Allah'ın affediciliğini hepimiz biliyoruz. Bilmek bir açıdan kolay fakat, bu bilmenin gereğini yerine getirmek her zaman kolay olmuyor.. Yani o af kapısına yönelmek, ümitle beklemek. Bunlar da aslında kolay olmasına rağmen, nefsin gafletinden, bir kapıda itirafta bulunmanın insana ağır gelmesinden ve dua etmenin ve af dilemenin fazileti ve neticeleri bilinmediğinden dolayı zorlaşabiliyor.. Allah bu kadar affedici iken, O'nun kapısına yönelmemek ne büyük gaflet.. O, "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin" derken "o kadar günahım var ki, affedilmez" demek, ne büyük cüret! |
|
Devamını oku...
|
|
Feminizm, batıda ortaya çıkmış sonra da bizim dünyamıza taşınmış bir meseledir. Kadın-erkek eşitliğini savunan bu akımın temeli, batıdaki ortaçağ döneminde yaşanan karanlık düşüncenin, kadına olan aşağılayıcı bakışına gösterilen tepkiye dayanır. O dönemde kadının bir varlık olarak kabul edilip edilmeyeceği tartışılıyor, hatta kadın bir şeytan olarak görülüyordu. Yüzyıllardır bu ve buna benzer anlayışlar devam etti ve son yüzyılda renk değiştirdi. |
|
Devamını oku...
|
|
Günümüz dünyasında İslam’ı eleştirmek isteyenlerin dillerine doladığı hususlardan birisi de kadının mirası meselesidir. Her şeyi yerli yerine koyan ve herkese hak ettiği konumu veren dinimiz, miras meselesinde de kadına, adalet ve hikmet çerçevesinde hakkını vermiştir. Melekler, Allah’ın her işinde bir hikmet olduğunu Kur’an-ı Kerim’de şöyle dile getirirler: “Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan Sensin” dediler.” (Bakara suresi, 2\32) Yani Kur’an-ı Kerim, meleklerin lisanıyla bizlere Allah’ın (celle celaluhu) her işinde bir hikmet olduğunu bildirmektedir. Buna göre Kur’an-ı Kerimde bize bildirilen hükümlere itaat etmek cümle müminlerin şiarıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
Kadın, şefkatiyle, iffetiyle, iç nezahet ve nezaketiyle değerler üstü değerlere sahip müstesna bir varlıktır. Cenab-ı Hakk’ın güzelliğinden gelen bir parıltıyla güzelleşen kadın, kendine mahsus değerinin yanında, bir eş ve bir anne olması hasebiyle yuvanın da direği mesabesindedir. Yuva onunla ayakta durur ve bu küçük mekânda hayata hazırlanan yavrucuklar da onun terbiyesinde yetişirler. İyi yetişmiş bir eş ve anne olarak kadın, yuvanın baş aktörüdür ve içinde bulunduğu toplumun da mimarıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
|