Fizikî ve ruhsal rahatsızlıkların tedâvisi adına geçmişten günümüze pek çok yöntem uygulanmıştır. Bunların bir kısmı, tecrübe ile öğrenilmiş bilgiye dayanırken, bir kısmı da ne bilimsel ne de dinî temeli olan uygulamalara dayanmaktadır. “Şifacılık eli” alıp verme de genellikle ikinci kısma girmektedir. Yani bu uygulamalar ne bilimsel bilgi ne de dinî kaynaklar üzerinden temellendirilebilen, çoğunlukla kaynağını batıl inançlardan alan bilgi ve uygulamalara dayanmaktadır.
Tıbbî bilgi, eskiden beri belirli tecrübelerle birikegelmiş; nesiller birbirinin tecrübe ve birikimlerinden faydalanmışlardır. Günümüz şartlarında bu bilgi, akademik düzeyde üniversiteler aracılığıyla elde edilmektedir. Bunun yanı sıra tecrübeye dayalı bazı geleneksel tedavi yöntemleri de uygulanmaktadır. Bu manada bir el alıp vermeden bahsediliyorsa bunda sakınca yoktur.
Çeşitli rahatsızlıkların iyileşmesi için gerek Kur’an’dan gerek Sünnet’ten gerekse –bu iki kaynağın meşruiyet sınırları içerisinde kalmak kaydıyla– ehil insanlardan öğrenilen duaların okunması veya bunların işin ehlinden öğrenilmesi ve uygulanması manasında bir şifacılıkta da –meşru zeminde kalmak kaydıyla– bir mahzur yoktur.
Ancak tecrübî tıbbi bilgi ve dua haricinde biyoenerji, reiki gibi uzak doğu inanışlarının veya eski Türk inancının uzantısı olarak ‘ocaklıdan el alma’ veyahut modern spiritüel akımların birer yansıması olarak ‘şifacılık’ veya ‘şifa eli alma/verme’ gibi uygulamaların dinimizle telif etmek mümkün değildir.
Sonuç olarak; fizikî ve ruhsal rahatsızlıkların tedavisi için işin eğitimini almış uzmanlarına müracaat edilmelidir. Bunun yanı sıra, şifanın asıl kaynağının eş-Şâfi ismiyle muttasıf Cenâb-ı Hakk olduğunun farkında olunmalı ve uygulanan tedavi yöntemlerinin sonuç vermesi için O’na dua edilmelidir. Bunlar dışında ne bilimsel bilgi ne de dinî bilgi ile örtüşen, ancak dinî bir kisve veya ritüele büründürülmüş uygulamalardan sakınılmalıdır.