Kabirde insana bütün hayatından hesap sorulacak mıdır?

Print this pageEmail this to someoneTweet about this on TwitterShare on Facebook0Share on Google+0

Kabirde insana bütün hayatından hesap sorulacak mıdır? Sorulacaksa kıyamet günündeki hesaba ne lüzum var? Mü’min ve kâfir kabirde nasıl bir hayat yaşar?

Sorunun son tarafı berzah hayatıyla alâkalı. İnsan için çeşitli hayat mertebeleri söz konusudur. Ehl-i şuhud ve keşif, bu mertebelerin çoğuna muttalidirler. Meselâ, hayalin kendine mahsus bir âlemi vardır; hayali geniş olan kimseler, bizim göremediğimiz pek çok şeyi âdeta görür gibi olurlar. Onlar için safha safha geçmiş ve satır satır gelecek birden duyulur ve yaşanır. Hayalin hemen bir adım gerisinde rüyalar âlemi; rüyalar âleminin az ötesinde berzah buudu; berzahın daha ötesinde ise, Cennetiyle-Cehennemiyle en hakikî ve râsıh âlem olan ukbâ vardır. Oradan bu tarafa gelirken berzah âlemi, Cennet âleminden biraz uzak, bizden de biraz ötede bulunmaktadır. Bu âlem, ruhanîlerin cevelangâhı gibi bir yerdir. Burası rüyalar âleminden biraz daha râsıh ve köklü bir âlem mahiyetindedir. Berzah âlemiyle içli dışlı yaşayanlar orayı burayı bir arada görürler. Tabiî bu tür hâlleri, مَنْ لَمْ يَذُقْ لَمْ يَعْرِفْ fehvâsınca tatmayan da bilmez.

Şimdi sorunun ilk bölümüne gelelim. Bir insan imansız olarak ölürse kabirde azap görecektir. Hadisin ifadesiyle “dağtatü’l-kabr” yani kabrin sıkıştırması haktır.[1] Fakat orada hesap yoktur; zira hesap, mahkeme-i kübrâda görülecek ve imansız ölen bir insan Cehennem’e gidecektir.

Bununla beraber Kur’ân, kabir azabına da işarette bulunur.[2] Bununla beraber, mü’minin dünyada çektiği sıkıntılar, onun günahlarına keffaret olduğu gibi, ölüm esnasındaki ızdırapları, kabirde maruz kaldığı/kalacağı tecziye türü hususların da ahiret azabını hafifletme adına arındıran birer ameliye oldukları söylenebilir.

Çok sıhhatli olmasa da siyerde şöyle bir vak’a nakledilir: Hz. Abbas, Hz. Ömer’i çok sevmektedir. O, Hz. Ömer’in vefatından sonra onu rüyasında görmek ister. Ancak aradan altı ay geçtikten sonra onu rüyasında görür ve sorar: “Yâ Ömer! Altı aydır neredeydin, seni bir türlü göremedim!” Hz. Ömer ona, “Ancak hesaptan kurtuldum!” der.[3] Hz. Ömer, âbide-i İslâmiye ve insaniyedir.. ve nebilerden sonra ka’bına ulaşılamazlardandır. Ancak, ihtimal onun da mukarrabîn ölçüsünde bazı lememleri vardı. Mahkeme-i kübrâda “hasenât-ı ebrâr” diyeceğimiz lememden en ufak bir iz kalmayacak şekilde –muhtemel– bir arınma faslı yaşamıştı.

Şimdi de bizzat rüyada kendim yaşadığım bir müşâhedemi arz etmek istiyorum: Yakın zamanda bir yakınımı gördüm. Arkasından yürüyordum. –Şuuraltı olduğuna ihtimal vermiyorum.– Ona, bir buçuk senedir nerede olduğunu sorunca bana şöyle cevap verdi: “Bir buçuk senede ancak paçayı kurtarabildim!”

Evet, binlerce ehl-i keşif ve müşâhedenin açıktan açığa müşâhedesiyle bir kısım küçük günahları irtikâp etmiş mü’minler, hesaptan evvel kabrin sıkıştırmasıyla herhâlde bu günahlarından arındırılıyor ve huzur-u kibriyaya öyle alınıyorlar.

Kabir sıkmasına, Sa’d b. Muaz (radıyallâhu anh) gibi seviye insanı bir sahabinin durumu açık bir örnektir. O Sa’d ki vefatında Cibril (aleyhisselâm), Allah Resûlü’ne gelip şöyle demişti: “Sa’d’ın ölümüyle Arş ihtizaza geldi yâ Resûlallah!”[4] Ayrıca cenazesine iştirak eden Allah Resûlü, ayaklarının ucuna basarak yürüyünce bunun sebebi soruldu. Efendimiz de şöyle cevap verdi: “Cenazesini teşyî için o kadar melâike indi ki, onları rahatsız etmemek için böyle davrandım.”[5]

İşte böylesine yüce bir kamet olan Hz. Sa’d kabre konunca, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Fesübhânallah, kabir Sa’d b. Muaz’ı da sıkarsa!”[6] deyip taaccüplerini ifade etmişlerdi. Evet, muhacirlerin efendisi Hz. Ebû Bekir olduğu gibi, Sa’d b. Muaz da ensarın Ebû Bekir’idir. O, Hendek’te şehit olmuştur. Ne hikmete binaen söylediğini bilmesem de o, yaralı bir vaziyette ve üzerinden kanlar akarken şöyle diyordu: “Allahım! Habibin uğrunda O’nun düşmanlarına karşı yine savaştıracaksan beni yaşat. Eğer bir daha savaşamayacaksak, benim yaşamamın da mânâsı yoktur ve Sen, beni vefat ettir.”[7] Evet, onun hayatının gayesi hep Allah yolunda mücadele ve mücahede olmuştur. Bu itibarla, nazarımda Sa’d o kadar büyük ve âlidir ki Everest Tepesi onun yanında derin bir çukura dönüşür.

Sahanın uzmanı ve “ehl-i keşf-i kubur” olmadığım için kabir azabının keyfiyetini anlatma mevzuunda bu kadarlıkla iktifa etmek istiyorum.

[1] Bkz.: İbn Hibbân, es-Sahîh 7/379; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 12/232. [2] Bkz.: Mü’min sûresi, 40/46. [3] Bkz.: Şemseddin Sivasî, Menâkıb-ı Çehar-ı Yâr-ı Güzin s.183. [4] Buhârî, menâkıbü’l-ensâr 12; Müslim, fezâilü’s-sahâbe 123. [5] Bkz.: İbn Abdilberr, el-İstîâb 2/604; İbn Hacer, el-İsâbe 3/84. [6] Bkz.: İbn Hibbân, es-Sahîh 7/379; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 12/232. [7] Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/141; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 6/6.

Kaynak: M. Fethullah Gülen, Çizgimizi Hecelerken

Etiketler:

Bütün Sorular

Sitemizdeki bütün soruları aynı anda görmek isterseniz

Bir Ayet

42|8|Eğer Allah dileseydi onları bir tek ümmet elbette yapıverirdi. Fakat O, dilediği kişiyi/dileyeni rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için ne bir dost vardır ne de bir yardımcı.
Sura 42