kalan kısmı asabe denilen, ölenin erkek yakınları alır.  Bu yakınlar yoksa, mirası zevi’l-erham denilen akraba paylaşır.

g- Vasiyet

Vasiyet, bir kimsenin malını ölümünden sonrası için bir kişiye veya hayır kurumuna bağışlayarak malını onun mülkiyetine geçirmesine denir. Ancak bu konuda bazı sınırlamalar söz konusudur. Buna göre bir kimse, kendi malının ancak üçte birini vasiyet edebilir.(Buhârî, Vesâyâ 2) Ayrıca mirastan pay alanlara yapılan vasiyet geçerli değildir.(Ebû Dâvud, Vesâyâ 6)

Vasiyet yoluyla, öldükten sonra hayırla zikredilme, mirastan pay alamayan ihtiyaç sahibi fakir akrabaları gözetme, toplum faydasına yönelik hizmetlere katkı sağlama gibi amaçlar gözetilir.(Abdüsselam Arı, Vasiyet mad., DİA, 42/553)

h- Hîbe

Hîbe de helal kazanç yollarından biridir. Bu, bir kimsenin herhangi bir karşılık beklemeden, sırf Allah rızası için malını, sevdiği bir insana hediye etmesidir. Kendisine bir mal hediye edilen kişi, bu mal üzerinde istediği tasarrufta bulunma yetkisine sahip olur.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

50|17|Sağında ve solunda oturmuş iki görevli, kayıt yapmaktadır.
Sura 50