İçindekiler
Soru Detayı: Anne-babasının tavır ve davranışlarından, hususiyle Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmemelerinden dolayı içinde onlara karşı bir sevgi ve saygı eksikliği yaşayan evladın durumu nedir? Ebeveynini sevmemesi kişiyi günaha sokar mı?
Anne babayı sevip sevmemek hissi duygusal bir durumdur. Ancak açık saygısızlık ifade eden bir söz veya davranış ise fiilî bir durum oluşturur. Dolayısıyla gerek duygu, düşünce ve his, gerekse fiilî durum açılarından konuyu ele alıp sonra da her iki konuyu beraber değerlendirmek ve bir sonuca ulaşmak gerekmektedir.
Sorunuza kısaca şöyle cevap verebiliriz:
A- Duygu, Düşünce ve His Açısından Anne Babayı Sevmemek
Dinimiz, insanın içinden geçen ve fiile, eyleme dönüşmeyen şeylerden dolayı bizi sorumlu tutmaz. Çünkü onlar söz ve davranışa, yani fiile (sorumluluk alanına) girmemiştir.
a- Kur’an Açısından Duygu, Düşünce ve Sorumluluk
Kur’an’ın ilk nazil olduğu zamanlarda şu ayet-i kerime nazil oldu:
لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ ۖ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ ۗ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Bakara suresi, 2/284)
Bu ayet indiğinde sahâbe, insanın kalbinden geçen ve engel olamadığı düşüncelerden dahi hesaba çekileceğini anlayarak çok ağır bir sorumluluk hissetmiştir. Belli bir süre bu ayetin gerektirdiği gibi yaşamaya çalışsalar da takatleri yetmemiş ve Resûlullah’a gelmişler ve hâllerini arz etmişlerdir.
Ebû Hüreyre’nin (ra) rivayetine göre bu ayet nazil olunca sahâbe Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek diz çöktüler ve şöyle dediler:
يَا رَسُولَ اللَّهِ، كُلِّفْنَا مِنَ الْأَعْمَالِ مَا نُطِيقُ: الصَّلَاةَ وَالصِّيَامَ وَالْجِهَادَ وَالصَّدَقَةَ، وَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَيْكَ هَذِهِ الْآيَةُ وَلَا نُطِيقُهَا
“Yâ Resûlallah! Namaz, oruç, cihad ve sadaka gibi gücümüzün yettiği amellerle yükümlü kılındık. Fakat şimdi sana bu ayet indirildi; buna gücümüz yetmez.”
Resûlullah (sav) onlara:
قُولُوا: سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا، غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
“İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz; dönüş ancak sanadır, deyiniz.”
buyurdu. Onlar da teslimiyetle bunu söylediler. Bunun üzerine Bakara 285. ayet indirildi:
وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
“Onlar: ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş ancak sanadır.’ dediler.” (Müslim, Sahîh, Îmân, “Kalpten geçen düşüncelerin bağışlanması” babı, hadis no. 125.)
Bu hadiseden sonra Allah (cc) o hükmü kaldıran 286. ayeti indirdi:
لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ
“Allah hiçbir kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Kişinin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük de kendi aleyhinedir.”
رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ
“Rabbimiz, bize, gücümüzün yetmeyeceği yükler yükleme!”
b- Hadis Açısından Duygu, Düşünce, His ve Sorumluluk
Bu hükmü destekleyen bir başka delil de Efendimiz (as)’ın bu konudaki sözleridir:
إِنَّ اللَّهَ تَجَاوَزَ لِأُمَّتِي مَا حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا، مَا لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَتَكَلَّمْ
“Şüphesiz Allah, fiile dökmedikleri veya dilleriyle söylemedikleri sürece, ümmetimin içlerinden geçirdikleri şeyleri bağışlamıştır.” (Buhârî, Sahîh, Eymân ve’n-Nüzûr, “Yeminler niyetlere göredir” babı, hadis no. 6664)
Hissî olarak yaşadığımız şeyler çoğu zaman elimizde olmayan şeylerdir. Mesela bir böceği görünce bazılarının içi bulanır. Aslında o böceğin bir sanat-ı ilahî olduğunu biliriz; fakat yine de içimizdeki bulantıyı engelleyemeyiz. Bazen bir kokudan veya hiç tahmin edilmeyecek bir şeyden dolayı da bu tip durumları yaşarız.
B- Konu Anne Baba Olunca
Konu anne baba olunca biraz daha dikkatli olmak gerekmektedir. Zira anne baba hakkı, ister mümin isterse kâfir olsunlar, dinimizde ve insanî olarak çok önemli bir yere sahiptir.
1- Ayetlerde Anne Babaya İyilik ve Saygı
Şu ayet, Allah’a kulluktan hemen sonra anne babaya iyilik yapmayı emreder:
وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا ۚ إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا
“Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anne babaya iyilik etmenizi kesin olarak emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara ‘öf!’ bile deme; onları azarlama; onlara güzel ve gönül alıcı söz söyle. Onlara merhametle tevazu kanadını indir ve: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse sen de onlara merhamet et!’ de.” (İsrâ, 17/23-24. Ayrıca bkz. Nisâ, 4/36.)
Allah’a kullukla anne babaya iyiliğin art arda zikredilmesi, onlara iyilik yapmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Şu ayette de özellikle annenin çektiği zahmet nazara verilerek onlara ve Allah’a şükran ve teşekkür borcumuz olduğu bildirilmektedir:
وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَىٰ وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
“Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu güçsüzlük üstüne güçsüzlük çekerek taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içindedir. ‘Bana ve anne babana şükret; dönüş ancak banadır.’” (Lokmân, 31/14.)
2- Hadisler Açısından Anne Babaya Saygı
Anne baba hakkıyla ilgili hadislere bakıldığında da aynı şekilde anne babaya saygı gösterme, iyilik yapma hususunun vurgulandığı görülmektedir.
a- Ebû Hüreyre (ra)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte:
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ صَحَابَتِي؟ قَالَ: أُمُّكَ. قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ أُمُّكَ. قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ أُمُّكَ. قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ أَبُوكَ.
Bir adam:
“Yâ Resûlallah! Güzel davranmama insanların en layık olanı kimdir?” diye sordu. Resûlullah, “Annendir.” buyurdu.
“Sonra kim?”
“Annendir.”
“Sonra kim?”
“Annendir.”
“Sonra kim?”
“Babandır.” buyurdu.
(Buhârî, Sahîh, Edeb, no. 5971.)
b- Anne babaya karşı gelmenin büyük günahlardan olduğu da yine hadislerde ifade edilmektedir.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ ثَلَاثًا، قَالُوا: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: الْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ…
“Size büyük günahların en büyüklerini haber vereyim mi?” Bunu üç defa söyledi. Sahâbe: “Evet, yâ Resûlallah!” dedi. Buyurdu ki: “Allah’a ortak koşmak ve anne babaya karşı gelmek…” (Buhârî, Sahîh, Edeb, hadis no. 5976.)
c- Anne babası yanında yaşlandığı hâlde cenneti kazanamayanın burnu sürtülsün diyerek bunu üç defa tekrar etmesi (Müslim, Sahîh, Birr ve Sıla, hadis no. 2551.) gibi bir hayli hadis-i şerifte anne baba hukukunun dinen ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
C- Kâfir Anne Babaya Saygı
Anne baba müşrik ve kâfir ise onlara dinî konularda, yani dinî yaşamamıza engel olduklarında, bu hususta onlara itaat etmek gerekmez. Bu hususla ilgili olarak Lokmân Suresi’nin 31/15. ayetinde, onlara iman ve kulluk, yani dinî konularda itaat etmeme; fakat diğer konularda güzel geçinme tavsiyesinde bulunulmuştur:
وَإِنْ جَاهَدَاكَ عَلَىٰ أَنْ تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا ۖ وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا
“Eğer anne baban, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla güzel bir şekilde geçin.”
Yani inanç konusunda itaat yoktur; fakat saygısızlık da yoktur. Bunun sünnette çok çarpıcı örneği de mevcuttur. Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ bint Ebî Bekir (ra)’ın anlattığı bir hadisede şöyle geçmektedir:
“Resûlullah (sav) zamanında annem yanıma geldiğinde annem henüz müşrikti. Resûlullah’a danışarak: ‘Annem benimle görüşmek ve benden yardım görmek istiyor. Onunla ilgilenip sıla-i rahimde bulunayım mı?’ dedim. Resûlullah:
‘Evet! Annenle ilgilen ve ona iyilikte bulun.’ buyurdu.” (Buhârî, Sahîh, Edeb, 5978.)
Netice Olarak
- Kur’an ve sünnet kriterlerine göre insan, iç dünyasındaki duygu, düşünce ve hislerinden söz ve eyleme dönüşmedikçe sorumlu değildir.
- Yalnız söz konusu anne baba ve onların evlat üzerindeki hakları olunca, her ne kadar onları sevmemek dinen günah olmasa da bu, kişiye, evlada onlara saygısızlık yapma hakkı vermez.
- Kur’an ve sünnete göre evladın, anne babanın dine ters emir ve telkinlerinde onlara itaat etmesi gerekmez; fakat başka hususlarda hürmet ve saygıda da kusur edilmez. Dinî konular dışındaki konularda iyi geçinmek esastır.
- Kur’an ve sünnetin hükümlerine göre anne müşrik veya kâfir bile olsa onlarla sıla-i rahim (gelip gitme, ziyaret, akrabalık ve evlatlık ilişkileri) devam ettirilmesi, iyi geçinilmesi bir vecibedir. Kaldı ki soruda bahsi geçen anne baba, ne kâfir ne de müşriktir.
- Allah korusun, öyle olsalar bile onları iman adına kazanmak için (Hz. Ebû Bekir’in yaşlı babasını sırtında Peygamber Efendimize getirip iman ettirmesi azminde olduğu gibi) biz de evlat olarak onlara:
a- Her zamankinden daha saygılı davranarak onlara şefkat ve merhamet nazarıyla bakmalı.
b- Onları sevmesi ve yanlış yola girmemeleri için Allah’a dua etmeli.
c- Onları katiyen kınamamalı, hakir görmemeli; bu konularda onlarla tartışmamalı; “Size ne oldu, geçmişte böyle değildiniz.” vs. gibi sözler söylemekten kaçınmalı. Onlara irşat veya nasihat havasına girmemeli. Tabii ki onları incitmeyecek ve tepkilerine sebebiyet vermeyecek şekilde onlarla konuşmakta bir mahzur yoktur, tam tersine bu herkes için bir vazifedir fakat çocuğun anne babasına hâl ve temsil dışında bir nasihatçi, mürşit tavrı takınması da onlara ağır gelecek bir davranıştır ki ekseriyetle fayda sağlamayacağı gibi tepki de oluşturabilir.
d- Bazen anne babaların çocuklarını, bazen de çocukların anne babalarını irşat ettiğini düşünmeli ve onlara bu hususta güzel bir üslupla hitap etmeli, hâl ve davranışlarla hatırlatıcı olmaya çalışmalıdır. Ancak onlar tarafından emir, tavsiye, nasihat, irşat, tebliğ gibi algılanacak söz ve tavırlar ters tepki yapabilir.