Network Marketing

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Dünyada milyonlarca üyesi bulunan Network Marketing ülkemizde de önemli ölçüde yayılım göstermiştir. Kısaca sistemin işleyişi şu şekildedir. Sistem kurduğu bir ağ yoluyla ürünlerini pazarlamakta ve bu sistemde yer alan kişilere konumlarına göre belli bir prim vermektedir. Bir kişinin sistemde yer alabilmesi için bir ürün veya tatil paketi alması mecburidir. Fiyatı 600-700 dolardan başlayan ürünler oldukça sınırlı sayıdadır. Ürünler fiyatlarına göre bir veya üç puanlık şeklinde sıralanır.

Satın aldığı bir ürün veya tatil paketiyle sisteme giren kişi, daha sonra sisteme dâhil ettiği kişiler hatta onların da dâhil ettiği kişiler –bu zincir devam edip gidiyor- sayısınca para kazanmaktadır. Eğer bir kişi bir puanlık ürün alan altı kişi veya üç puanlık ürün alan iki kişi sisteme kazandırırsa bir defalığına mahsus 400$ para kazanıyor. Bu kişi daha sonra altındaki üyelerden herhangi birisinin bulduğu, duruma göre altı veya iki üye için de 250$ kazanıyor. Şirketten bir ürün almak suretiyle sisteme dâhil olan bu yeni üyeler de para kazanmak için başka üyeler bulmaya çalışıyorlar.

Sistemin işleyişinde “denge” dedikleri bir usul var. Yani bir kişi üçer puanlık ürün alan iki kişi veya birer puanlık ürün alan altı kişi bulduğunda bunlardan birisi sağ diğeri sol tarafta veya üçü sağ üçü sol tarafta bulunduğu var sayılıyor. Bu altı kişinin bulduğu yeni üyeler de aynı şekilde onların sağ ve soluna geçiyorlar. Ancak bu denge kurulduğu takdirde para kazanmak mümkün oluyor. Aslında meselenin burası hükme tesir etmeyeceğinden çok da önemli değildir.

Satılan ürünlere gelince; bu ürünler ya tatil paketi gibi, sermayesi için net bir rakam vermenin çok zor olduğu, itibari değere sahip ürünler, ya “antika” diye isimlendirilen, ya da koleksiyonel değeri olduğu söylenilen yine sistem tarafından fiyatı belirlenen kolye, saat gibi eşyalar, ya da piyasada satılmasına rağmen (internette satılan bir ürün, aracılar ortadan çıktığı için piyasa fiyatının daha altında satılması gerekmesine rağmen) piyasa fiyatının çok üstündeki bir fiyata satılan ürünlerden ibaret ve yukarıda söylendiği gibi, çok ürün çeşidi de yok.

Şimdi kısaca bu sistemle ilgili mülahazalarımızı aktarmaya çalışalım:

1- Asıl maksadı mal satmak veya ticaret yapmak değil, para kazanma ağını genişletmek olduğu belli olan bir sisteme girerken, bu sistemin kimler tarafından organize edildiğine dikkat etmek gerekir.

2- Bir insan bir malı yüksek gördüğü bir fiyattan satın alıyorsa, malın reel değeri, satılan değerinden daha düşükse, o kişininin asıl maksadının mal almak olmadığı açıktır. Alış-veriş dışında farklı hesapları var demektir. Özellikle satın aldığı mal ciddi bir ihtiyacını karşılamıyorsa veya satın aldığı malı tekrar paraya dönüştürme imkânı yoksa maksadının mal satın almak olmadığı daha net anlaşılır. O kişin asıl maksadı mal almak için harcadığı paranın daha fazlasını kazanma ümididir (ki bunu firma adına çalışanların telaffuz ettiği, “Siz bu ürünü, ürün satın almak için değil, sisteme giriş yapmak için alıyorsunuz” sözleri de açıkça ifade etmektedir.

3- Satılan ürünler dikkatle incelendiğinde bunların sisteme insan kazandırmak ve meşruluk görüntüsü vermek için oluşturulan sembolik birer ürün veya hizmet oldukları anlaşılıyor. Çünkü bu mallar satıldıkları fiyattan, sisteme dâhil olmak istemeyen kişilerce satın alınmazlar.

4- Bu sistemin ilâ nihâye sonsuza kadar devam etmeyeceği açıktır. Çünkü, bu sistemin yayılarak devam ettiğini düşünürsek, insan sayısı sınırlı olduğu için, mantıkî olarak iş bir yere varıp dayanacaktır. İşte tam bu noktada sistemin en alt tabakasını oluşturan milyonlarca kişi mağdur duruma düşecektir. Çünkü bu kişiler sisteme girebilmek için –istemeseler de- belli bir meblağ karşılığında mal almış, ancak ödedikleri bu parayı kazanamamış olacaklardır.

5- Diğer yandan sistemin bir yerde kesilmesine de gerek yoktur. Sisteme giren bir kimsenin para kazanabilmesi için, altı puanlık mal satması ya da bu malı alabilecek insanları bulması gerekir. Bu şahısların sayısı ikiden altıya kadar değişebilmektedir. Bulduğu kişi sayısı yeterli olmayan çalışanlar da mağdur duruma düşmektedir.

6- İslam’da “Şüphesiz ki insan için kendi çalıştığından başkası yoktur” (Necm Suresi, 53/39) ayet-i kerimesi gereğince herkese çalıştığının karşılığı vardır. Hâlbuki bu sisteme baktığımızda özellikle üst tabakadaki kimseler için bu prensibin işlemediğini görüyoruz. Çünkü en üst tabakada vazife yapan kimseler, sadece kendi çalıştıklarının değil, altlarında çalışan kimselerin de çalıştıklarından para kazanmaktadırlar.

7- Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin” (Bakara Suresi, 2/188) Sathî bir nazarla değil de derinlemesine sistemin işlemlerine baktığımızda, mutlak bir adaletin olmadığını anlayabiliriz. Ümitleri suiistimal edilmek suretiyle sisteme dâhil edilen kişilerin üzerinden para kazanılması, yapılan işlemlerde tam bir şeffafiyet ve açıklığın bulunmaması, sisteme giren kimselerin aldığı malların gerçekte o değerde olmaması gibi sebepler bu ayet-i kerimenin şumulüne girildiğini göstermektedir.

8- Sistemin bir “aldatma” üzerine kurulduğunu ve caiz olamayacağını ifade eden Prof. Dr. Faruk Beşer meseleyi şu şekilde izah ediyor: “Bu olaya serbest irade beyanına dayalı yeni bir akit türü olarak bakılabilir ve kıyasen caiz görülebilir. Ancak Hanefilerin istihsan kavramları tam da böyle durumlar için vardır ve meselenin şeklinden çok, anlamına ve içeriğine bakmayı gerektirir. Konuya bu açıdan baktığımızda zincirleme bir aldatmanın olduğunu görürüz. Herkes alacağı mal için değil, bu zincirin ilerleyen halkalarında kendisine gelecek olan dolarlar için sisteme katılır. Bu dolarlar, karşılığı olmayan dolarlardır. Zincire sonradan katılanlar sürekli öncekilere çalışır ve çarkın kendisinden yana dönebilmesi için hep yeni katılanların olması gerekir. Ya da herkes girerken aldanır, sonra girenleri aldatır. Sözleşmenin bir yerde kesildiğini düşünürsek, sisteme yeni katılanlar safi aldanmış olacaklardır. İşin organizatörü ise herkesi aldatır. İslam’ın alışverişten hedeflediği maksatlara baktığımızda bu sistemin alışveriş anlamında olmadığı açıktır ve caiz olması mümkün gözükmemektedir.”

9- Prof. Dr. Hayrettin Karaman da sisteme girerken yapılan alış-verişe dikkat çekerek sistemin caiz olmadığını ifade ediyor: “Yüz dolar vererek aldığınız bir şey (mal, hizmet) varsa alırsınız, sizin refere ettiğiniz şahıslar da yine para vererek bir şey alıyor ve aldıkları şey bu parayı karşılıyorsa, siz refere edersiniz, onlar da alırlar. Böyle değil de verdiğiniz paranın bedelini ve daha fazlasını ancak sizden sonrakilerin ödemeleri sayesinde alacaksanız ve bu zincir böylece devam ederken yeni üyeler beklemede kalacaklar, nihayetinde verdiklerinin karşılığını alamayacaklarsa -ki böyle olacağı anlaşılıyor- bu takdirde işlem caiz değildir, karşılıksız, gelir vaadi ile para çarpmaktır.”

10- Başta dediğimiz gibi bu sistemin kime hizmet ettiğini, sisteme girerken ödenen paraların kimleri zengin ettiğini de düşünmemiz gerekir. Sistem yabancı kaynaklıdır. Dolayısıyla Müslümanların ve fakirlerin para ve servetlerinin yabancılara aktarılması söz konusudur.

11- İslam’ın ticaret ve alışveriş sisteminde, şaibeye, aldatmaya, aldanmaya, kapalılığa, yalana yer yoktur. Her şey tam bir irade hürriyeti ve güven içerisinde gerçekleşir. Hatta alışverişlerde pazarlığın tavsiye edilmesi de, bu güvenin oluşması içindir. Bahsettiğimiz sistemde ise, reel değerler ve fiyatlar şeffaf bir şekilde yansıtılmadığından dolayısıyla da karşılıklı güven ve rıza var gibi görünse de aslında gerçekleşmediğinden/olamayacağından dolayı sakıncalıdır. Ayrıca, satılan malların dar kapsamlı olması, hepsinin insanların ihtiyaçlarını karşılayacak mahiyette olmaması, sisteme girmek isteyenlerin bazen iki ya da üç çeşit maldan birini almak zorunda bırakılmaları da alışverişteki irade hürriyetine bir sınırlamadır

12- Bir akit, bir alışveriş, neticesinde bir menfaat ortaya çıkması mülahazası ile yapılır. Sermaye, insanlar arasında, bu menfaatler karşılığında döner ve böylece insanlar bundan faydalanmış olurlar, insanlığa faydalı şeyler üretir, bunları başkalarına ulaştırır ve bunun karşılığında bedel alırlar ve toplum bu şekilde birbirlerine fayda veren ve birbirlerinden istifade eden insanların oluşturduğu bir yapı olur.

Bu ve benzeri sistemlerde ise ortada bir üretim, topluma bir fayda söz konusu değildir. Her ne kadar ortada bir ürünün alınıp satılması var gibi görünse de bu, gerçek fiyatının çok çok üstünde bir alışveriş olduğu için bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Hakikatte, ortada, hiçbir şey üretmediği halde para kazanan bir insan topluluğu vardır ve bunlar, para kazanmak için başkalarını da bu işin içine sokmak zorundadırlar, çark böyle işler ve üretilen bir maldan hasıl olan fayda karşılığında para kazanma değil de, hiçbir şeyin karşılığı olmayan paraların ortada dönüp durması ve yukarıdakilere, özellikle de sistemin, hiçbir şey üretmeyen, topluma hiçbir faydası olmayan sahibine, bir servetin akıp gitmesi söz konusudur.

Bu sistem kendisi bir şey üretmediği gibi, üretime de mani olmaktadır. Şöyle ki; bu işle meşgul insanlar, para kazanmak için daha fazla insanı sisteme dâhil etmek zorunda olduklarından ve bunun için çok çaba sarf etmek ve dolayısıyla çok zaman harcamak durumunda olduklarından dolayı, işlerini bırakıp, bütün mesaisini buraya harcamaktadırlar. Bundan dolayı da toplum, üreten bir toplum olmaktan çıkıp, hiçbir şey üretmeden, topluma hiçbir fayda sağlamadan havadan para kazanan insanlardan müteşekkil bir insan kitlesine dönüşecektir ki, bunun tehlikesi açıktır. Dünyada son zamanlarda çıkan krizlerin çoğunun temelinde de bu vardır, yani hiçbir şeyin karşılığı olmayan paraların piyasada dönüp durması ve bunun bir yerde patlak vermesi. Yani bu tür şeylere iştirak etmek, ferdî bir günah olmakla kalmaz, bütün dünyayı istila eden, savaşlara, üçüncü dünya ülkelerinin işgal edilip, milyonlarca insanın savaşlar, faili meçhul bombalamalar, açlık vs. gibi sebeplerle ölmesine sebebiyet veren bir çarkın (kendisi itibariyle küçük olsa da hadisenin büyüklüğünden dolayı büyüyen) dünya çapında büyümesine iştirak etmeyi netice verir.

Bir Müslüman, bütün bunları hesaba katmalı, aynı yapıda olan bütün network marketing organizasyonlarına katiyen iştirak etmemelidir.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

13|3|Yeri uzatıp döşeyen ve onda oturaklı dağlar ve nehirler vücuda getiren O'dur. Bütün meyvelerden kendi içlerinde ikişer çift yaratmıştır O. Geceyi gündüze sarıp bürümektedir O. Bütün bunlarda derin derin düşünecek bir topluluk için elbette ayetler vardır.
Sura 13