Sünnet Namazları Yerine Kaza Namazları Kılınabilir mi?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Vaktinde kılınamayan her farz namazı kaza etmek farzdır. Namazın vaktinin geçmesi, ister kasten, ister hata ile ve ister uyku sebebi ile olsun hüküm değişmez.(Fetâvâ-i Hindiyye) Yani her ne şekilde olursa olsun mazeret kalkınca namazı kaza etmek gerekir. Farz namazların kazası farz; vacip namazların kazası vacip; sünnet namazların (yalnız sabah namazının sünneti zeval vaktine kadar kılınırsa) kazası ise sünnettir. (İbn-i Abidin, 2/66) Namazla mükellef olan bir kimse kazaya kalmış namazını kaza etmekle günahtan kurtulmuş olmaz ayrıca namazı kazaya bırakmış olmaktan ötürü tevbe etmesi de gerekir.

Bir kimsenin çok olan kaza namazlarını çoluk çocuğun nafakası vesair ihtiyaçlar sebebiyle geciktirmesi caizdir. Her gün evvelâ çalışır sonra kılabildiği kadar kaza kılar. Namazları bitinceye kadar bu şekilde hareket eder. Nafile namazlarda ise geçmiş namazların kazasıyla meşgul olmak nafilelerden daha evlâ ve mühimdir. Bundan yalnız farz namazların sünnetleriyle kuşluk ve tesbih namazları, bir de hakkında hadis rivayet edilen namazlar müstesnadır. (İbn-i Abidin, 2, 74 ) Yani, beş vakit namazın farzlarından önce ve sonra kılınan sünnet namazlarla, teheccüd, duha namazı gibi bizzat Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından belirlenen nafile namazları kılmak yerine kaza namazları kılınması tercih edilmez. Kaza namazları için ayrı vakit ayrılması gerekir. Böylece, bahsedilen sünnet ve nafile namazların sevabından mahrum kalınmamış olur.

Bu mesele hakkında Hanefî mezhebinin görüşünü daha açık bir şekilde ifade etmesi bakımından Ömer Nasuhi Bilmen’in ifadelerine başvuralım; “Kaza namazları ile iştigal, nafile namazlar ile iştigalden evladır, ehemdir “daha mühimdir.” Fakat farz namazların sünnetleri –ister müekked olsun ister gayri müekked ol­sun – bundan müstesnadır. Yani bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi daha faziletli değildir. Bilakis bu sünnetlere niyet edilmesi evlâdır. Hatta kuşluk, tesbih namazları gibi haklarında hadis bulunan nafile namazlar da böyledir. Bunlara da böyle nafile olarak niyet etmek evlâdır. Çünkü bu sünnetler farz namazlarını tamamlar, onlardaki eksik gedikleri giderir. Ayrıca, bahsedilen sünnet ve nafile namazların telâfisi mümkün değildir, kaza namazlarının ise muayyen vakitleri olmadığı için telâfileri mümkündür.

Böyle olmakla beraber namazları kazaya bırakmak bir günah­tır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri fe­da etmek münasip olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak Allah’ın afvına sığınması gerekirken, hakkında Resûlullah’ın şefaatinin tecellisine vesile olacak bir kısım müba­rek sünnetleri terketmesi nasıl uygun olabilir? Hem bir kısım va­kit namazlarını kazaya bırakmak, hem de farz namazların edasındaki kusurları gideren, eksikleri tamamlayan sünnetleri terk etmek iki kez kusur olmaz mı? Bunun aksine olan bazı nakiller muteber değildir, fetva verilen görüşe zıttır.

Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait va­kit bulamadıklarını iddia eden bulunursa, bunlar insaflıca bir iddi­ada bulunmuş sayılmazlar. Beyhude yere en kıymetli vakitlerini zayi eden insanlar bilmem böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler.” (Ömer Nasuhi Bilmen, İlmihal, 166 (md299).)

Sonuç olarak Hanefî mezhebinden olanların kaza namazı kılacağım diye hadislerde açıkça belirtilen sünnet ve nafile namazlarını terk etmemeleri gerekir. Şafiî mezhebinden olanlar ise kaza namazlarını kılma adına sünnet namazlarını terk edebilirler ancak şunu da unutmamak gerekir ki Şafiî mezhebindeki bu içtihadın sebebi sünnetlere ehemmiyet vermemekten kaynaklanmamaktadır. Şafiî mezhebine göre kaza namazlarını hemen kaza etmek vacip olup bu mesele o kadar hayatîdir ki çok önemli de olsa sünnet namazları, kaza namazının hemen kılınmış olmasına bir engel görüldüğü için bu içtihada gidilmiştir. Dolayısıyla Şafiî mezhebinin görüşünü benimseyenler kaza namazlarını sadece sünnet namazlarını kılarken değil vakitleri müsait oldukça hatırlayacaklar ve elden geldiğince kaza namazı borçlarını ödeme yoluna gideceklerdir. Dolayısıyla, müslümana yakışır şekilde ve ciddi bir mesuliyet şuuruyla boş vakitlerini kaza namazı kılarak değerlendirmeyen, borçlarını hemen ödemek için herhangi bir derdi olmayan bir insanın, kaza kılacağım diye sünnetleri terk etmesi, hassas bir müminlik şuuruyla ne derece ölçülebilir, bunu o insanların takdirine bırakmak gerekir.

Hanefî mezhebinde de kaza namazlarını hemen kılmak vaciptir ancak sünnet namazları kaza namazlarının hemen kılınmasına bir engel değildir ve zaten farz namazı kazaya bırakmış olmakla işlenen hatayı bir de sünnetleri terk etmekle ikiye çıkarmamak benimsenmiştir.

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

9|118|Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.
Sura 9