Hz. Musa, Hz. Yusuf ve Ashab-ı Kehf, Bir Saray Ortamında Büyüyorlar, Fakat Her Birinin Ortaya Koyduğu Hizmet Modeli Farklı Gibi Görünüyor. Bu Farklılık, Zaman ve Şartlardan Kaynaklanan Bir Farklılık mıdır?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Ashab-ı Kehf’in bizzat sarayda doğup büyüyen gençler olduğu anlaşılıyor. Mü’min-i âl-i Firavun da, bir saray mensubu. En kritik bir noktada Hz. Musa’yı koruma adına ortaya atılıyor. Ya-Sin Sûresi’nde geçen ve “aksa’l-medine”, yani şehrin öte ucundan geldiği beyan buyurulan, bazı rivayetlerde isminin Habibü’n-Neccar planlarını da, ona âksa’l-midene”den gelen bir kişi haber vermişti. Anlaşıldığı kadarıyla, “aksa’l-medine”den kasıt, şehrin en yüksel yeri, yani idare konağı, saray demek oluyor. Mü’min-i Âl-i Firavun’la Habibü’n-Neccar’ın fonksiyonu aynı olduğunu anlatılan zat da, herhalde ona benzer bir saray mensubuydu. Hz. Musa’ya, sarayda hakkında yapılan öldürme gibidir. İkisi de, Allah’ın peygamberlerini korumak için kritik bir noktada ortaya çıkmışlardır; bir farkla ki, Habibü’n-Neccar şehid edilirken, Mü’min-i Âl-i Firavun’un kurtulduğunu, hattâ muvaffak olduğu anlaşılıyor. Mü’min-i Âl-i Firavun’un, Firavun’un ordularının başkumandanıydı; Hz. Âsiye’nin ağabeyi olduğu da söyleniyor.

Hz. Musa (as), sarayda büyümüşse de, gençliğinde orayı terk etmek zorunda kalmış, 10 yıl sonra risalet vazifesiyle geri dönmüştür. İsrail Oğulları’na gönderilmiş bir peygamber olması hasebiyle, misyonu Hz. Yusuf’unkinden farklı bir keyfiyet arz etmektedir. İsrail Oğulları’na, unuttukları Hak Din’i hatırlatacak, onları Mısır’dan alıp, Firavun’un zulmünden kurtaracak ve bir başka diyara götürecektir. Hz. Yusuf (as) ise, bilindiği gibi, Mısır’da saraya bir köle olarak girmiştir. Sarayda önemli bir kadın kendisine tutulunca, bu musibetten korunmaya çalışmış; o kadar ki, “belki onların ısrarlı davetleri ve tahrikleri karşısında bir kapılma emaresi gösterebilirim”korkusuyla zindanı tercih etmiştir. Diğer tarafın onu baştan zindana atma niyeti yoktur; ancak iş ortaya çıkınca, eğer Hz. Yusuf zindana atılmazsa, Hz. Yusuf’un masumiyeti bütün bütün tebarüz eder ve töhmet tamamen üzerlerinde kalır endişesiyle, onu zindana atmaya karar verirler. Hz. Yusuf da, günahtan korunma adına zindanı tercih eder. Tebliğine de burada başlar. İlmi, irfanı, basiret ve firaseti ve değeri burada, zindan arkadaşları arasıda anlaşılır ve Allah, daha sonra bütün kapıları ona ardına kadar açar.

Ashab-ı Kehf, sarayda doğup büyümüş gençlerdi. Ülkede putlara tapılmasının karşısında gürül gürül bir sesle ortaya çıktılar, kıyam ettiler; Nureddin Topçu’nun egzistansiyalistlerden alarak çok işlediği ‘isyan ahlâkı’ diyebileceğimiz bir tavırla baş kaldırırlar: “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz; aksi halde, gerçek dışı, pek saçma bir şey söylemiş oluruz.”İdarenin üzerlerine gelmesiyle de, saraydan uzaklaşıp, bir mağaraya sığınırlar. Onların, böyle yapması gerekiyordu. Sarayda büyümüş gençler; suçları sadece “Rabbimiz Allah”demek; bu suçla sarayı terk etmek zorunda bırakılınca, sarayda ve aileleri arasında, mazlumiyetlerinden gelen bir duygu hareketlenmesi, kalp hareketlenmesi ortaya çıkar. Onların, esasen sarayda duramamalarına sebep olacak hiçbir kötü davranışları, suçları olmamıştı. Tamamen inançlarından dolayı bir sürgüne maruz bırakılıyorlardı. Bir süre sonra o sarayın da, onun bulunduğu memleketin de Hak Din’e teslim olması, onların mebde’deki bu hareketlerinin, başkaldırmalarının ardından gelen mazlumiyetlerinin neticesidir.

İsmail Ünal

Etiketler:, , , ,

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

74|35|Ki o gerçekten en büyüklerden biridir.
Sura 74