Soru Detayı: Uluslararası para transferi işi yapan bir şirketin aşağıdaki işlemlerinin İslami açıdan hükmünü öğrenmek istiyoruz.
Müşterimiz başka bir ülkedeki kişiye para göndermek istiyor. Biz müşteriden USD alıp, karşı ülkedeki alıcıya ilgili ülkenin para birimiyle ödeme yapıyoruz. Bu hizmet karşılığında işlem başına komisyon alıyoruz.
1. Peşin işlem: Müşteri USD’yi bize veriyor. Kur işlem sırasında belirleniyor. Yaklaşık 1–2 günlük SWIFT/banka işlem süresi sonrasında karşı tarafa ödeme yapılıyor. Bu işlem için USD başına yaklaşık 0.70–0.95 cent komisyon alıyoruz.
2. Vadeli müşteri işlemi: Bazı müşteriler parayı hemen ödemeyip 1–2 ay içerisinde ödeyeceklerini belirtiyor. Biz de işlem sırasında komisyon oranını daha yüksek, örneğin USD başına 1.50–2.00 cent olarak belirliyoruz. Bu oran baştan sabitleniyor. Müşteri daha sonra gecikse dahi ayrıca gecikme ücreti veya ek komisyon almıyoruz.
Daha yüksek komisyonun gerekçesi; bu süre boyunca sermayenin başka işlemlerde kullanılamaması, kur riski ve müşterinin ödeme yapmama/gecikme riskinin tarafımızca üstlenilmesi ve likidite maliyetidir.
Sorularımız:
1. Bu ikinci işlem fıkhen bir döviz/sarf işlemi mi, yoksa bir hizmet/komisyon işlemi olarak mı değerlendirilmelidir?
2. Müşterinin 1–2 ay sonra ödeme yapması, döviz işleminin vadeli hale gelmesi anlamına gelir mi?
3. Daha yüksek komisyonun likidite, kur ve ödeme risklerini karşılamak amacıyla önceden sabitlenmesi caiz midir?
4. Müşterinin ödeme tarihini geciktirmesi halinde ek ücret alınmaması hükmü değiştirir mi?
5. Bu işlem, “parayı belli bir süre kullandırma karşılığında komisyon alma” hükmüne girer mi?
6. Eğer mevcut şekliyle uygun değilse, işlemin şer’an uygun olacak şekilde nasıl yapılandırılması gerektiğini açıklayabilir misiniz?
Özellikle işlemin gerçek mahiyetinin borç verme mi, döviz satışı mı, yoksa uluslararası para transferi hizmeti mi olduğu konusunda görüşünüzü rica ediyoruz.
Peşin işlemde herhangi bir problem gözükmüyor. Bir iki günlük işlem süresi şayet özellikle para bekletilip üzerinden herhangi bir kazanç sağlama yoluna gidilmiyorsa, günümüz şartlarında fıkhi açıdan sakıncası olmaz.
Vadeli işlemde ise durum farklı:
- Transfer işlemini gerçekleştirdiğiniz halde paranın hemen ödenmeyip iki ay sonra ödenmesi, işlemi bir borç işlemine dönüştürmektedir. Borç işleminin söz konusu olduğu durumlarda ana para dışında herhangi bir ekstra gelir elde edilmemelidir. (Enflasyon oranının çok değişiklik gösterdiği durumlarda, borcun tahsil edildiği gün paranın değer kaybının karşılanması bundan müstesnadır. Bkz. Enflasyon Oranında Ödeme )
- İşlem ücretinin vadeli işlemelerde arttırılması, tipik bir faiz işlemine dönüştürüyor meseleyi. Peşin ve vadeli işlem arasında işlem ücretinde –iş yeri sahibine ek bir masraf doğurmadığı sürece-, vadeye bağlı olarak fark konulması, isminin işlem ücreti olmasına bakılmaksızın paradan para kazanma işlemidir; bu durumda sarf kuralları işletilir.
Sarf kurallarına göre, para ve para cinsinden olan finansal varlıklar birbirleriyle peşin olmak kaydıyla farklı miktarlarda değişime (exchange), alım satıma konu olabilirler. Aynı tür finansal varlıkların birbirleriyle değişiminde aynı miktar ve peşin olma şartı aranır. Yani araya vâde giremediği gibi miktarda da farklılık olamaz. Nitekim hadis-i şerifte “Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla baş başa misliyle, peşin olarak satılır. Bu çeşitler farklı olduğu takdirde peşin ise dilediğiniz gibi satın” (Müslim, Müsâkât 81, No: 1587) buyrulmuştur. Bu hadis-i şerifte belirtildiği üzere para türünden olan ve o dönemde para birimi olarak kullanılan altın ve gümüş değişime konu olduğunda; a) aynı türden ise (örneğin altın-altın veya gümüş-gümüş değişiminde) aynı miktar ve peşin olma şartı aranır, b) farklı türlerde ise (örneğin altın-gümüş veya gümüş-altın değişiminde) peşin olma şartı aranır. Bu da demektir ki para ve para cinsinden olan finansal varlıkların değişiminde ister aynı tür ister farklı türden olsunlar araya vâde veya vâde farkının girmesi caiz değildir. Bunun tek istisnası maddi bir karşılık veya maddi karşılığı olan bir menfaat elde edilmeksizin sırf rıza-i ilahi için borç vermektir; yani karz-ı hasen sözleşmesidir. (Detaylı bilgi için bkz. Karz-ı Hasen)
Özetle, fıkıhta borç sözleşmesi kapsamında verilen ödünçten maddi bir kazanç sağlanamaz. Bu şekildeki bir kazanç yasak kapsamında değerlendirilmiştir.
Sorularınıza şu cevapları verebiliriz:
(1) Bu ikinci işlem fıkhen bir döviz/sarf işlemi mi, yoksa bir hizmet/komisyon işlemi olarak mı değerlendirilmelidir?
İkinci işlem bir bir döviz/sarf işlemidir. Dolayısıyla sarf kuralları işletilmelidir.
(2) Müşterinin 1–2 ay sonra ödeme yapması, döviz işleminin vadeli hale gelmesi anlamına gelir mi?
Evet. Yukarıda izah ettiğiniz şekli ile yani işlem ücretinin vadeli işlemde yükseltilmesiyle işlem vadeli bir döviz işlemine dönüşüyor. Alternatif olarak işlem bir karz işlemi olarak yapılabilir; yani borç verilecek ve bundan dolayı da herhangi bir ek ücret alınmayacaktır.
(3) Daha yüksek komisyonun likidite, kur ve ödeme risklerini karşılamak amacıyla önceden sabitlenmesi caiz midir?
Böyle hareket edilmesi durumunda, borca karşılık bir kâr-menfaat elde etme durumu söz konusu olduğundan caiz olmaz. Bunun yerine, paranın yüksek değer kaybının karşılanması talep edilebilir. Bu noktada sadece anaparanın kaybı alınabilir, fazlası faiz olacağından caiz olmaz.
(4) Müşterinin ödeme tarihini geciktirmesi halinde ek ücret alınmaması hükmü değiştirir mi?
Hayır değiştirmez, ilk işlem başlı başına bir vadeli sarf işlemine dönüşüyor.
(5) Bu işlem, “parayı belli bir süre kullandırma karşılığında komisyon alma” hükmüne girer mi?
Paranın belli bir süre kullandırılması karşılığında komisyon alınması başlı başına fıkhen mahzurludur. (Bkz. Sabit Getiri Karşılığında Borç Vermek Caiz Midir?)
(6) Eğer mevcut şekliyle uygun değilse, işlemin şer’an uygun olacak şekilde nasıl yapılandırılması gerektiğini açıklayabilir misiniz?
Peşin ve vadeli işlemlerden aynı ücret uygulanmalı.
Vadeli işlemlerde –iş yükü artmadığı sürece– ek bir ücret alınmamalı; yani ücret yükseltilmemeli.
Yüksek kur riskinde Enflasyon Oranında Ödeme çerçevesinde bir çözüm bulunabilir. Bu durumda da sadece anaparada yaşanan kayıp karşılanabilir, kâr elde edilemez. Bu baştan müşteri ile konuşulabilir, borcun tahsil tarihinde iki tarafın da mutabık olduğu bir para birimi/altın vb. üzerinden kayıpların karşılanması gerektiği ifade edilebilir. Buna kurum içerisinde yasal zemini olacak bir format hazırlanabilir.
Ödeme riskleri, yasal yollarla güvence altına alınmalı.